Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
Nazmi KARYAĞDI
06 Nisan 2014Nazmi KARYAĞDI
81OKUNMA

Yatırım Yaparak Risk Üstlenen Girişimciler Ödüllendirilmeli mi Cezalandırılmalı mı?

Tek bir cevabı olan teorik bir soru sorduğumun farkındayım. Ama dikkat ederseniz sorumuza verilecek cevabın da teorik olduğunu ifade etmek zorundayım.

Her ülkede değişik düzeyde de olsa bürokratik mantıkla hazırlanan yasalar ve alt düzenlemeler daha hukuki tabiriyle mevzuat ve bunları uygulayan bürokratik bir yapı bulunur.

Gelişen, ilerleyen, büyümeye, kalkınmaya ve istihdama odaklanan ülkeler incelendiğinde; mevzuata ilişkin katı düzenleme ve uygulamalardan mümkün olduğunca uzaklaşan bir yapıyla karşılaşılmaktadır.

Ancak mevzuatı adeta bir labirent ya da engelli koşu haline getiren ülkelerde ise girişimcilerin kaybolduğu bir yapı karşınıza çıkmaktadır. Ve neticede labirentte kaybolan girişimci, o ülke için aslında kaybolan istihdam ve büyüme anlamına gelmektedir.

Geçtiğimiz yıl Nisan ayında Financial Times gazetesindeki köşesinde Luke Johnson; ABD’de Beyaz Saray’da, Birleşik Krallık ’ta Downing Street’te girişimcileri cesaretlendirmek ve onları yatırım yapmaya teşvik etmek için söylenen sıcak sözlerin uygulamada hayata geçirilememesi halinde, bu sözlerin hiçbir anlam ifade etmeyeceğini yazıyordu.

Johnson’un düşüncesini ülkemize uyarladığımızda; TBMM’den çıkan bir yasanın, Başbakanlık’tan yayınlanan bir genelgenin Atatürk Bulvarından hemen yolun karşısındaki kamu kurumlarına, yerel yönetimlere ve meslek örgütlerine vardığında ne şekilde hayata geçirildiği önemli hale gelmektedir.

Girişimcinin desteklenmesi ya da desteklenmemesi olgusu, gerçekte, girişimciyle birebir, yüzyüze temasta bulunan, sorunları çözen/çözemeyen yerel birimlerde ortaya çıkmaktadır.

2011 yılında Financial Times gazetesinin en çok okunan kitaplar listesindeki Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’un “Milletler Niçin Batar?” şeklinde tercüme edebileceğimiz “Why Nations Fail?” kitabındaki ana tema da bu konuyla ilgiliydi. Yazarlara göre; kalkınan, gelişen, büyüyen milletlerin temel özelliği ekonomi, demokrasi ve hukuk alanında tüm kurum ve kuralların varlığı ve etkin bir şekilde çalışmasıdır.

Bir başka önemli şart da bu ülkelerin kurumlarının içe dönük (dışlayıcı) veya dışa dönük (kapsayıcı) olup olmamalarıyla ilgiliydi.

İçe dönük (dışlayıcı) organizasyonlara sahip ülkeler (milletler) kendi ürettikleri mevzuatın ve buna ilişkin daha da daraltıcı yorum ve uygulamaların içinde kalıp boğulmaktadırlar.

Dışa dönük (kapsayıcı) organizasyonlara sahip ülkeler ise girişimciye destek olmakta, yatırım yapmak, üretmek isteyene kol kanat gerip onun yanında yer almaktadırlar.

Bu iki yaklaşımı sebep/sonuç açısından irdelediğimizde ise 1. tip ülkeler geri kalmış, ikinci tip ülkeler ise gelişmiş ülkeler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yeni işe başlayan bir girişimciden talep edilen belge sayısı, yapılan izin başvuruları adedi ve işlem adımları, vergi dairesine, sigorta müdürlüğüne, Sanayi ve Ticaret Odasına, esnaf odasına, belediyeye vb.lerine harç, ruhsat, bağış, aidat vb. adlar altında yapılacak ödemelerin fazlalığı sizce ne anlama geliyor? Bir teşekkür mü bir ceza mı?

Ülke olarak, Dünya Bankası’nın İş Yapma Kolaylığı’nda (Doing Business 2014) bulunduğumuz yerin yeterli olmadığı kesin. 189 ülke içinde 69. sırada yer almaktayız. Demek oluyor ki; iş yapma kolaylığı açısından iyileştirme çalışmalarına devam etmek gerekmektedir. Bunu da girişimci odaklı olarak yapmak dizayn etmek gerekmektedir. Çünkü büyüme ve istihdam yaratmak isteyen Türkiye’nin, spekülasyondan ya da ranttan kazanç sağlayan değil, üreten, ürettiğini Dünya ölçeğinde satan girişimcilere ve bunları destekleyen kamu kurumlarına, belediyelere ve meslek örgütlerine ihtiyacı bulunmaktadır.

Özetle, girişimcinin ihtiyacı; anlaşılabilir, uyum maliyeti düşük yasal düzenlemelerle, kolaylaştırıcı, kapsayıcı, engel olmayan, destekleyen “hayırlı ve bereketli kazançlar” dileyen, idari, mesleki ve yerel birimlerdir.

(Dünya Gazetesi’nde 5.4.2014 tarihinde yayınlanmıştır.)