Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi

Vergi

H. İbrahim YUMUŞAK
12 Mayıs 2014H. İbrahim YUMUŞAK
581OKUNMA

Vergi Usulsüzlüklerini İhbar Genellikle Duygusal Nedenlerle Yapılıyor!

28 Nisan 2014 tarihli gazete ve haber portallarında çıkan bir haber halen vergi incelemesi geçirmekte olan mükelleflerin dikkatinden kaçmamıştır. Haber, Maliye Bakanının TBMM’ye sunulan bir soru önergesine verdiği cevapla ilgiliydi. Buna göre son onbir yılda Maliye Bakanlığının vergi istihbarat merkezine 30.001 tane ihbar gelmiş, bu ihbarların 27.632 tanesi sonuca bağlanmış 2.369’unun ise işlemi devam etmekteymiş. Gelen her ihbarın vergi incelemesine alınması gibi bir kural olmamasına rağmen, vergi kayıp-kaçağı ile usulsüzlüklerine dair somut bilgiler içeren ihbarlar vergi incelemesine konu edilebilmekte veya duruma göre doğrudan vergi dairesi tarafından işleme tabi tutulabilmekteler.

Vergi istihbarat merkezlerine yapılan şikayet ve ihbarların önemli bir kısmı ihbarcıların vergi kanunlarının uygulanmasına gösterdikleri titizlikten kaynaklanmıyor. Yani pür “vatandaşlık” bilinciyle yapılmıyor. Nitekim soru önergesine verilen cevaptaki bir ayrıntı ihbarların gerekçelerinden belki de en önemlisini açıklar nitelikte:

Buna göre, Ocak 2003’ten Aralık 2013 sonuna kadar vergi kaçıranları ihbar eden kişilere 21 milyon lira civarında ikramiye verildi. Söz konusu zaman diliminde en çok ikramiye 2013 yılında verilmiş. Bu yıl yapılan 2.289 ihbar sonucu hak kazanan 462 kişiye verilen ikramiyenin tutarı 7.105.157 TL’ye ulaşmış durumda.

Vergi usulsüzlüklerini ihbarlar etmenin tek gerekçesi ikramiye kazanmak olmamasına rağmen, arkasında genellikle bir mali çıkar ya da uyuşmazlığın olduğunu söylemek pek de yanıltıcı bir ifade olmasa gerek.

Rakip firmaların vergi kaçırarak haksız rekabet oluşturmasından yakınan, ticari ihtilafının olduğu firmayı şikayet eden, patronunun kendisine haksızlık yaptığını düşünen çalışan örneğinde olduğu gibi çok sayıda ihbar nedeni bulunabilmektedir. Hele bu tür gerekçelere bir de alınabilecek ikramiye tutarları eklendiğinde ihbarda bulunmanın cazibesi bir hayli artmaktadır.

 
Gelir idaresi vergi kaçıranlara verdiği ihbar ikramiyesini kafasına göre belirlemiyor şüphesiz. Ancak konun yasal dayanağı halen uygulamadaki belki de en eski vergi yasası.  1931 tarih ve 1905 sayılı Yasanın adı “Menkul ve Gayrımenkul Emval ile Bunların İntifa Haklarının ve Daimi Vergilerin Mektumlarını Haber Verenlere Verilecek İkramiye Hakkında Kanun”.

Anılan Yasa yürürlüğe girdiğinde, şu anki modern vergi yasalarımızın hiç biri yürürlükte değildi. Bu nedenle Yasadaki hükümlerin ülkemizin ekonomik koşulları altında çıkarılmış vergi yasalarıyla idari yapısına uygunluğu tartışılır nitelikte.

Yasada kullanılan dil dahi günümüz Türkçesinden oldukça farklı. Buna rağmen Gelir İdaresinin yönlendirmesiyle iyi kötü uygulanıyor. Yasa maliye idaresinden gizlenen vergileri ihbar edenlere ikramiye verilmesini öngörmüş. Ancak bu ikramiye koşulsuz olarak verilmiyor. Öncelikle ihbar konusunun sürekli nitelikli bir vergiyle ilgili olması gerekmektedir. Yani, tek bir defalığına alınan bir vergi değil; KDV, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi gibi sürekli bir vergi olması gerekiyor. Keza bu vergilerin ilgilisi tarafından gizlenmiş, daha hukuki bir tabirle “ziya uğratılmış” olması gerekmekte. Çoğu zaman ihbar edilen vergilerin ziya uğratıldığı konusunda yeterince sahibi olunmadığından, konuyu bilmeyen muhbirler arzu ettikleri sonucu alamamaktan yakınmakta, yerli yersiz ithamlarda bulunulabilmekte ve olayı mahkemelere taşıyabilmektedirler.

Haber verme ikramiyesinin söz konusu olabilmesi için muhbirin kendini gizlememesi, ihbar konuları ile vergi incelemesi sonucu bulunacak matrah farkları arasında bir neden sonuç ilişkisi bulunması; vergin ihbarcının dilekçesinde yer verdiği hususlardan hareketle salınması gerekiyor. Bu ifadeyi “genel nitelikli, somut bir bilgi ve belge içermeyecek şekilde bulunulan ihbarlara dayalı olarak inceleme başlatılsa bile inceleme sonucu saptanacak vergi ziyaı üzerinden muhbire ikramiye verilmez” şeklinde yorumlamak da mümkün.

İhbar ikramiyesinin tutarı ziya uğratılan vergi ile buna bağlı misli cezaların yaklaşık % 10 ‘u civarındadır. Hesap edilecek ikramiyenin üçte biri verginin kesinleşmesi, kalan üçte ikisi ise verginin tahsili sonrası ihbarcıya ödenmektedir. Öte yandan bu ikramiye gerekli tüm koşullar sağlansa bile herkese verilmemektedir.  Yasa uyarınca “Bilimum mal memurları ile tahrir ve tahmin heyetleri mensuplarına ve tahakkuk muamelesinde vazifedar olanlara ikramiye verilemez” Ancak bu ifade günümüz vergicilik ve kamu görevlileri anlamında ne yazık ki çok anlam ifade etmemekte. Yani kime ikramiye verileceği, kime verilemeyeceğinin çok açık olarak belirlendiğini söylemek mümkün değil. Bu konu genellikle idari kararlarla yürütülmekte ve mesleği kamusal alanda denetim yapanlarla, vergicilik konusunda görevli kimselere ikramiye verilmemektedir.

Maliye Bakanlığının konuya bir an önce el atması ve söz konusu yasayı günümüz Türkiye’sinin koşullarına uygun hale getirmesinde büyük yarar var.

Malum, ihbarların çoğu tamamen duygusal!.. nedenlerle yapılıyor ve ihbarların vergide yasallık ve adalet ilkeleri çerçevesinde bir an önce çözümlenmesi gerekiyor.  

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor