Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Ekonomi, Maliye

Sevcan DEDEOĞLU
21 Ocak 2021Sevcan DEDEOĞLU
2470OKUNMA

Enflasyon Rakamı Nasıl Okunmalı?

Enflasyon her zaman parasal bir olgudur. "Prof. Dr Milton Friedman

2019 yılında kapımıza dayanan en büyük felaket olan ‘iklim krizi’ kelimesini yılın kelimesi seçen Oxford Üniversitesi İngilizce Sözlüğü, 2020 yılının tek bir kelime ile ifade edilemeyecek bir yıl olduğunu belirterek, bu yıla dair pek çok sözcük sıraladı. Listede çoğu bu yıl gündelik konuşmamıza dâhil olmuş Covid -19 virüsü ve pandemi ile ilgili kelimeler, yangın felaketleri ile ilgili kelimeler ve ayrımcılık ile ilgili kelimeler yer almaktadır.

2021'in ilk haftasını tamamladığımız, 2020'e göre daha olumlu verilerle ilerlediğimiz 2021 yılının ekonomi kelimesi ise 'enflasyon' olacak. Muhtemelen 2021 yılında da tek haneli enflasyon bize nasip olmayacak.

2021 yılına dair tahminlerin ve hedeflerin yapıldığı bu dönemde en çok konuşulan ve belirsizlik yaratan konu hiç şüphesiz resmi olarak beklenenden daha düşük yayınlanan enflasyon oranımızdır (%14,60). Son 50 yıllık geçmişimizdeki ekonomi haberlerini tararsak, bütün yılların makro değerlendirmelerinde enflasyona rastlamaktayız.

Ben 1992 yılında doğdum. Hayatımda hiç düşük enflasyon dönemi görmedim. Tabi ki bunun benden önceki dönemi de var. 1990-1996 döneminde ortalama enflasyon oranı %78,7 olarak kaydedilmiştir. 1994 yılında ise %149,60 ile en yüksek enflasyon düzeyine ulaşmış ve 2004’e kadar da kesintisiz çift hane enflasyon devam etmiştir. 2007-2008 yıllarında tüketici enflasyonunu etkileyen arz yönlü unsurlar nedeniyle, 2008 yılında enflasyon oranı %10,6'ya ulaşmıştır. 2012 yılına ise enflasyon oranı bir önceki yıla göre 4,3 puan gerileyerek %6,16 oranında gerçekleşmiş ve tarihimizdeki en düşük tüketici enflasyonu olmuştur. 2013-2018 yılları arasındaki hiçbir yılda TCMB’nin temmuz ayında yapmış olduğu yılsonu enflasyon hedefi tutmamıştır. Özellikle 2011, 2017 ve 2018 yıllarında tahmin edilen ve gerçekleşen enflasyon oranları arasında oldukça büyük farklar oluşmuştur. 2018 yılı sonunda gerçekleşen %20,3’lük enflasyon oranı %7,9’luk TCMB tahmininin iki katından da fazla gerçekleşmiştir. Aralık 2020 yılsonu enflasyon oranı ise (%14,60) sene başındaki hedefin (%8,2) yaklaşık 2 katıdır.

Düşük enflasyon görmedim ama bugüne kadar neler gördüm diye bir bakacak olursak, 1 Ocak 2005'de Tük Lirası’ndan 6 sıfır atıldığını gördüm. Art arda yayınlanan Düşük Enflasyona Geçiş programı, Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, Yeni Ekonomi Programı isimleriyle yayınlanan pek çok program gördüm. İktisatçı olmayanların çoğunun yüksek faizin enflasyonu yükselttiğine dair görüşü savunduğunu, hâlbuki yüksek enflasyonun yüksek faize sebep olduğunun ispatlandığını gördüm. TCMB'nin hem enflasyon hedefi hem tahmin hedefi yayınladığını ama ne hikmetse defalarca ıskaladığını gördüm. 2020 sonunda açıklanan enflasyon hedefi (%5) tutmayınca, tahmin hedefi açıklandığını gördüm. Ecevit dönemi ile hayatımıza giren ‘reform’ kelimesinin amacına bir türlü ulaşamadığını, bu reformlar serisinin sonsuzluğunu gördüm. 2020 yılı itibariyle iktisat okuyan öğrencilere pratikte pozitif enflasyonu anlatacak Türkiye'den başka örnek ülke kalmadığını gördüm. Açıklanan enflasyon oranı ve işsizlik oranı rakamlarına toplumun büyük bir kesiminin inanmadığını ve bir güven problemi oluştuğunu gördüm. 2020 yılında yaptığım market alışverişlerinde mevsimindeki meyve ve sebzelerin fiyatlarının 5-6 Türk Lirası'ndan başlayıp çift haneli rakamlara ulaştığını gördüm. Üstelik aynı kategoride bulunduğumuz gelişmekte olan ülkeler kategorisinde, mevsim etkilerinden arındırılmış çekirdek enflasyon oranının aşağı yönlü eğilim gösterirken, Türkiye'de halen yukarı doğru eğilim gösterdiğini gördüm. Gelişmekte olan ülkelerde ortalama enflasyon oranı %3-4 seviyesinde iken, Türkiye'de 14,60% olduğunu gördüm.

Enflasyon Rakamı Nasıl Okunmalı?Enflasyon Rakamı Nasıl Okunmalı?

Peki enflasyon rakamını nasıl okumalıyız? Nedir bu enflasyon? Neden bu kadar kötü?

Enflasyon mallardan ve hizmetlerden oluşan bir sepetin fiyatının sürekli artması demektir. Enflasyonun artmasıyla, mevcut satın alma gücünün erimesiyle insanların talepleri düşer. Kişiler tüketim harcamalarını azaltmak zorunda kalır. GSYH düşer ekonomi enflasyonla birlikte resesyona girme tehlikesi yaşar. 2020 yılı verileri böyle olmasına rağmen Türkiye'nin yüksek GSYH ‘ya sahip olmasının nedeni pandemi döneminde kredi musluklarının sonuna kadar açılmış olmasıdır. Ancak 2020 Kasım ayında sıkılaştırıcı para politikasına geçilmiştir.

1 Ocak 2021 tarihi ile bankaların aktif rasyo uygulamasının kaldırılmıştır. Faiz artış kararıyla, kredi faizlerinin yükselmesiyle borcunu borç ile döndüren bireylerin ve kurumların kredi imkânı artık kalmamıştır.

Ekonomideki daralma, enflasyonla birlikte ortaya çıktığı zaman nominal gelirler düşmez, reel gelirler düşer. Gelirler alt tarife dilimlerine geçemediği için yüksek oranlı vergilendirilmeye devam edilir. Harcamalar azalarak ekonomideki daralma daha da ileri taşınmış olur.

Mevcut durumda reel faizi yüksek tutmak ve yabancı yatırımcıları piyasalara çekmek amacıyla faiz artışları yaşadık. Ancak faiz artışını nerede durduracağımız, ne zaman faiz indirimine geçeceğimiz, pek çok ekonomik aktör için önümüzdeki dönemde önem teşkil etmektedir.

Yüksek enflasyon vergi kalemleri üzerinde de olumsuz etki yaratmaktadır. Tahakkuk eden vergilerin tahsil edilmesi uzun bir döneme yayıldığından, enflasyonun artması reel vergi kalemlerinde azalmaya neden olmaktadır. Ayrıca yüksek enflasyon, maliyetleri arttırdığı için işletme kârları düşer, gelirler üzerinden tahakkuk eden vergi miktarı da azalır.

Maaş ve ücretlerdeki artışın mal ve hizmet fiyatlarındaki artıştan az olduğu durumlarda enflasyon, tüketicilerin satın alma gücünü azaltmaktadır. Kısaca enflasyon, kişilerin ellerindeki para ile geçmişe göre daha az mal ve hizmet alabilmesine neden olmaktadır.

Enflasyonist bir ortamda tasarruf edebilme imkânı olan kesim yüksek reel faizlerden yararlanırken, toplumun gelir düzeyi düşük kesim bu imkâna maalesef sahip olamaz. Ülkemizde yükselen gıda enflasyonu (Dünya gıda endeksi %108 civarı ilen Türkiye'de %567 civarıdır.) ile beraber, düşük gelirli vatandaşların cüzdanlarında para kalmamış ve borçları artmıştır. Toplumun %41’i asgari ücretli çalıştığı (2021 yılı net asgari ücret 2,825.90 TL'dir) verisi ile toplumun büyük bir kısmının fakirlik ve açlığın getirdiği sosyal sorunlarla yüzleştiğini söylemek gerekir. İçinde bulunduğumuz pandemi döneminde, sokağa çıkma kısıtlamaları ve sosyal mekânların kapalı olması sebebiyle orta gelirli ve yüksek gelirli vatandaşların ise cüzdanlarındaki harcayamadıkları paralar, birikip yatırıma dönüşmektedir. Yüksek enflasyon gelir dağılımı eşitsizliğini çarpan etkisiyle arttırmaktadır.

Ekonomik birimler, ileriye yönelik enflasyon beklentilerini yakın geçmişte yaşanan enflasyon gerçekleşmelerine göre belirler. Dolayısıyla enflasyon artışı geçmişe paralel eğim sergiler. Yüksek enflasyon beklentisi, bireyleri ve firmaları tüketim veya yatırım yapmak yerine enflasyonun zararlı etkilerinden korunmak amacıyla ellerindeki para ile döviz, altın, gayrimenkul gibi araçları satın almaya yöneltir. Bu durum da, üretimi ve verimliliği olumsuz etkiler. Bu nedenle merkez bankalarını fiyat istikrarı görevinin yanı sıra, enflasyon beklentisini de yönetme görevi de vardır.

Asaf Savaş Akat Hoca, 2000’de yayınlanan “The political Economy Of Turkish Inflation” makalesini şu soruyla bitirmiştir. "Ekonomistler için Türkiye enflasyonu örnek bir çalışma alanıdır, diğer herkes için çok daha fazlasıdır. Enflasyonla mücadele programının ciddi olarak sonuç vermesini bekleyebilir miyiz? Sadece bir kaç yıl içinde Türkiye'nin enflasyon oranının tek haneli rakama ineceğini hayal edebilir miyiz?"

2021 hedef ve tahminlerinin açıklandığı şu günlerde bu soruya halen bir cevap yok. Ben cevap olarak da sorunu yaratanların sorunu çözemeyeceğini düşünüyorum. Çünkü yüksek enflasyon ve yüksek faizler acı reçete olarak takdim edilse de, çözülmesi için formülü olan bir problemdir. Kalkınma teorisi, Türkiye'de çok uzun zamandır ihmal edilen bir teoridir. Teoriye göre devlet, mal ve hizmet üretenin maliyetini düşürmek için altyapı yatırımı yapar. Büyümeyi önceliklendiren maliye politikaları yerine, kalkınmayı önceliklendiren politikalara yönelmek enflasyonla alakalı kalıcı çözüm yaratmamıza olanak sağlayacaktır.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor