Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Ekonomi, Maliye

Mehmet Nuri ASLAN
06 Aralık 2020Mehmet Nuri ASLAN
2895OKUNMA

Acı Reçete ve Sivri Sineğin Sazı

Gittikçe ağırlaşan bu üç yıllık krizi artık çözmek zorundayız; krizi aşmaya başlamanın ön şartı, elle tutulur önlemler içeren bir yapısal dönüşüm programını hazırlayıp ilan etmek, güveni hızla artırmak için de şeffaf ve takvime uygun bir şekilde uygulamaktır. Değilse, parça parça açıklanacak önlemlerin etkisiz kalacağı açıktır.

Neler olmalı programda?

Liradan kaçışı caydırmak, devleti ve ülkeyi tasarrufa yönlendirmek öncelik kazanmış durumda. Bunu sağlayacak parasal ve bütçesel yöntemler bellidir. Krizin ensemizde boza pişirdiği bu noktada, program, öncekilerden açık şekilde farklılık arz etmelidir: Dilek, temenni ve vaatler ifade etmek yerine, takvimli ve somut bir eylem planı içermelidir. Önlemler liradan kaçışı ve tasarruf seviyesini ülke çapında artırmayı hedefleyecek olduğuna göre belirli seviyede ekonomik daralmayı kabul etmelidir.

Evet, açıkça ifade edelim: Böyle bir programın vergi, zam, kesinti, kısıntı getirmesi gayet doğaldır. Enflasyonist baskıları azaltmak için kaçınılmaz olan bu önlemler, kriz yönetimi literatüründe acı reçete diye geçer. Huzursuzluk verir, dar gelirli kesimlere ise zehir gibi gelir. Üstelik bu tür köktenci önlemler, yeni bir sosyal uzlaşma sağlamak gibi zorlu bir çabayı da gerektirir. Bizde iktidarlar sık sık krize sürükledikleri ekonomiyi düzlüğe çıkarmak için böyle acı reçeteler yazıp uygulamaktan kaçınırlar, kemer sıkma programlarını uygulamaktan, dosdoğru söyleyelim, korkarlar. Bu yüzden doğru önlemler uzun süre ertelenir, sistem, tıpkı bugünlerde olduğu gibi sık sık tıkanır. 

2000 öncesi yıllarda girilen dış ödeme krizlerini aşmak için reçete hazırlamak ve uygulamak sorumluluğu, İMF’yi yedeğine alan ya da onun güdümüne giren askeri rejimler yüklenmek zorunda kaldı. Başka deyişle, eski düzenin özelliklerinden biri acı reçeteyi askeri idarelere yıkmaktı, ne var ki artık bugün buna imkan yoktur. Çözümü sivil siyaset yani hükümet bulmak zorundadır. 

O zaman, ilgili herkesin kuşkusunu dillendiren şu soruyu sormak gerekir: En az on beş yıldır genişlemeci politikalar uygulayan siyasi iktidar şimdi bunu yapabilir mi? Başka türlü de soralım: Seçmenine ve yandaşına yıllardır borçlanarak bal yedirmiş, on kez köşe döndürmüş, son kertede popülist bir siyasi yapıdan ülkemizde geçerli siyasetin tabiatına aykırı bir kriz çözme cesareti çıkabilir mi? Tarih tekerrür edecekse, çıkmaz. 

Ama tarihin tekerrür etmesinin günümüz gerçeğinde şartları yoktur. Bu bir umudu besleyenleri saf bulanlar bir bakıma haklıdır. Ancak ihtiyatlı bir umut, bize çok daha gerçekçi görünüyor. 

Bu iyimserliğin kaynağı ne olabilir, derseniz, şu düşünce tarzı gayet akıllıca da ondan:

Seçime epey var; iki sene boyunca harcamalarda bir ölçüde frene basılarak tasarruf edilir, önümüzdeki yıl biraz da turizmden ve ihracattan gelir sağlanarak döviz baskısı hafifletilir, yerleşiklerin döviz mevduatları çözülmeye başlar, bu ihtimali önceden gören sıcak para negatif faizler dünyasından bizim görece yüksek faizlere tamah ederek ülkeye gelir. Sistem çalışmaya başlar. Bunlar gerçekleştikçe dış ödeme krizi olasılığı aşılır, yüksek enflasyonun döviz kuru geçirgenliğinden beslenen kısmı kontrol altına alınır. Krizden çıkış süreci ekonomi yönetimine artan güvenle birlikte başlar. Mesele, piyasalara ve özellikle yabancı yatırımcılara güven vermektir. Güven ise kararlılık gerektirir. Kararlı bir şekilde uygulanan bir program hızla güven sağlar. Bu ise yeniden dengelenmenin ağır faturasını yıllara yayma imkanı verir. Pandeminin etkisini epeyce yitireceği 2021 yılında artacak risk iştahının bu programı cömertçe desteklemesi bence gayet mümkündür. Gelecek yılsonunda ihracat olanaklarının açılması ile büyüme süreci yeniden başlayabilir. Böylece seçimlerden önce faizler düşürülmesi suretiyle daha büyük ölçüde normalleşme sağlanır.

Açıkladığımız sürecin dışında tek seçenek, en az altı ay daha kusursuz bir fırtınanın eşiğinde oyalanarak dengesizlikleri ve güven erozyonunu artırmak, sonunda yine o fırtınaya yakalanmaktır. Durum böyle olunca, iktidarın tasarruf odaklı bir programı göze alacak cesarete sahip olduğunu kabul etmek daha rasyoneldir. 

Tekrarlayalım: Karar sahiplerinde ertelemenin büyük maliyetini görecek basiret ve somut önlemler uygulayacak cesaret hala yoksa er geç kopacak kusursuz fırtınadan sonra sistem hızla çözülür, sorunun kökenindeki tasarruf yetersizliği önü alınamayan ve giderek tırmanacak olan enflasyonla kapanmaya ve en çok dar gelirli halkın canını yakmaya başlar. Böyle bir süreçte, yoksulluğun hızla arttığını, yatırım isteğinin sıfıra indiğini, işsizliğin ve iflasların üretim kapasitelerimizi tahrip ettiğini göreceğiz. Kitlelerce ödenecek bedel bu durumda çok artar. Asıl acı reçete de aslında budur. Bunu iyice anlamazsanız, ertelemelere devam edersiniz. Öte yandan, yarınki kuşaklara da yansıyacak bedel çok daha artmasın, yığınla kargaşaya yol açılmasın, sosyal doku büsbütün zedelenmesin yani ciddi bir ekonomik ve siyasal çöküş yaşanmasın diye ferasetle ve cesaretle uygulanacak çözüm için kabul edilmesi gereken yaklaşım kesin olarak belli: Düşük faiz ve düşük kurla yaratılan yalancı refahın körüklediği savurganlıktan, türlü çeşitli gösteriş yatırımından ve tüketim-israf çılgınlığından, yani hepimizi sarmış olan mirasyedi tavrından öncelikle devlet olarak hemen vazgeçmemiz gerekiyor. Bunun için bütçe açığını ve cari açığı dizginleyecek önlemleri belirleyip uygulamaya koymak zorundayız. 

Birkaç yıl, yılda en az otuz kırk milyar dolardan fazla tasarruf etmemiz gerekiyor. Bu tutarı her yıl borç olarak bulsanız da sorun çözülmez. Ödemekte olduğumuz aşırı faizler devlet bütçesinin yüzde onundan fazlasını, vergi gelirlerinin ise yaklaşık yüzde on beşine ulaşmış durumda. Acil önlem alınmazsa artacak, azalmayacak. Borç ödemek için tasarruf ederek enflasyonun dörtnala kalkmasını önleyecekseniz, ayrıca lirayı güçlendirip rezerv biriktirecekseniz bunu tasarruf etmeden başaramazsınız. Bu matematiksel gerçeği herkes anlasın lütfen. Özelleştirme benzeri bir kerelik kaynaklar çare değil, öylesi pansumanlar çözümü geciktirerek yapısal hastalığı ağırlaştırıyor, başka işe yaramıyor. 

O zaman, faizleri artırdık zaten, ekonomi gerektirdikçe başka önlemler de alırız, demek büyük hata olur. Durum nettir: Kriz, bir tasarruf seferberliği gerçekleşmeden aşılamaz. 

Faizi artırmak ve gerektikçe artırmaktan kaçınmamak doğrudur, ama tek başına acı reçete yerine geçmez. Geçmiş yılların köpüğünü almak şart.

Ne kendinizi ne başkasını aldatmanız marifet değil, artık mümkün de değil. Görün artık:

Yara büyük, ufuk dar.

Dert ise dağlar kadar. 

Özetleyelim:

Son beş yıldaki bol kredi, düşük faiz, düşük kur, yüksek cari açık ve yüksek bütçe açığı politikalarının yol açtığı ağır krizi aşmak için bunların tersini yapmak yani tasarruf etmek zorundayız. Mümkün müdür? 

Haklı bir sorudur bu. Yanıtı bence aşikâr: Evet.

Paradigma şokunun etkisi ile başlayan hızlı öğrenme süreci sayesinde.

Yani gittiğimiz yolun yol olmadığını duvara toslayarak görmek ve enflasyonun dörtnala kalkması halinde doğacak sıkıntıları anlamak halinde elbette yumuşak bir U dönüşü elbette mümkün. 

Kusursuz küçük fırtınalara da tutulmak dahil 2018 sonbaharından beri paradigma şoku yaşamaktayız. İnanmayan, son haftalardaki Merkez Bankası kararlarına ve resmi açıklamalara baksın. Geldiğimiz noktada, kriz çığlıkları artık başını alıp giden rakamlarla çarşı pazardaki naralara karışıyor. Hızla önlem alma zamanıdır. 

Son söz:

Anlayana sivrisinek saz.

Anlamayana davul zurna bile az.

Davullar çaldığında vakit çok geç olacak.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor