Mustafa Sefa KARA
Mustafa Sefa KARA

Roma İmparatorluğunda Vergilendirme ve Vergilerin Tahsilatı

1740

I- Giriş
Devletlerin kamu harcamalarının finansmanında kullandığı en önemli gelir kaynağı vergilerdir. Antik dönemden bu yana bu kural değişmemiştir. Eski dönemlerde vergi almanın başlıca nedeni, savaşların ve hükümdarların giderlerini karşılamaktı. Ülkeler büyüyüp imparatorluklar geliştikçe yönetim ve denetim içinde para gerekir oldu. Aynı dönemlerde yönetimler kamu yapıları da yapmaya başladılar. Bu yapılar sadece imparatorun, hükümdarın gücünü göstermekle kalmıyor, dinsel bir anlamda taşıyordu. Tüm bunların karşılanması için gerekli kaynağı halk vergileriyle karşılıyordu. Bunun yanında devletler vergiyi yalnızca bir finansman kaynağı olarak değil, aynı zamanda sosyal ve siyasal alanda devletin otoritesini hissettirecek bir araç olarak da kullandılar. Çünkü vergi cebri yani zorunlu bir ödemedir.

Roma İmparatorluğu hukuk alanında insanlığa bırakmış olduğu bilgi birikimi ile bugüne ışık tutmuştur.

Çalışmamızda Roma İmparatorluğunun tarihinden ve siyasal yapısından kısaca bahsettikten sonra vergilendirme ve tahsilat sistemine ilişkin bilgi vermeye çalışacağız.

II- Roma İmparatorluğu’na Genel Bakış
Roma İmparatorluğu, Roma Cumhuriyeti'nin Augustus liderliğinde MÖ 1. yüzyılda yeniden örgütlenmesiyle kurulan Antik Roma devletidir. Uzun yıllar Akdeniz çevresinde hüküm süren Roma İmparatorluğu, 375 yılındaki Kavimler Göçü'yle başlayan karışıklıklardan sonra 395 tarihinde doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı. İmparatorluğun batıdaki kısmı olan Batı Roma İmparatorluğu Kavimler Göçü'yle Avrupa'ya gelen Cermen kavimlerinin saldırıları sonucu 476 yılında yıkılmış, doğu kısmı da varlığını Doğu Roma İmparatorluğu veya Bizans İmparatorluğu olarak 1453'te Osmanlı İmparatorluğu'nun yedinci Padişahı II. Mehmet'in İstanbul'u fethine kadar sürdürmüştür.

Roma'daki hukukî prensipleri ve uygulamalarının kökeni MÖ 449'dan kalma oniki tablet yasalarına ve 530 yılı civarında imparator Jüstinyen'in yaptığı yasalara dayandırılabilir. Jüstinyen'in kanunnamesiyle muhafaza edilen Roma hukuku Doğu Roma İmparatorluğu boyunca devam etmiş ve Kıta Avrupası'nın batısında benzer yasal düzenlemelere temel olmuştur. Roma hukuku daha geniş anlamda 17. yüzyılın sonuna kadar Avrupa'nın büyük bölümünde uygulanmaya devam etti.

Jüstinyen ve Theodosius yasalarının da içerdiği üzere antik Roma hukukunun başlıca kısımları Ius Civile, Ius Gentium ve Ius Naturale'den oluşuyordu. Ius Civile ("Yurttaş yasası") Roma vatandaşlarının tâbi olduğu medenî kanundur.Praetores Urbani vatandaşların taraf olduğu davalarda yargı yetkisine sahip bireylerdi. Ius Gentium ("Milletler yasası") yabancılara ve onların Roma vatandaşlarıyla olan münasebetlerinde uygulanan medenî kanundu.Praetores Peregrini vatandaşlarla yabancılar arasındaki davalarda yasama yetkisine sahip bireylerdi. Ius Naturale tabii kanunu içine alan ve herkes için geçerli olan kanunlar manzumesiydi.

Antik Roma çok fazla doğal kaynağa ve insan kaynağına sahip fevkalade geniş bir alana hükmediyordu. Roma ekonomisi tarım ve ticarete yoğunlaşmıştı. Serbest tarım ticareti İtalya'nın görünümünü değiştirmiş ve MÖ 1. yüzyılda üzüm ve zeytin arsaları ithal hububat fiyatlarıyla baş edemeyen küçük çiftçilerin yerini almıştı. Mısır, Sicilya, Tunus ve Kuzey Afrika'nın alınması devamlı bir hububat akışı sağlamıştı. Zeytinyağı ve şarap İtalya'nın başlıca ihraç ürünleri haline gelmişti. Nöbetleşe ekin uygulanmakla birlikte genel verimlilik düşüktü ve hektar başına 1 ton civarındaydı.

Sanayi ve imalat faaliyetleri daha küçüktü. Bu alandaki en büyük faaliyetler dönemin binalarının inşası için malzeme sağlayan madencilik ve taşocakçılığı idi. İmalatta üretim daha küçük ölçekteydi ve genelde atölyeler ve en fazla 10 küsur işçi çalıştıran küçük fabrikalardan ibaretti. Ancak bazı tuğla fabrikalarında yüzlerce işçi çalışırdı.

Peter Temin gibi bazı iktisat tarihçileri Roma İmparatorluğu’nun ilk dönemlerindeki ekonomisinin bir pazar ekonomisi ve verimlilik, şehirleşme ve sermaye pazarlarının gelişimi bakımından o güne kadarki en gelişmiş tarım ekonomisi olduğunu savunurlar. O kadar ki sanayi devrimi öncesi ekonomilerle, 18. yüzyıl İngiltere ekonomisi ve 17. yüzyıl Hollanda ekonomisi ile mukayese edilebilir. Her tür ürünün pazarı vardı. Toprak, kargo gemileri ve hatta sigorta pazarı da vardı.

III- Roma İmparatorluğu’nda Vergilendirme
Gelişmiş maliye sistemlerinde devletin muhtelif kaynaklardan gelen bütün gelirleri devlet hazinesinde toplanır ve devlet masrafları devlet hazinesi hesabına ödenir. Ancak Roma’ da durum farklıydı. Roma devletinde birçok masraflar için belirli gelir kaynakları tahsis edilmişti. Örneğin dini masraflar için devlet arazisinin belirli kısımları ayrılmıştı. Bazı askeri masraflar için belirli bir zümreye düşen vergiler tahsis edilmişti; şöyle ki, atlı askerlere şovalyelere at satın almak için verilen paranın kaynağı, zengin malikane sahibi olan dul kadınlar ile zengin yetimlerden alınan vergilerdi. Bu kaynaklardan gelen vergiler merkezi bir hazinede toplanmaz doğrudan tahsis edilen amaca harcayacak görevlilerin eline geçerdi.

Roma da merkezi hazinede toplanan gelir kaynakları ise aşağıdaki gibidir:

-Devlet arazisinden gelen gelirler,

-Gümrük Vergileri (portoria)

-Roma büyüdükten sonra eyaletlerden gelen vergiler

-İstisnai durumlarda halktan toplanan vergiler (Tributum)

-Kanun dışı davranışları sonucunda suçlulardan alınan nakdi cezalardan gelen gelirler.

Krallık döneminde (M.Ö.754-510) Roma Devleti’nde yaşayan halka populus denirdi. Populustan alınan tek vergi istisnai durumlarda alınan Tributum’du. Cumhuriyet döneminde (M.Ö. 510-27) ise devlet yapısında önemli değişiklikler görülmektedir. Ayrıca bu dönemde Roma bütün İtalya’ya hakim olmuş, pön savaşlarını da kazanarak bir imparatorluğa dönüşmüştür.

Roma İmparatorluğunda vergiler ilk zamanda mağlup olan ülkelerden alınan bir haraç niteliğindedir. Eski Roma’da vergilerin hukuki dayanağı olarak muhtemelen, “verginin bir karşılık, bir bedel” olarak düşünülmesi gösterilebilir. Şahıs vergisi yenilen ülke halkının hayatının bağışlanması karşılığı, arazi vergisi de devletin mülkiyetindeki toprakları araziyi işletme hakkının bir karşılığı olarak görülebilir.

Roma’ da Cumhuriyet döneminde alınan vergiler aşağıdaki gibidir.

a) Tributum
Cumhuriyet Döneminde Roma’nın mali sistemini, vergilerden daha çok mülk gelirleri, tekeller, ganimetler, ve özellikle kendisine bağladığı milletlerden aldığı haraçlar oluşturmakta idi. Bugün adına dolaysız vergiler dediğimiz vergiler normal şartlar altında fethedilen ülkelerde yaşayan halktan alınmaktaydı. Ancak bu Romalıdan hiç vergi alınmadığı anlamına gelmez. Zorunlu hallerde Romalılarda servetleri üzerinden %1 oranında bir servet (tributum) vergisine tabi tutulabiliyordu. O halde tributum servetle orantılı olarak bütün vatandaşlardan alınan bir vergidir; ancak daimi diğer bir ifade ile her yıl alınan bir vergi değildir. Çünkü vatandaşlardan daimi vergi alınmazdı. Bu vergi ancak devletin gelirleri masrafları karşılamaya yetmediği zaman alınırdı. Ancak Cumhuriyet döneminde, M.Ö. 68 e kadar sık sık tahsil edilmiştir.

b) Portoria
Genellikle gümrük resmi olarak kullanılmakla birlikte portori, köprü, bazı nehir ve yollardan geçildiği zaman alınan geçiş resmini ve devlet veya mahalli idareler menfaatine bazı şerhlerde alınan oktruva resmini de kapsamaktadır.

Roma da site ve eyaletler gümrük bakımından çeşitli bölgelere ayrılmıştı. Dolayısıyla bu resim, yabancı memleketlerden gelen mallardan alındığı gibi Roma devleti içinde belirlenmiş bir gümrük bölgesinden diğerine geçen mallardan alınırdı. Gümrük resmi olarak alınan miktar, malın rayiç değerinin (ad valorem) %5 i veya %2,5’ idir. Gümrükler özellikle iç gümrükler giderek eski önemlerini kaybetmişler ve M.Ö. 60. yılında İtalya’ da tamamen kaldırılmışlardır.

c) Ager-Publicus’un devir-temlik veya kiralanmasından elde edilen gelirler
Dolaylı (vasıtalı) vergiler arasında, ager publicusların, özellikle devlet arazisinin, ormanların, göl, nehir ve madenlerin kullanılması dolayısıyla toplanan ve vectigal adı verilen harç türündeki resimler yer almaktaydı. Bununla birlikte bölgesel nitelikli bu tür dolaylı vergilerden sağlanan gelirler genişleme politikasının akışı içinde göreceli olarak ve hatta bazen mutlak şekilde gerilemeye başlamıştı. Bir konuyu açıklığa kavuşturmak gerekir ki Roma ekonomisinin temelini vergiden muaf tutulan ve üzerinde Quirities mülkiyeti bulunan ager privatus değil, zilyetliği kişilere mal veya para karşılığı bırakılan ager publicus (kamu-devlet arazisi) oluşturur.

d) Eyaletlerden Alınan Vergiler
Romaya direnen ve nun ile yaptığı savaşı kaybeden ülkenin milli teşkilatı ilga olunur, Roma vilayeti olarak ilan edilir, bütün arazisi Roma arazisi olarak kabul edilir ve o ülkenin idare şekli hakkında bir kanun yayınlanırdı. Ayrıca halkından alınacak vergi miktarı ve diğer mükellefiyetler belirlenirdi. Savaş sonucunda Romaya teslim olan eyalet halkı( dediti) ve onların çocukları yabancı sayılırlardı. İtalya halkından farklı olarak asker olamazlar buna karşın bir gayrimenkul vergisi öderlerdi. Ödedikleri verginin türüne göre, eyaletler ikiye ayrılmaktadır: provinciale stipendiariae ve provinciale vectigales. Her iki halde de toprağın maliki Roma devleti idi. Fakat eğer eyalet arazisi halkı, Roma’ ya direnmeden onunla savaşmadan egemenliğini kabul etmişse arazi, onu kullanmakta olanların zilyetliklerinde bırakılır ve bu zilyetlik semerelerinden yararlanacak şekilde nesilden nesile geçerdi. Yalnız buna karşılık stipendium adı verilen miktarı sabit olan bir vergi öderlerdi. Bu nedenle kendilerine populi stipendiari denirdi. Eğer savaşan ülke teslim olmaya mecbur kalmışsa Roma arazisini ganimet olarak sahiplenir ve yine eyalet halkına bu sefer bir tür kira ile araziyi bırakırdı. Bu kira bedeline vectigal denildiğinden, bu eyaletlerin halkına da populi vectigales adı verilirdi.

Eyalet ve sitelerden vergi ya mal olarak (ayni) veya belirli bir miktar belirlenerek nakden alınırdı. Hatta vergilerden başka eyalet halkına birçok mükellefiyetlerde yükletilmiştir. Eyalette asker bulunduğu zaman askere mesken, odun ve gıda maddeleri temini bazı mülki memurlara gıda temini, savaş zamanında halktan alınan ayni teklifler sayılabilir. Esasen bütün vergi ve mükellefiyetlerden daha ağır olan bu sonunculardır.

M.Ö. 27 yılından itibaren başlayan dönem imparatorluk dönemidir. İkiye ayrılan bu imparatorluğun birinci kısmının M.S. 284 yılına kadar sürdüğü kabul edilir ve bu döneme ilk imparatorluk dönemi adı verilir. Bu döneme damgasını vuran olay ise roma barışıdır. Roma Barışı yani Pax Romana 200 yıllık bir barış süreci sağlamış Roma ile diğer ülkeler arasında herhangi bir savaş çıkmamıştır. Ancak daha sonra dış istilalar bu barışın bozulmasına sebep olmuştur.

İlk imparatorluk döneminde ekonomik kriz büyümüş, ordunun masraflarını ve memur maaşlarını ödeyemeyecek duruma gelen devlet de en tehlikeli yola, “paranın ayarını bozarak açıkları kapatmak” yoluna gitmiştir. Vergiler de bu değeri düşük para ile tahsil edildiğinden hazine de elde ettiği gelirlerle eski masraflarını karşılayamama noktasına gelmiştir. Paranın ağırlık ve ayarının düşürülmesi şeklinde başvurulan yol, bunların yanı sıra paranın satın alma gücünün de düşmesine yol açıyordu. Gerçi paranın ayarlanması, kısa zamanda devletin borç ödeme yükünü de hafifletiyordu; ancak, nakit para olarak belirlenen vergi gelirlerinin de düşmesine sebep oluyordu. Bu sebeple, nakit paraya dayanan vergi sistemini değiştirmek gerekmiş, ayni olarak erzak ve hizmet şeklinde vergi toplanmaya başlanmıştır.
Vergi türleri itibariyle ilk imparatorluk döneminde alınan vergiler küçük farklılıklar dışında cumhuriyet döneminde alınan ve yukarıda incelemiş olduğumuz vergi türlerine benzerlik göstermiştir.

M.S. 284 ila 565 yıllarını kapsayan ve son imparatorluk olarak anılan dönemde devlet yapısı tek kişinin hakimiyetine dayanan bir yönetim şekli benimsenmiştir. Yaşanan süreç, bir diğer ifade ile birbirinden çok farklı kavimleri bir arada tutma zorunluluğu ve tek kişinin idaresine alışkın olan doğu kültürünün imparatorluğa hakim olması, bu gelişmeden etkili olan unsurlardandır.

Bu dönemde diğer kavimlerin saldırıları ve artan memur sayısı dolayısıyla masraflar oldukça artmış, devlet ise artan masrafları karşılayabilmek için vergileri artırma yoluna gitmiştir. Buna örnek olarak “colonus” denilen ve toprağa bağlı olarak yaşayan bir sınıf oluşmuştur. Özellikle Mısır’ da köylülerin, devlet tarafından kendilerine kiralanmış topraktan ayrılmaları bir suç sayılmaya başlanmıştır. Çünkü köylülerin topraktan ayrılmaları ile ortaya çıkan boş arazi tehlikesi, hiç değilse vergi bakımından ziraat işçilerinin topraktan ayrılmamalarını sağlayacak önlemler almaya zorlamıştır.

Bu dönemin oluşturduğu bir başka sınıf ise decuriolardır. Bu sınıf vergileri kendileri toplamak zorundaydı. Şöyle ki bu kişiler bütün siteyi dolaşmak ve mükellefi sıkıştırmak gibi külfetli ve masraflı bir işi yapıyorlardı. Halktan hükümdarın belirlediği miktarda vergiyi toplayamadıkları zaman, aradaki farkı kendilerinin kapatması gerekiyordu.

Son imparatorluk döneminde roma vatandaşlarının ayrıcalıklı dönemi kaldırılmış ve herkes vergi ödemekle yükümlü tutulmuştur. Roma imparatorluğunun son döneminde vergilendirme şartlarında ortaya çıkan aşırılık, “cebri bir sistem”e dönüşmüş ve Roma vatandaşı “maliyenin objesi” haline gelmiştir.

IV- Sonuç
Yukarıda yapmış olduğumuz açıklamalardan da görüleceği üzere bugün kullanmış olduğumuz vergilendirme sisteminin temeli Roma İmparatorluğu’nun uygulamış olduğumu vergi sistemine dayanmaktadır. Roma İmparatorluğu hukuk alanında insanlığa bırakmış olduğu bilgi birikimi ile bugüne ışık tutmuştur. Dolayısıyla “tarih tekerrürden ibarettir” anlayışından hareketle tarihte uygulana gelen sistemlerin incelenerek sonuçların analiz edilmesi daha iyiye giden yolda bize yardımcı olacaktır.

-http://tr.wikipedia.org/wiki/Ana_Sayfa
-Temel Britanica, Temel Eğitim ve Kültür Ansiklopedisi
-Vergi Teorisi ve Politikası, Salih TURHAN
-Umumi Hukuk Tarihi, Sadri Maksudi ARSAL
-Vergi ve Evrimi, Murat TUĞCU
-Roma Hukuku, Tarihi Giriş-Kaynaklar-Umumi Mefhumlar, Hakların Himayesi, Umur Z.
-Roma Hukukunda Vergilendirme, Prof.Dr. Ergun Önen'e Armağan, Pervin SOMER
-Roma Hukukunda Mülkiyet Hakkının Sınırları, Bülent TAHİROĞLU
-İktisat Tarihi, BARKAN Ö.L

Temel Britanica, Temel Eğitim ve Kültür Ansiklopedisi, c.16, Vergiler, s.322
Adkins, 1998. s. 46.
Duiker, 2001. s. 146.
ARSAL, S.M., Umumi Hukuk Tarihi, İstanbul 1948, S.203
TUĞCU, M., Vergi ve Evrimi, Ankara, S.27
UMUR, Z., Roma Hukuku, Tarihi Giriş-Kaynaklar-Umumi Mefhumlar, Hakların Himayesi, İstanbul, 1974, S. 18
ARSAL, S.465
SOMER, P., Roma Hukukunda Vergilendirme, Prof.Dr. Ergun Önen'e Armağan, İstanbul 2003, s. 697
ARSAL, S.465
SCMHAELDERS, S.9
TAHİROĞLU, B., Roma Hukukunda Mülkiyet Hakkının Sınırları, İstanbul 2001, S.140
UMUR, s.71; TAHİROĞLU, Mülkiyet, s.33
ARSAL, s. 467.
BARKAN, Ö.L. İktisat Tarihi, Kitap 2, İstanbul 1950, S.19
TAHİROĞLU, İktisadi Krizler, S.694.
UMUR, S. 136-138; TAHİROĞLU, Mülkiyet, S. 52.
ARSAL., S.450,
TURHAN, S.8.

(Ocak 2015 Döneminde Yaklaşım Dergisinde Yayımlanmıştır)

YASAL UYARI : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları yazara aittir. Yazar adı ve "vergialgi.net" internet sitesi adı kullanılmadan alıntı yapılamaz.
VERGİALGI, yeni e-konomi'nin bilgi paylaşım platformudur.