Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
Bülent TAŞ
31 Aralık 2018Bülent TAŞ
181OKUNMA

Yabancılara Ödenen Reklam Hizmet Bedellerine Vergi Kesintisi Kimi Vergiliyor?

Vergi Usul Kanununun 11 nci maddesinin vermiş olduğu yetki çerçevesinde 476 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin olarak, bu hizmeti veren veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık eden tam veya dar mükellef gerçek kişilere veya sadece dar mükellef kurumlara yapılan ödemeler %15 oranında gelir veya kurumlar vergi kesintisine tabi hale getirilmiştir. Tam mükellef kuruma yapılan ödemeler için stopaj oranı sıfır olarak belirlenmiştir.

Buna göre yabancı bir kurum Türkiye’de mukim bir kurumun reklamlarını internet ortamında yayımlıyorsa veya yayınlanmasına aracılık ediyorsa bunun için Türk mukimi kurumun yapmış olduğu ödemeler vergi kesintisine tabi tutulacaktır.

Vergi Usul Kanunun 11 nci maddesinin vermiş olduğu yetki Türk vergi sisteminin sistematiğine aykırıdır. Türkiye’de bir işyeri veya daimî temsilcisi bulunmayan yabancı kurumların Türkiye’den elde ettikleri ticari kazançlar Türkiye’de vergiye tabi değildir. Buna rağmen bu düzenleme ile bu nitelikteki yabancı kurumlara Türkiye’de bir iş yeri veya daimî temsilcisi olsun olmasın, Türkiye’den yapılan reklam hizmet bedeli ödemeleri üzerinden vergi kesintisi yapılması öngörülmektedir. Türkiye’de vergilendirilmeyen bir gelir unsuru stopaj kapsamına alınarak Türkiye’de vergilendirilebilir hale getirilmekte, stopaj suretiyle ödenen verginin nihai olması amaçlanmaktadır. Sonuç itibariyle biri biriyle çelişen hükümler ortaya çıkmaktadır.

Bu düzenleme sistematiğe aykırı ilk düzenleme de değildir. Gelir Vergisi Kanunun 94 ncü maddesi dernek ve vakıflara yapılan kira ve çeşitli menkul sermaye iradı ödemelerinin stopaja tabi tutulacağını öngörmektedir. Oysaki Dernek ve vakıflar gerçek kişi olmadıkları için gelir vergisi mükellefi değildirler. Ayrıca Kurumlar vergisi mükellefleri arasında da sayılmamışlardır. Vergiye tabi mükellef olmamalarının kira ve menkul sermaye gelirleri üzerinden stopaj suretiyle vergilendirmelerine engel olmayacağı yönünde herhangi bir düzenleme de bulunmamaktadır. Buna rağmen Danıştay bu çelişkiyi önemsememiş ve dernek ve vakıflara ödenen kiraların stopaja tabi tutulabileceğini karara bağlamıştır.

Öte yandan esnaf muaflığından yararlananlara mal ve hizmet alımları karşılığı yapılan ödemeler de stopaja tabi tutulmaktadır. Ancak esnaf muaflığı ile ilgili madde muafiyetin 94 ncü madde uyarınca tevkif suretiyle kesilen vergiye şümulünün olmadığını hükme bağlamaktadır. Dolayısıyla bir çelişki yaratılmamaktadır. Benzer durum vergiden istisna edilen serbest meslek kazançları için de geçerlidir.

Yabancılara internet ortamında yapılan reklam hizmetleri nedeniyle yapılan ödemelerden vergi kesintisi yapılması çelişkili ve sistematiğe aykırı olmakla beraber mevcut içtihatlar çerçevesinde geçerli ve sonuç doğurucu niteliktedir. Ancak asıl sorun vergi anlaşmaları bakımından ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin sonuçlandırdığı çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları, anlaşma hükümleri çerçevesinde Türkiye’de bir işyeri oluşmadığı sürece, bu türden bir vergi kesintisinin yapılmasına imkân vermemekte, stopaj yapılsa bile başvuru halinde iade edilmesi gerektiğini öngörmektedir. Gelir idaresinin mevcut anlaşma hükümleri çerçevesinde vergi kesintisinin nasıl uygulanacağını açıklığa kavuşturması gerekir. Anlaşma hükümleri çerçevesinde işyerinin oluşmadığı durumlarda stopaj yapılmayabilir ya da stopaj yapılıp başvuru üzerine gerekli incelemeler yapıldıktan sonra iade edilebilir. Hangi yöntemin uygulanacağının bir tebliğ ile açıklanmasında yarar vardır. Tercihin birinci yöntemden yani anlaşmanın izin vermediği durumlarda stopaj yapılmamasından yana kullanılması ödemeyi yapan Türk şirketlerinin ekstra bir maliyetle karşılaşmasını önleyecektir.

Türkiye’nin geniş bir anlaşma ağı mevcuttur. Dolayısıyla vergi kesintisinin amacına ulaşması mümkün görünmemektedir. Türkiye’den reklam geliri veya reklama aracılık geliri elde eden yabancı kurumların vergilendirilmesi gerektiğine tamamen katılıyoruz. Ancak bunun için yasal düzenlemenin çelişki yaratmayacak nitelikte olması ve zaman içinde anlaşma hükümlerinin bu vergilendirmeye imkân sağlayacak şekilde değiştirilmesi gerekmektedir.

Bu konunun hukuki boyutu. Bir de ekonomik boyutu var. Bu ödemeleri vergi kesintisine tabi tutmak aslında ekonomik olarak bu hizmeti veren yabancı kurumları vergilendirmek sonucunu doğurmamaktadır. Bu türden kurumlar çoğunlukla dünya genelinde tekelci bir yapıya sahiptirler. Yaptıkları sözleşmeler, hizmet bedellerinin bu türden vergi kesintisinden etkilenmesini önleyici hükümler içermektedir. Dolayısıyla getirilen stopajın ödemeyi yapan Türk şirketleri üzerinde bir yük olarak kalma ihtimali oldukça yüksektir. Bu düzenlemenin yabancı kurumları brüt tutar üzerinden vergilendirilme yerine net esaslı vergilendirme yolunu seçmeye dolayısıyla Türkiye’de işyeri veya daimî temsilcilik açmaya yönlendireceği düşünülebilir. Ancak bu vergi kesintileri Türk mukimi şirketler tarafından yüklenildiği ve yabancı şirketler için bir maliyet haline gelmediği sürece böylesi bir değişim pek mümkün olmayacaktır.

Galiba çözüm bu türden ödemelerin dışarıya yapılma ihtiyacını ortadan kaldırmakta yatıyor. Sanırım bunun için ülke olarak kendi arama motorlarımızı, internet üzerinden sosyal medya hizmeti veren kurumlarımızı geliştirmemiz gerekiyor.