Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Ekonomi, Maliye

Onur ÇELİK
05 Ağustos 2021Onur ÇELİK
597OKUNMA

Bankacılık Sektörünü mü Yoksa Reel Sektörü mü Kurtarıyoruz?

Malumunuz, Türkiye’deki banka ve finansal kurumlara kredi borcu bulunan ve borçlarını ödemeye niyetli olan, ancak bir şekilde gelir-gider dengesi bozulduğu için yükümlülüklerini yerine getiremeyen şirketlere borç yapılandırma imkanı sağlamayı amaçlayan finansal yeniden yapılandırma uygulaması 2019 yılında 2 yıllık bir süre için yürürlüğe girmişti. Söz konusu uygulamanın süresi yayımlanan yeni bir karar ile 2023 yılına kadar uzatılmış oldu.

Peki, yeniden yapılandırma sürecinde tabiri caiz ise finansal olarak elini taşın altına koyacak bankaların buna gücü var mı gelin bir yakından bakalım.

Bankacılık Sektörünü mü Yoksa Reel Sektörü mü Kurtarıyoruz ?

 Yukarıda yer alan göstergelerden çıkarılabilecek sonuçlar;

  • Türk bankacılık sektöründe sermaye maliyeti son 4 senedir sermaye kârlılığından daha yüksektir.
  • Öz kaynaklar gerek enflasyon karşısında gerekse dolar bazında reel olarak erimektedir.
  • Özetle, bankacılık sektörü başta yabancı sermaye olmak üzere yatırımcılar nezdinde eski cazibesini yitirmiştir.

İlaveten Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre, 151 milyar TL tutarında olan kanuni takipteki krediler ve 370 milyar TL tutarında olan 2. Grup (Tip2) krediler ile bankacılık sektöründeki toplam sorunlu kredi stokunun 2020 sonu itibarıyla 511 milyar TL olduğu da dikkate alındığında sektörün işi daha da zorlaşıyor.

Aslına bakarsanız bankacılık sektörünün yukarıda bahsettiğimiz performans rasyolarındaki bozulmada ardı ardına yapılan kredi kampanyalarının yanı sıra, 2018-2020 döneminde reel sektöre destek olmak adına gerçekleştirdikleri yeniden yapılandırmaların da ciddi bir payı var. Şöyle ki, yapılandırılan kredi stoku, 2018 sonunda 100 milyar TL iken, bu tutar 2 yılda 2’ ye katlanarak 2020 yılı sonu itibariyle 204 milyar TL’ye ulaşmış durumda.

Bankacılık Sektörünü mü Yoksa Reel Sektörü mü Kurtarıyoruz ?

Bankacılık sektörü öz kaynak karlılığında enflasyonun ve mevduat faizinin dahi gerisine düşerken, özellikle sektörün en büyük müşterisi olan İSO 500 şirketleri ile kıyaslandığında ise aşağıda yer alan grafikten de görüleceği üzere son 7 yılda izlenen finansal politikalarında etkisi ile sanayi sektörünün öz kaynak karlılığı, bankacılık sektörünün öz kaynak karlılığını geride bırakmıştır. Hiç şüphesiz ki katma değer üreten sanayi sektörümüzün güçlü olması hepimizin birinci önceliği ama unutmayalım ki, bankacılık sektörü hapşırırsa mevcut borçluluk durumu da göz önüne alınırsa reel sektör yatak döşek yatar. Zaten o nedenle tüm dünya da bankacılık sektörü regüledir ve bağımsız kurullarca sürekli denetlenir.

Bankacılık Sektörünü mü Yoksa Reel Sektörü mü Kurtarıyoruz ?

Bu Ne Yaman Çelişki ?

Bankacılık sektörünün durumu ana hatlarıyla yukarıdaki gibi iken, bayramdan önceki hafta BDDK’nın yapmış olduğu son değişiklik ile bankalar artık sadece donuk alacaklarını değil, canlı alacaklarını da varlık yönetim şirketlerine (VYŞ) satabilecekler. Bu şu anlama geliyor, aslında takipte olması gereken ama pandemi şartları nedeniyle Tip2 olarak sınıflandırılan ve daha önce VYŞ’lere satılamayan 370 Milyar TL’ye ulaşan kredileri de bankalar artık satabilecekler.

Yani yazımızın yukarıda yer alan bölümünde de bahsettiğimiz ve 2 yıl daha uzatılan finansal yeniden yapılandırma uygulaması ile reel sektörü kurtarması beklenen bankalara, takibe düşmeyen canlı kredilerini bile VYŞ’lere satmaya izin veriliyor. Baktığımız zaman bu durum kısa vadede bankaları rahatlatmak için yapılmış gibi görünse de her iki düzenlenmenin aslında birbiri ile çeliştiğini göstermektedir. Zira hiçbir banka durduk yere kredilerini VYŞ’lere yok pahasına devir etmek istemez. Her bankanın amacı günü geldiğinde vermiş olduğu krediyi ana para ve faizi ile eksiksiz tahsil etmektir. Tahsil edilemeyen ve VYŞ’ye devir edilen her kredi bir banka için maliyet, sermaye kaybı ve netice itibariyle zarardır.

Son yıllarda performansı düşen bankalarda esasında sermaye artırımı gerekiyor iken hala onları yeniden yapılandırma sürecine zorlamak bu durumda ne derece rasyonel? Bankaların sağlıklı bir şekilde yaşamına devam etmesini ve gelecekte de kredi kanalı ile ekonomik büyümeye katkı sağlamasını istiyorsak çok dikkatli hararet etmeliyiz.

Netice itibariyle bir karar vermek zorundayız, bankaları mı rahatlatacağız yoksa reel sektörü mü? Bana sorarsanız reel sektörde özellikle zombi duruma düşmüş ve gerçek anlamda katma değer üretemeyen şirketleri kurtarmaya çalışarak tüm finansal istikrarı tehlikeye atıyoruz. Tabi ki dönemsel sıkıntıya uğrayan ve gerçekten gelecek vaat eden reel sektör şirketlerine finansal kuruluşlar el uzatsın, ancak bu yapılırken ciddi çalışmalar, projeksiyonlar ve mali analizler ile finansal kuruluşlar bilimsel gerekçelerle ikna edilmeli. Yoksa her isteyen reel sektör firması popülist gerekçelerle yeniden yapılandırma kapsamına alınırsa zaten üzerinde ciddi kredi riski taşıyan bankaları iyice zora sokar ve gelecekte domino etkisi ile tüm ekonomiyi 2001 krizindeki gibi ciddi bir çöküş sürecine taşırız.

Son söz: Bedava öğle yemeği yoktur (There is no such thing as a free lunch)

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor