Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Gençlerin Gözünden Türkiye

Serhat AKTAŞ
28 Aralık 2020Serhat AKTAŞ
2139OKUNMA

Sorunların Tespiti Çözüm İçin Yeterli mi?

Ipsos Türkiye tarafından Ocak 2020 tarihinde yayınlanan rapor dikkat çekici. “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna ekonomi cevabı verenler yüzde 58 oranla ilk sırada bulunuyor. Ekonomide hangi sorunlar tartışılabilir diye kendime sorduğumda öne çıkan alt başlıkları bu yazıda bir araya getirmek istedim.

Makro iktisadi pencereden bakıldığında ihracat, kalkınmada önemli bir rol üstleniyor. Net dış ticaretin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) katkısı bakımından ihracat büyük öneme sahip. Ülkemizde ihracatın son yıllarda yükseldiğini görüyoruz. Ancak üretimde ithal hammadde ve ara malına ihtiyaç duyuyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2019 yılına ilişkin yayınladığı verilere göre ithalatta hammadde ve ara mallarının payı yüzde 77 oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 85 olarak gerçekleşti. Dolayısıyla ihracatın ithalata bağımlılığını azaltacak yöntemlere ihtiyacımız var. İthal girdiye bağımlı imalat sanayimiz, döviz kurundaki oynaklıktan ciddi şekilde etkileniyor. Türk Lirası’nın son yıllarda yaşadığı değer kaybı ise yatırımcılar için risk ve belirsizlikleri beraberinde getiriyor.

Katma değerli ürün üretmede ise henüz etkin değiliz. Güçlü üretim potansiyelimize rağmen 2010 – 2019 yılları arasında yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatındaki payı yüzde 3,5 - 4 arasında seyretti.Dünyanın talep ettiği teknolojiyi ihraç edebilmemiz için bilime daha fazla kaynak ayırmamız gerekiyor.

Ticari amaçla yaptığım seyahatlerde ve katıldığım fuarlarda sanayicilerimizin katma değerli üretime dair tartışmalarına tanıklık ettim. Ancak bu konular tartışılan masalardan öteye gitmiyor gibi görünüyor. Çünkü bugün yaptığımız ihracatın kilogram başına değeri 1.35 dolar civarında. Teknolojik ürün ihracatıyla öne çıkan Güney Kore’de kilogram başına ihracat 2.54 dolar, Japonya’da ise 4 dolar civarında katma değer üretiyor. Bugün ABD ve Çin arasındaki çekişme Huawei ekseninde tartışılmaya başlandıysa, bu şirketin milyarlarca dolarlık kaynağı Ar-Ge faaliyetlerine ayırmasının katkısını görmezden gelemeyiz.  

Metropollere sıkışan hayatlarımız tarımı ve doğayı tehdit ediyor

Verimli tarım arazilerimizin günden güne azaldığı görülüyor. Son 12 yıllık veriler, çiftçi sayımızın neredeyse yarı yarıya azaldığı gösteriyor. Aylardır etkileriyle boğuştuğumuz Covid-19 salgını tarım ve hayvancılıkta kendine yetebilme çabasından vazgeçilmemesi gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Öyle görünüyor ki insan, dünyaya iyi davranmayışının sonuçlarını bu tür salgınlarla tekrar karşılaşarak görecek. Verimli topraklara sahip ülkemizin tarımda kendi kendine yetebilecek hatta ihraç edebilecek gücü hala varken bu imkanlara sahip çıkmamız gerekiyor. Tarımı koruyamadığımız sürece gelecek 10 yılda nüfusun yüzde 80’inin 15 büyük şehre göç edeceği bekleniyor.   

Ekonomik büyüme mi, kalkınma mı?

Kısa vadeli büyüme hedefleri yerine uzun vadeli kalkınma stratejilerinin benimsenmesi gerekiyor. Ekonomik istikrarı ancak bu yolla sağlayabiliriz. Enflasyonu, döviz kurlarını ve faizi öngörülebilir hale getirmek için seçilecek yöntemlerin kalkınma stratejileri olması gerektiğine inanıyorum.

Gelir dağılımının giderek bozulduğunu gözlemliyoruz. Yapılan çalışmalar toplumun yüzde 40’a yakın bir kesiminin günden güne daha fazla yoksullaştığını gösteriyor. Ekonomik açıdan zayıflayan kesimleri güçlendirmeden kalkınabilmek mümkün değil. Finansal hizmetleri daha yaygın hale getirmek ise yoksullaşan grup için büyük önem taşıyor. Dünya Bankası raporlarına göre Türkiye’de nüfusun yüzde 40’ı bankacılık sistemine kayıtlı değil ve finansal hizmetlerden faydalanamıyor.

Avrupa’ya kıyasla genç bir nüfusa sahibiz.  35 yaş altı kesim nüfusumuzun yüzde 55’ini oluşturuyor. Ancak genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 25’e yükselmiş durumda. Üniversite mezunu işsiz sayısı ise günden güne yükseliyor. Genç potansiyelimizi ne derece etkin kullandığımızı gözden geçirmemiz gerekiyor. Endüstri 4.0, Büyük Veri, Blok Zincir gibi gelişmelere en hızlı uyum sağlayacak olanların genç nüfusumuz olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Dünya nüfusunun büyük çoğunluğunu işsiz bırakabilecek güce sahip teknolojilere karşı harekete geçmek için hala vaktimiz var.  Demografik fırsat penceresinin sunduğu fırsatları geri çevirip çevirmemek bizlerin elinde. Genç nüfus yeni teknolojilerin kullanıcısı değil üreticisi olma hedefini benimsemeli.

Şimdiye kadar makro ölçekte sıraladığım ekonomik sorunlar bireylere nasıl yansıyor?

Hayat pahalılığındaki artış özellikle konut kiralarında, temel gıda ürünlerinde ve eğitim giderlerinde etkisini gösteriyor. Yerli gıda ürünleri yerine ithali tercih ediyoruz. İşsizlik ve azalan gelir sorunları nedeniyle tasarruf oranlarımız düşük kalıyor. Tasarruf sahipleri ise finansal yatırım aracı olarak altın ve doları tercih ediyor.  Borsa ve yatırım fonlarına ilgiyi arttırmak için finansal okuryazarlığı arttırmamız gerekiyor.

Yukarıda sunduğum ekonomik sorunların Türkiye’nin genel değerlendirmesi olarak yorumlanmasında fayda görüyorum. Bölgeler arası farklılıkların göz önünde bulundurulması ve analizlerin buna göre yapılması gerekiyor. Sorunların şikayetçisi olmak yerine çözümün bir parçası olmak için hepimizin görevi daha çok çalışan ve üreten bir nesil olmaktır. Geleceğin sunacağı fırsatlara zaman kaybetmeden uyum sağlayabilecek güce sahibiz.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor