Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
Ahmet OZANSOY
29 Nisan 2013Ahmet OZANSOY
115OKUNMA

Sayıştay’ın Yetkilerinin Kısıtlanması Üstüne

2004 yılında çıkartılan ama Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmadığı için yürürlüğe girmeyen Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile bakanlık Teftiş Kurulları kaldırılmıştı. Bu durumun görünür gerekçesi; 5018 sayılı Kanun sonrasında, iç denetimin üst yöneticiye bağlı iç denetçilerle, dış denetimin ise Sayıştay tarafından yerine getirileceği, yolsuzluk, usulsüzlük ve performans denetimini siyasi baskı altında olmayan ve doğrudan doğruya TBMM adına denetim yapan Sayıştay’ın, Bakan’a bağlı çalışan Teftiş Kurullarından çok daha etkin yapacağı, dolayısıyla artık teftişe gerek olmadığı idi.

 

Teftiş Kurulları ise “görünür gerekçe”nin gerçek gerekçe olmadığını hissetmekle birlikte, görünür gerekçenin de esasında hatalı olduğunu anlatmaya çalışmıştı. Zira Sayıştay’ın ve Teftiş Kurullarının görev ve fonksiyonları esas itibariyle birbirinden tamamen farklı idi. Çok basit olarak örneklersek Sayıştay, yapılan bir harcamanın usule ve yasalara uygunluğunu, harcama prosedürünün doğruluğunu incelerken, teftiş kurulları o harcamanın yapıldığı ihalenin sıhhatli bir şekilde (örneğin ihaleye fesat karıştırmadan) yapılıp yapılmadığını incelerdi. Böyle bir durumun varlığının tespiti halinde de ilgililer hakkında gerekli soruşturmaları yaparak Cumhuriyet Savcılığına durumu iletirdi. Elbette Teftiş Kurullarının bundan başka da pek çok görevi vardı.

 

Ancak kimseye dert anlatılamadı ve Sayıştay’a kaldırabileceğinin çok üzerinde bir yük verildi. Üstelik bu model, INTOSAI (İç Kontrol Standartları Yüksek Denetim Kurumları Uluslararası Teşkilatı) uygulamaları ile de tam olarak örtüşmüyordu.

 

Kamu Yönetimi Temel Kanunu veto edildiği için yürürlüğe giremedi ama içindeki anlayış, 2011 yılında peşpeşe çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle yürürlüğe sokulmuş oldu. Bu kapsamda Maliye Teftiş Kurulu da diğer bazı Teftiş Kurullarıyla birlikte kapatıldı.

 

Neticede Sayıştay çok ağır bir yük ile karşı karşıya kaldı. Zamanın Sayıştay Başkanı, öğretim görevlilerine yaptırdığı araştırma sonucunda 5018 sayılı Yasa sonrası, Sayıştay’ın mevcut görevlerini yerine getirmesi için asgari 5000 denetçiye sahip olması gerektiğini açıkladı.

 

Sayıştay, üstlendiği sorumluluklarını yerine getirebilmek için ciddi bir dönüşüm süreci başlattı. Daha doğrusu, esasında 2000’li yılların başında başlattığı süreci ivme kazandırarak devam ettirdi. 2 yıl önce de Düzenlilik Denetim Rehberi’ni yayımlayarak denetim anlayışını yenileme konusunda ciddi bir adım attı. Buna rağmen Sayıştay henüz kendisine yüklenen sorumlulukları gereği gibi yerine getirmiş sayılamaz. Ama zaten bu iş, bugünden yarına başarılabilecek kadar kolay da değildir. Nitekim ortalama kesinleşen toplam tazmin tutarı yıllık 50 milyonu pek bulmamaktadır. Denetlenen kamu kaynaklarının tutarı düşünüldüğünde bu oran minicik kalmaktadır. Bu durumda ya kamu fonları yasalara uygun harcanıyor, fazlaca bir sorun yok; ya da Sayıştay görevini etkin olarak yapamıyor demektir. Bu cümleden Sayıştay’a bir eksiklik izafe ettiğim anlamı çıkmasın. Denetim yetişmiş insanla yapılıyor. İnsanın yetişmesi ise çok uzun yıllar ve çok büyük emekler istiyor. Dolayısıyla Sayıştay’ın, bir günde ihtiyacı olan insan kaynağını temin etmesi mümkün olamaz. Bu durumda atanamayan öğretmenlerin ve mühendislerin alınıp yetiştirilmesi düşünülebilir ama bu bile önemli zaman alır.

 

Neyse, konumuz bu değildi: Neticede denildi ki, “Teftiş Kurullarına ihtiyaç kalmadı, kapattık; artık yolsuzluk, usulsüzlük, performans denetimini Sayıştay yapsın”.

 

Sayıştay da kendine verilen sorumluluğu yerine getirmeye çalıştı. Belki eksiğiyle, gediğiyle ama neticede bir projeksiyon oluşturdu.

 

Sonra bir de baktık ki, bir kanun ile Sayıştay’ın yukarıda bahsettiğimiz yetkileri tırpanlandı. Şaşırdık kaldık. Zira Teftiş Kurulları “bu işleri artık Sayıştay yapsın” diye kapatılmışken, bir anda “Sayıştay da pek yapmasın” noktasına gelinivermişti.

 

Neyse ki imdada Anayasa Mahkemesi yetişti ve çok kısa sürede (6 ayda) Sayıştay Kanunu’nda yapılan değişiklikler iptal edildi.

 

Anayasa Mahkemesi kararı ile yetkilerine tekrar kavuşan Sayıştay’ın sevinci uzun sürmedi zira yeni bir kanun teklifi ile tekrar yetkilerinin kısıtlanması gündeme geldi.

 

Üstelik bu defa kurumsal yapıda da ciddi değişiklikler öngörülmekte.

 

Benimse aklıma takılan soru şu: Madem Teftiş Kurulları kapatılarak yolsuzluk, usulsüzlük ve performans denetimi yetkisi Sayıştay’a verildi, neden şimdi de Sayıştay’ın bu yetkileri kullanması kısıtlanıyor? Ya da Sayıştay’ın bu yetkileri kullanması istenmiyordu ise neden Teftiş Kurulları kapatıldı?

 

Nasrettin Hoca’nın deyimiyle: Kedi buysa et nerde, et buysa kedi nerde?