Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Haberler

Aydın BALÇIK
04 Mayıs 2020Aydın BALÇIK
4777OKUNMA

Bir “Yeni Dünya Düzeni” Sorgulaması

Bugünlerde bir üst aklın bir şeyler söylemesini bekliyormuş gibiyiz. Krallarımızın lütfunu bekliyormuşuz gibi… Boyun eğip, kölesi olacağımız yeni fikirleri, yeni kanunları bekliyoruz. Bana, sadece biz yönetilenler değil, aynı şekilde yöneticilerimiz de bekliyor gibi geliyor… 

Bu bekleyişi ortaya çıkaranın sabır olduğunu düşünmemek lazım. Bu bekleyişi ortaya çıkaran, bilinmeyenin zihnimizde yarattığı işgal. Zihnimiz öyle bilinmezliklerle dolu ki, adeta yoğun bakım yatağında yatan komadaki hasta gibi bekliyoruz…

Yıllardır zihnimize bilinmeyenlerin tohumları ekiliyor. İlk önce renkli resimler olarak algılıyoruz onları, ama işgal ettikleri alanda yeni tohumlar vermiyorlar, kendileri kısır olduğu için zihin toprağımızı da kısırlaştırıyor, kurutuyorlar. 

Bağımlılık yaratıp uyutuyorlar. 

Politik ya da dini tartışmalar, yeme içme programları, cinayet haberleri, savaşlar, pornografi, cinsellik tartışmaları hep bizi bir uyuşukluk halinde tutuyor. 

Çözümsüzlüğe alıştırıyor. Problemli olma bağımlılığı yaratıyor. Bu yüzden problemsiz bir hayat fikrini reddediyor ve hayat denen şeyin çözümün kendisi olduğunu göremiyoruz. 

Kendi kendimize çözebileceğimiz tüm sorunları başkalarının çözebileceğine iman ediyoruz. Her türlü sıkıntımızı bir doktora, yani bir hekime, yani bir hakime havale etmeye çalışıyoruz. Yeter ki beşiğimizden çıkmayalım ve biberonumuz ya da emziğimiz ağzımızdan eksik olmasın…

İşte yeni dünya düzeninde geride bırakmamız gerekenler bunlar…

Artık kendi sorumlululuğumuzu üstlenmeli ve bize kendi sorumluluğumuzu alamayacağımızı öneren her propagandayı reddetmeliyiz.

Her yeniden doğuş yeni bir soruyla başlar

Bunu nasıl başaracağız? Kendimize yeni sorular sorarak ve bir olgunlaşma aşaması olarak yeniden doğmayı göze alarak. Bu yeniden doğuşumuz, bir önceki yaşamımızı hatırlayacağımız bir aşamaya geçiş anlamına gelecek.

Kendimize şu soruyu soralım: Eğer eski dünya düzeni ilk paragraflarda anlattığım uyuşma ve bağımlılık dolu hayatı ifade ediyorsa, yeni dünya düzeninin amacı ne olmalı?

Yanıta yaklaşmak için bir başka soru daha…

Düzen ne demektir?

Hayatı esenlikle, barışla ve kendimizden mutlu olarak sürdürmemizi sağlayan yapıya düzen denir. Tıpkı Güneş sistemi gibi. Güneş doğudan doğar, batıdan batar ve sistemdeki bütün gezegenler, kendi karakterlerinin onlara verdiği olanakları yaşayarak güneşin çevresinde dolanırlar. 

Bu durumda düzende özgünlüğe özgürlük, birbirinin yoluna engel olarak çıkmamak ve deneyimin sürekliliği vardır. 

Eski dünya düzeni, bu nedenle bir düzen değildir. 

Eski dünya düzeninde herkes birbirine bir engel oluşturur ve engellerin ortadan kalkması için birbiriyle savaşır. 

Bir kez daha söylüyorum. 

Eski dünya düzeni düzen değildir.

Nüfus hareketlerinin birbiriyle rekabeti, sürtüşmesi, çatışması ve birbirini kırması üzerine kuruludur. Birbirini anlamak ve işbirliği üretmek, rekabetin yani diğerini eksiltme çabasının işine yaradığı ölçüde anlamlıdır. 

Yeni dünya düzeni gelecekse, bu düzen güneş sistemi gibi açık ve anlaşılır olmalıdır. Herkes birbirini görebilmeli, birbirini tanıyabilmeli ve birlikte huzurla hareket edebilmelidir.

Rekabet ve mücadele bir kenara bırakılmalı, aksine birbirini anlamak ve işbirliğiyle yoluna devam etmek, düzenin temel ve değişmez amacı olmalıdır. 

Yeni dünya düzeni birbirine kendi karakterini dayatmayı değil, birbiriyle dayanışmayı ve barışı bu yolla sürdürmeyi amaçlamalıdır. 

Yeni dünya düzeni bu amacı taşımayacaksa, eski dünya düzeni yeni bir elbise giyiyor demektir.

Tekrar edelim. 

Yeni dünya düzeni, eskisinde olduğu gibi birbirine rekabeti dayatmak yerine iş birliğini ve dayanışmayı geliştirmek amacını taşımalıdır. 

Bu amacın gerçekleşmesini sağlayacak birinci ilke, insanların kendilerini olgunlaştırmalarını teşvik etmektir.

İnsanların olgunlaşmasını sağlayan, onları yaşam deneyimlerinde özgür bırakmaktır. Bu özgürlüğü engelleyecek bilgi bombardımanı, mekanik düzenlemeler, robotik algoritmalar yani her türlü kısıtlayıcı propaganda ortadan kaldırılmalıdır. İnsanlar kendilerini özgürce ifade edecek olgunlaşmayı deneyimleyebilmelidirler.

Bugün, yani henüz içinde yaşadığımız eski dünya düzeninde “kendimizi özgürce ifade edeceğimiz alanlar, savaş alanlarıdır.”

Eski dünya düzeni, savaşı arazilerde, denizlerde ve gökyüzünde sürdürdüğü gibi, bu yok edici etkinliği avuç içimize de taşıdı.

Cep telefonları yeni silahlarımız ve savaş alanları da kimisi sosyal medya olarak tanımlanan internetteki istihbarat yazılımları. Bu yazılımları kullanan herkes artık birbirinin düşmanı oldu. İnternet yoluyla bilinmeyen bir noktadan ateşlenen haberler ya da veriler, elimize geçiyor ve zihnimizi bilinmeyenlerle dolduruyor. Haber kisvesi altındaki tüm veriler gerçeklik taraması yapılamadan arkadaşlarımıza ve akrabalarımıza ulaştırılıyor. Bu süreç tanıdıklarımızın tanımadığımız, anlamadığımız, sevmediğimiz insanlar haline gelmesine neden oluyor. İnternet dışındaki yaşamda böyle sorunlar yaşamadığımızı hatırlamıyoruz bile. 

Son gelen salgın bilgisiyle de bilinmeyene olan bağımlılığımız iyice pompalanmış oldu. Artık herkes birbirinden şüphelenirken, yakın zamanda da birbirini ispiyonlayan, gammazlayan bireyler haline geleceğiz. 

Asırlardır süregelen gerçek salgın: Ayrışma

Bizi hasta eden şeyin, yediğimiz yemekler, hava kirliliği, çalışma stresi olmasının ötesinde bir şey olduğunu anlamalıyız. 

Bizi hasta eden, birbirimizden ayrılarak, birbirimizden farklı olduğumuzu düşünmemizdir. 

Bu düşünüşümüzü veri olarak kabul ettiğimiz yaftalara, etiketlere, yani sıfatlara dayandırıyoruz. Bu sıfatlar insanların diğerinden farklı oldukları özelliklerini öne çıkarıyor. Ve biz bize benzemeyenin farklılıklarını tehdit olarak algılıyoruz. Peki ya bu verilere, bu sıfatlara, bu farklılıklara bakışımızı değiştirirsek? 

Aslında ayırt etmemiz gereken, farklılık sahibi olmanın farklı olmak anlamına gelmediğidir. 

Her farklılık varoluşun-yaratılışın ışımasıdır, bir yansımasıdır, şekil almasıdır. Aslında her farklılık doğayı takdir edebilmemiz için bir fırsattır. Farklılıklar, tanrının ya da evrenin, ya da evren yoluyla tanrının, yaşamı büyütmesini ve ilerletmesini sağlayan araçlardır.

Bizi farklılıklar nedeniyle ayrışma düşüncesine yönelten ne varsa, gerçekliğini sorgulamalı, algılarımızı belirleyen bu yönelimi değiştirmeliyiz. 

Ezen-ezilen, sömüren-sömürülen, kazanan-kaybeden, zengin-fakir, eğitimli-cahil, inançlı-inançsız, bağnaz-açık fikirli, zenci-beyaz, Çinli-Amerikalı, Türk-Kürt, Müslüman-deist, kapitalist-komünist, kadın-erkek, homoseksüel-heteroseksüel, kentli-köylü, ve aslında insan-hayvan, insan-bitki, insan-doğa ayrışmalarını aşıp özgürlüğe kavuşmalıyız.

İdealizm, hümanizma, faşizm, liberalizm, marksizm, komünizm, sosyalizm, kapitalizm ve bunlarla ilişkili tüm öğretiler ve aslında bunlara kaynaklık eden dinler, kendisi gibi düşünmeyenlere, onları tanımaya vakit ayırmadan hükmetmeyi önerir ve inananlarını bu yönde davranmaya alıştırırlar. Mutluluk, özgürlük ve barış, kendisine benzemeyen kimsenin deneyimleyemeyeceği tecrübelermiş gibi gibi. 

Eğer belirli tecrübeleri yansıtan bu bakış açıları kendilerini değiştiremiyorsa, onların kölesi olmaktan vazgeçmeli yani kendimizi değiştirmeliyiz. 

Aksi halde…

Aksi halde eski dünya düzeni yeni bir maskeyle bize anne babamız gibi yaklaşıp, birer emzikle kendi mekanizmasına sımsıkı bağlayacak, özgürlük rüyalarımızdan bile kaybolana kadar, bizi tüketecektir.

“Kader böyle, Allah böyle istiyor” diye düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz.

Kader, onu eline almaktan korkan çoğunluğun elinde, özgür ruhları tutsak etmek için kullanılan zincirdir. 

Ben böyle bir kaderi kabul etmiyorum. 

Kader ben ona sahip çıktığımda benim kaderim olur.

Ben özgürlüğümün ortadan kalktığı bir kadere sahip çıkamam.

Güç karşısında yenilmeyi kabul ederim, ama güçsüz olduğumu kabul edemem.

Yeni dünya düzeni bu düşünceyi kabul etmeyecekse, o yeni değil, botokslu, kokmuş bir canavardan başka bir şey değildir. 

Tıpkı Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı'nda söz ettiği medeniyet gibi...

Bir hava koklayın şimdi… Taze bir şeylerin mi, çürük bir şeylerin mi kokusunu alıyorsunuz?

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor