Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Vergi

Mustafa BALCI
07 Ocak 2021Mustafa BALCI
2094OKUNMA

Vergi Yargısında Birleştirme Kararı ve Yaşanan Hukuki Sorunlar

Çalışmamızda; aynı maddi veya hukuki sebepten kaynaklanan veya biri hakkında verilecek kararın diğerini etkileyecek niteliğe sahip (sebep-sonuç ilişkisi bulunan) işlemlerin tek dava dilekçesine konu edilebilmesine ilişkin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 5’inci maddesi düzenlemesinin hukuki belirlilik ve kanuni hâkim ilkeleri yönünden bir takım hukuki sakıncalarının bulunup bulunmadığı; Vergi yargısında Anayasa’nın 141’inci maddesi ve 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesine dayanak gösterilerek usul ekonomisi ve en az giderle yargılama yapılması ilkeleri kapsamında,davacısı ve sebebi (maddi veya hukuki) aynı olmakla beraber konusu farklı olan birden fazla işlem yönünden ayrı ayrı açılan davaların birleştirilerek yargılamaya devam edilmesi uygulamasının yasal mevzuata uygun olup olmadığı; ayrı ayrı açılan davaların birleştirme kararı ile tek dava dosyasında birleştirilerek, yapılan yargılama sonucunda tek vekâlet ücretine mi yoksa birleştirilen dava sayısı kadar vekâlet ücretine mi hükmedilmesi gerektiği; Tarifenin seri davalara ilişkin vekâlet ücreti uygulamasının idari yargı için uygulanabilir olup olmadığı ve şekli olarak tek bir işlem görüntüsünde olan işleme karşı, içeriği unsurlar itibariyle ayrı ayrı idari işlem olarak kabul edilerek ayrı davalara konu yapılıp yapılamayacağı sorularına cevap bulmaya çalışacağız.

Çalışmaya geçmeden önce bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum. Google doküman sayfasında[1] idari yargı hâkimlerimizin katılımıyla gerçekleştirilen ve 180 meslektaşımın katıldığı, iki kısa sorudan oluşan ankette; “vergi mahkemelerinin, Anayasanın 141. maddesi ve 2577 sayılı Kanun'un 5'inci md. kapsamında birleştirme kararı vermesi hususunda; 97 meslektaşımın ( %54,2) “evet, doğru buluyorum”,  82 meslektaşımın(% 45,8) “hayır, yanlış buluyorum”  şeklinde oy kullanması; anketin “vergi mahkemesince, birden fazla davanın tek dava dosyasında birleştirilerek, yargılama sonunda tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesi hususunda; 93 meslektaşımın ( %51,7) “evet, doğru buluyorum”,  87 meslektaşımın(% 48,3) “hayır, yanlış buluyorum”  şeklinde oy kullanması ve sonuçların birbirine çok yakın olması, idari yargı uygulamasında, konunun oldukça tartışmalı olduğunu da ortaya koymaktadır.

Her İdari İşlemin Ayrı Ayrı Dava Konusu Yapılması Kuralı ve İstisnası

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu[2], Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümünde uygulanan usul kanunu olup, yazılı yargılama usulüne tabi olan idari yargılamanın ne suretle yapılacağı, mahkemelerin yargılama yaparken tabi olacağı kuralları içermektedir.

Diğer taraftan 2577 sayılı Kanun’un 31’inci maddesinde[3] İYUK’ta hüküm bulunmayan hususlarda;  hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak  işlemler ile elektronik işlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.

Kanun maddesinde 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunulmuş ise de, 1 Ekim 2011'deyürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), 1086 sayılı Kanunu mülga etmiştir. Bu nedenle, maddede atıf yapılan hususlar yönünden 6100 sayılı HMK hükümleri uygulanacaktır.

Ayrıca, 2577 sayılı Kanun’un 31’inci maddesinin devamında; “Bu Kanun ve yukarıdaki fıkra uyarınca Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa atıfta bulunulan haller saklı kalmak üzere, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde Vergi Usul Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.” hükmü yer almaktadır. 

2577 sayılı Kanun’un “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı:” başlıklı 2’nci maddesinin 1’inci fıkrasının (a) bendinde; “İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları” ifadelerine yer verilmiş, “İdari davaların açılması:” başlıklı 3’üncü maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar düzenlenmiştir.

Aynı dilekçe ile dava açılabilecek haller:”  başlıklı 5’inci maddesinde ise; “Her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yâda sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabilir.” ifadelerine yer verilmiştir.

1982 yılında itiraz/temyiz komisyonlarının yerini vergi mahkemeleri ve idare mahkemeleri almış olup, 1982 yılında yürürlüğe giren 2575 sayılı Danıştay Kanunu öncesinde yürürlükte olan 521 sayılı Danıştay Kanunu’nun “Aynı dilekçe ile dâva açılabilecek haller” başlıklı 65’inci maddesinin[4], 2577 sayılı Kanun’a taşındığını söyleyebiliriz. 

İYUK md. 5 düzenlemesinin ilk şeklinde “sebep-sonuç ilişkisi” koşulu yoktu. Ayrıca,  “maddi” ve “hukuki” sözcükleri arasında “veya” bağlacı değil “ve” bağlacı vardı. Bu nedenle, maddi bakımdan bağlılık koşulu ile hukuki bakımdan bağlılık koşulunun birlikte var olması aranmaktaydı. Yeni düzenlemeye göre, aynı şahsı ilgilendiren birden fazla idari işleme karşı aynı dilekçe ile dava açılabilmesi için bu işlemler arasında yalnızca maddi yönden bağlılık veya yalnızca hukuki yönünden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisinin bulunması yeterlidir[5].

İYUK’un 3’üncü ve 5’inci maddeleri birlikte değerlendirildiğinde her idari işlem için ayrı ayrı dava açılmasının kural olduğunu söyleyebiliriz. Kanun koyucu bu kurala 5’inci maddenin 1’inci fıkrasında işlemler yönünden, 2’nci fıkrasında da kişiler yönünden[6] istisna getirmiştir.  

İYUK’un 2’nci maddesinde; her idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden yargısal denetiminin yapılacağı öngörülmüş olup, her idari işlemin ayrı ayrı yargılamaya tabi tutularak hukuka aykırılık ve uygunluk sebeplerinin daha iyi tartışılmasına imkân vermesi, yargılamanın uzamaması, hak arama ve savunma hakkının kullanımını kolaylaştırması gibi pek çok faydaları da bulunduğu açıktır.

Kanun koyucu bu kurala biri işlemler diğeri kişiler yönünden iki istisna getirmiş ve işlemler yönünden; “aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan” birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açabilme imkânı tanınmıştır.

Kanun maddesine göre, kişi açısından hakkında tesis edilen birden fazla işlem arasında maddi veya hukuki yönden bağlılık bulunması durumunda, davacı bu işlemleri tek dava dilekçesine konu edebilecektir.

Örneğin; vergi incelemesi sonucunda kayıt dışı hasılat bulunduğunun tespit edilmesi halinde, kayıt dışı bırakılan kazanç yönünden gelir/kurumlar vergisi tarhiyatı, kayıt dışı hasılata ilişkin teslimden kaynaklanan katma değer vergisi tarhiyatı ile kayıt dışı hasılata ilişkin fatura düzenlenmemiş olması nedeniyle özel usulsüzlük cezası kesilmesi işlemleri aynı maddi olaya yani mükellefin kayıt dışı satışının bulunduğuna dayalı olup, davacı, bu işlemler hakkında ayrı ayrı dava konusu yapabileceği gibi İYUK md. 5 kapsamında aynı maddi olaydan kaynaklanan işlemler için tek dava dilekçesi ile dava konusu da yapabilecektir.

Kanun maddesine göre, kişi açısından hakkında tesis edilen birden fazla işlem arasında hukuki yönden bağlılık bulunması durumunda da davacı, tek dava dilekçesi ile dava konusu yapabilecektir. Örneğin; vergi incelemesi sonucunda mükellef hakkında özel tüketim vergisi ve 3065 sayılı Kanun’un 20 ve 24’üncü maddelerine istinaden ötv matrahı üzerinden yapılan katma değer vergisi tarhiyatlarına ilişkin olarak, katma değer vergisinin akıbeti özel tüketim vergisi hakkında verilecek karara bağlı olduğundan, iki tarhiyat işlemi arasında hukuki yönden bağlılık bulunduğundan, davacı bu işlemleri ayrı ayrı dava konusu yapabileceği gibi İYUK md. 5 kapsamında hukuki yönden bağlılık bulunan ötv ve kdv tarhiyatı işlemlerini tek dava dilekçesi ile dava konusu yapabilecektir

İşlemlerden birinin yapılması, diğerinin varlığına bağlı ise bu iki işlem arasında sebep-sonuç ilişkisi var demektir. Örneğin re’sen yapılan tarh işlemi ve bu işlemle tarh edilen vergiye bağlı olarak kesilen vergi ziyaı cezası işlemi arasında bu tür bir ilişki mevcuttur[7]. 3065 sayılı Kanun’un 20 ve 24’üncü maddelerine istinaden özel tüketim vergisi üzerinden tarh olunan katma değer vergisi ile özel tüketim vergisi tarhiyatları arasında hukuki yönden bağlılık bulunduğu gibi aynı zamanda “sebep-sonuç ilişkisi” de bulunmaktadır. Davacı, bu işlemler hakkında ayrı ayrı dava açabileceği gibi İYUK md. 5 kapsamında aynı maddi olaydan kaynaklanan işlemleri tek bir dava dilekçesine konu da yapabilir.

Aynı dilekçe ile idari davaya konu edilen idari işlemlerin ayrı ayrı dava edilmeleri halinde de idari yargı düzeninin ve aynı idari yargı yerinin görevine giriyor olması gerekir[8].

Örneğin, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yâda sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı birinin idari yargı, diğerinin adli yargının görev alanına girmesi[9] veya davaların bir kısmının idare mahkemesi bir kısmının ise vergi mahkemesinin görev alanına girdiği durumlarda, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yâda sebep-sonuç ilişkisi bulunsa dahi bu işlemler tek dilekçe ile dava konusu edilemez.

Yıldırım/Üstün[10]; aynı dilekçe ile dava açabilmenin mümkün olabilmesi için işlemlerin yargısal denetiminin aynı kanun yoluna tabi olması gerektiği, 6545 sayılı Kanun öncesinde, tek hâkim ile görülen davalarda itiraz kanun yolu öngörülerek itiraz mercii olarak Bölge İdare Mahkemesinin, heyet/kurul halinde görülen davalarda ise temiz kanun yolu öngörülerek temyiz mercii olarak Danıştay'ın yetkili ve görevli kılındığı, tek hâkim tarafından karara bağlanması gereken işlemler ile heyet/kurul halinde karara bağlanması gereken işlemler açısından birlikte dava açılamayacağı; ancak 6545 sayılı kanun ile yapılan değişiklik sonrası itiraz/temyiz ayrımının ortadan kalkmış olması, tek hâkim veya kurul/heyet halinde ilk derece mahkemesi kararları için istinaf kanun yolunun öngörülmüş olduğu ve bu değişiklik sonrasında artık işlemlerin yargısal denetiminin farklı kanun yollarına tabi olmasından bahsedilemeyeceğinden ötürü, bu kriterin, artık aynı dilekçe ile dava açılabilmesi için aranan bir şart olduğunu söylemenin güç olduğu görüşündedir.     

Candan ise[11], yargı kararlarından emsaller de sunarak, idari işlemlerin ayrı ayrı dava konusu edilmesi halinde, bir kısmının kurul (başkan ve iki üyenin katılımı ile) halinde bir kısmının ise tek hâkim tarafından karara bağlanması gereken hallerde[12], bu işlemlerin aynı dilekçe ile dava konusu edilemeyeceği görüşündedir.

Ancak, kanun maddesinde tek hâkim ile karara bağlanacak davalar ile heyet halinde karara bağlanacak davaların tek dava dilekçesine konu edilemeyeceği yönünde bir düzenleme bulunmadığından tek hâkim/heyet veya istinafa/temyize tabi ayrımı yapılmaksızın aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yâda sebep-sonuç ilişkisi bulunan işlemlerin tek dilekçe ile dava konusu yapılabileceği görüşündeyiz. Nitekim bu yönde Danıştay kararı da bulunmaktadır[13].

Böylece aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yâda sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işlemin ayrı ayrı dava açılması suretiyle bir kısmının istinaf yolu kapalı, bir kısmının istinaf aşamasında kesinleşmesi ve bir kısmının temyiz aşamasında kesinleşmesi gibi durumlar nedeniyle birbiriyle çelişkili ve kesinleşmiş kararların ortaya çıkmasına da engel olunmuş olacaktır.

Nitekim, İzmir Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü İdari Dava Dairesinin bir kararında[14] ise; birden fazla işlem hakkında tek dilekçe ile dava açılmasının, davaların en hızlı ve en ekonomik bir biçimde sonuçlandırılması olarak tanımlanan "usul ekonomisi ilkesine ve tek hâkim kararı ile heyet halinde verilecek karar arasında farklılık doğmasını engellemesi nedeniyle adil yargılanma hakkına uygun düşeceğine vurgu yapılmıştır.

Gözübüyük[15], tek dilekçe ile birden çok idari işleme karşı dava açabilmek için aynı yargı yerinin görevli ve yetkili olmasının yetmeyeceği, temyiz yerlerinin de aynı olması gerektiği görüşündedir. Nitekim Danıştay Onuncu Dairesi’nce[16] farklı dairelerin görevine giren uyuşmazlıkların tek dilekçeyle dava konusu yapılamayacağı gerekçesiyle, dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.

Ancak gerek İstinaf Dairelerinin[17] gerekse Danıştay Dava Dairelerinin[18] yasal mevzuat olarak birden fazla dairenin görev alanına giren davalar yönünden ortak heyet yapma imkânlarının bulunması nedeniyle,aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan” birden fazla işleme karşı, tek dilekçe ile dava açılabilmesi için işlemlerin istinaf veya temyiz dairelerinin aynı olması gerektiği şeklinde görüşe katılmıyoruz.

İYUK 5’inci Maddesinin Sakıncası; Kanuni Hâkim İlkesinin İhlali

Yukarıda belirttiğimiz üzere kanun koyucu 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinin 1’inci fıkrası şartlarını taşıyan birden fazla işlemin tek bir dava dilekçesine konu yapılabileceğini kabul etmiş olmakla beraber birazdan açıklamaya çalışacağımız bazı sakıncalı durumları zımnen görmezden gelmiş veya usul ekonomisini bu sakıncalara yeğlemiştir.

6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler sonrasında, 2577 sayılı Kanun’un, “İstinaf” başlıklı 45.maddesinin 1’inci bendi uyarınca, vergi mahkemelerinin tek hâkimli[19] veya heyet/kurul halinde verdiği kararlar, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf kanun yoluna tabidir[20].

Bu kuralın istisnası; madde hükmü uyarınca konusu beş binTürk lirasını (01.01.2021 tarihi itibariyle7.000-TL)[21] geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bu kararlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz.

Vergi mahkemelerinin istinaf yolu açık olan kararları Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Daireleri[22] tarafından istinaf incelemesine tabi olup, 2577 sayılı Kanun’un “Temyiz” başlıklı 46.maddesinin birinci fıkrasında;  (Değişik: 18/6/2014-6545/20 md.) Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin maddede sayılan davalar hakkında verdikleri kararların, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştay’da, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebileceği belirtilmiş, maddenin (b) fıkrasında ise, konusu yüz bin Türk lirasını[23] (01.01.2021 tarihi itibariyle 192.000-TL) aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar ifadesine yer verilmiştir.

Yukarıda yer verilen 2577 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri uyarınca 2021 yılı için 7.000-TL’yi aşmayan uyuşmazlıklarda vergi mahkemesi hâkimince verilecek karar kesin olup istinaf yolu kapalıdır. Yine 2021 yılı için 192.000-TL’yi aşmayan uyuşmazlıklarda Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairesi tarafından istinaf incelemesi sonucunda verilen kararlar kesin olup, temyiz yolu kapalıdır.

Örneğin bir yılın 12 dönemi için vergi ziyaı cezalı tarh olunan katma değer vergisine karşı tek dilekçeyle davanın açıldığını ve dava dosyasının havale edildiği hâkimin davanın reddi yönünde oy kullandığını ve 2’ye karşı 1 oy çokluğu ile davanın kabul ile sonuçlandığını varsayalım. 12 döneme ilişkin vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatının her bir dönemi için ayrı ayrı dava açıldığını ve her bir dönemin tamamının veya bir kısmının tek hâkim sınırının altında kaldığını varsayalım. Bu varsayımda, tek dava dilekçesi ile dava konusu edilmesi halinde oy çokluğu ile davanın kabulü yönünde sonuçlanan uyuşmazlık, davanın hâkimi tarafından davanın reddi yönünde sonuçlandırılacaktır.

Hatta 12 ayrı dava dilekçesi ile davaya konu edilen işlemlerin 7.000-TL’nin altında kalması (2021 yılı için) durumunda istinaf yolu da kapalı olduğundan, davanın reddi yönünde uyuşmazlık kesinleşmiş olacaktır.

Örnekte görüldüğü üzere tek dilekçe ile dava konusu edildiğinde, davanın reddi yolunda karara bağlanacak uyuşmazlık, ayrı ayrı dava konusu edilmesi halinde aksi yönde, davanın kabulü yönünde karara bağlanmış olacak, hatta duruma göre verilen karar kesin olduğundan istinaf incelemesine de götürülemeyecektir. Bu örneğin aksi yönde yani, kurul halinde davanın reddi, tek hâkim tarafından kabul kararı verilmesi şeklinde de tecelli etmesi söz konusu olabilir.

2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesi kapsamında aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yâda sebep-sonuç ilişkisi bulunan idari işlemlere karşı, davacı tarafın davasını tek dilekçeyle veya ayrı ayrı dava dilekçeleri ile davaya konu etmesi hallerindedava sonucunun kabul iken ret veya dava ret ile sonuçlanacakken davanın kabulü şeklinde sonuçlanabilme ihtimalinin bulunması ve bu durumun davacının tercihine bağlı olarak ortaya çıkıyor olması, hukuki güvenlik açısından son derece tehlikeli bir potansiyeli barındırmaktadır.

Diğer taraftan, ayrı ayrı dava konusu edilmeleri halinde 2021 yılı için 7.000-TLnin altında kalacak işlemler yönünden vergi mahkemesi hâkiminin vereceği karar ile kesinleşecek olan bir ihtilaf, 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesi kapsamında birden fazla işlemin tek dilekçede dava konusu edilmesi suretiyle istinaf yolu açık bir uyuşmazlığa dönüşecek olmasının tabi hâkim ilkesine” aykırılık teşkil edeceği düşüncesindeyiz.

Aynı durum ayrı ayrı dava konusu edilmesi halinde 2021 yılı için 192.000-TL’nin altında kalan ve bu haliyle istinaf aşamasında Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairesinin vereceği karar ile kesinleşecek uyuşmazlığın, 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesi kapsamında birden fazla işlemin tek dilekçede dava konusu edilmesi suretiyle temyiz yolu açık bir uyuşmazlığa dönüşmüş olması hali için de geçerlidir. 

Bu açıklamalara karşılık olarak, yaşanacak bu muhtemel sonuçların davacının davasını tek dava dilekçesi ile veya ayrı ayrı dava açma yönündeki tercihi sebebiyle oluştuğu ve davacının bu tercihinin sonucuna katlanması gerektiği görüşü ileri sürülebilir. Bu eleştiriye verilecek cevap; davacının tek dava dilekçesi veya ayrı ayrı dava açma tercihi sebebiyle muhtemel karar sonucunun ve kanun yollarının değişmesi sadece davacı açısından sonuç doğurmamakta aynı şekilde davalı idare de davacının bu tercihinden etkilenmektedir.

Yukarıda verilen örnekte olduğu gibi tek dava dilekçesi ile açılması halinde heyet olarak görülecek ve oy çokluğu ile davanın reddi şeklinde karar verilecek uyuşmazlığın ayrı ayrı tek hâkim olarak dosyanın kabulü yönünde karar verilmesi ve hatta 7.000-TLnin altında kalması nedeniyle kesinleşmesi ve istinaf incelemesine tabi olmaması genellikle davacılar yönünden geçerli olan adil yargılanma hakkının, bu kez davalı idare yönünden ihlali sonucunu doğurup doğurmadığı tartışmaya değer bir durumdur. Ve bu sürecin belirleyici unsuru mahkeme değil, davacının birden fazla işlemi tek dava dilekçesiyle veya ayrı ayrı dava dilekçesiyle davaya konu etmesi tercihi oluşturmaktadır. 

1982 Anayasasının “Kanuni hâkim güvencesi” başlıklı 37’nci maddesinde; “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.  Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz” ifadeleri yer almaktadır.

Kanuni hâkim güvencesi başlıklı madde, 1961 Anayasası’nda “tabii yargı yolu” başlığı altında düzenlenmiştir. Tabii yargı ilkesi, uyuşmazlığı yargılayacak olan mahkemenin o uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olmasıdır[24].

Kanuni hâkim ilkesi özelikle fiil işlendikten sonra teşekkül ettirilen mahkemeler yönünden engelleyici bir kural olmakla beraber,bu ilkeyi sadece olay anında mevcut olmayan mahkemenin sonradan teşekkül ettirilmesi ile sınırlı olmayıp, kanun yollarının da önceden belli edilmiş olmasını da kapsaması gerekir[25].

Kanun koyucu 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesi düzenlemesi ile Anayasa’nın 141’inci maddesinin 4’üncü fıkrasında yer alan “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını” amaçlamış olup, kanun maddesinin Anayasaya açıkça aykırılığını söylemek zor olmakla beraber, davanın akıbetinin ve kanun yollarının davacının tercihine bağlı olarak değişebilme potansiyelinin bulunması, söz konusu düzenlemenin Anayasanın 37’nci maddesinde öngörülen kanuni hâkim ilkesi ve Anayasanın 2’nci maddesinde öngörülen “hukuk devlet ilkesinin alt ilkelerinden hukuki güvenlik ilkesi” yönünden uygun olup olmadığı hususunun somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınmasında hukuki fayda olduğu görüşündeyiz.

Aynı maddi/hukuki sebepten kaynaklanan veya biri hakkında verilecek kararın diğerini etkileyecek nitelikte işlemelere karşı ayrı ayrı açılan davaların bir kısmının istinafa gelmeden kesinleşmesi, bir kısmının temyize gelmeksizin kesinleşmesi ve davalara ilişkin birbiriyle çelişen şekilde yargı sürecinin sonuçlanması nedeniyle adalet duygusunun zarar görmesi ve mağduriyetler yaşanması[26] mümkündür.

Bu tür sakıncaların bertaraf edilmesi hususunda çözüm yolu olarak, 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesi kapsamında bulunan işlemlerin ayrı ayrı dava konusu edilmeleri halinde, söz konusu işlemlerden birinin temyize tabi olması durumunda tümünün temyize tabiolması (istinaf süreci tamamlandıktan sonra); işlemlerden herhangi birinin temyize tabi olmadığı fakat, birinin istinafa tabi olması halinde istinaf yolu kapalı olan işlemlere karşı açılan davaların da istinafa tabi olacağı yönünde düzenleme yapılması, aynı sebepten kaynaklanan veya biri diğerini etkileyecek türden işlemlere ilişkin uyuşmazlıkların farklı şekilde sonuçlanmasını ve kesinleşmesini engelleyecektir.

Vergi Yargısında Birleştirme Kararı Uygulaması

2577 sayılı Kanun’un yukarıda açıklanan 5’inci maddesinde aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işlemin tek dava dilekçesine konu edilebileceğini ifade etmiştik.

Aynı Kanunun 38 ila 42’nci maddelerinde[27] bağlantı davaların (aynı maddi veya hukuki sebepten doğan ya da biri hakkında verilecek hüküm, diğerini etkileyecek nitelikte olan davalar)  birden fazla idare mahkemesi, vergi mahkemesi veya birinin Danıştay’da görülüyor olması hallerinde, bağlantılı davaların aynı mahkeme tarafından karara bağlanarak, çelişkili karar verilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmış olup, bağlantının bulunduğu durumlarda aynı mahkemede görülecek davalar bir dosyada birleştirilmemekte, mahkemenin farklı esaslarına kaydedilen birden fazla dava, aynı mahkeme tarafından karara bağlanmaktadır.

Danıştay’da görülmekte olan bir dava ile vergi/idare mahkemesinde görülmekte olan bir dava arasında bağlantı kararının alınmasının tek koşulu, Danıştay’da görülen davanın, Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak gördüğü davalardan biri olmasıdır. Aksi halde Danıştay’da temyiz yolu ile incelenmekte olan bir dava ile vergi mahkemesinde görülmekte olan bir dava arasında bağlantıdan söz edilemez[28].

Görüldüğü üzere 2577 sayılı Kanunda, farklı mahkemelerde görülen aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yâda sebep-sonuç ilişkisi bulunan işlemlere ilişkin davaların (bağlantılı davalar) aynı mahkeme tarafından karara bağlanması konusu düzenlenmesine karşın, aynı mahkemede açılmış olup, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yâda sebep-sonuç ilişkisi bulunan işlemlere ilişkin davaların esas kaydının kapatılıp bir dosya ile birleştirilerek, yargılamanın tek dosya üzerinden yapılması ile ilgili açık bir düzenleme bulunmamaktadır.

Dava dosyalarının birleştirilmesi müessesesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 166’ncı maddesinde düzenlenmiş olup; aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ve aralarında bağlantı[29]bulunan birden fazla dava, taraflardan birinin istemi veya mahkemece re’sen, ikinci açılan davaya bakan mahkemece ilk açılan dava ile birleştirilmesine karar verilebileceği öngörülmüştür.

2577 sayılı Kanun’un 31’inci maddesinde, maddede sayılan hallerde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun[30] (HMK) hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş olup, atıf yapılan hususlar arasında “davaların birleştirilmesi” yer almamaktadır. Bu nedenle HMK’da yer alan davaların birleştirilmesi hükümlerinin idari yargıda uygulanması mümkün görünmemektedir. 

Vergi yargısı kararları incelendiğindebirçok kararda[31]; İYUK’ta davaların birleştirilmesi konusunda düzenleme bulunmadığı gibi aynı Kanun’un 31’inci maddesinde HMK’ya atıf yapılan hususlar arasında davaların birleştirilmesinin yer almadığı ve idari yargılamada birleştirme kararı verilemeyeceği ifade edilmiştir. 

Candan[32]; 2577 sayılı Kanun’un 38 vd. maddeleri ile 5’inci maddesinin birlikte değerlendirildiğinde, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı açılacak davalar yönünden, kanun koyucunun mahkemelere sadece “bağlantı” konusunda yetki tanıdığı, davaların birleştirilmesi hususunda mahkemeye tanınmış bir yetkinin bulunmadığı, davacının 5’inci madde kapsamında, idari işlemlere karşı tek dilekçe ile davasını açabileceği gibi ayrı ayrı da davasını açabileceği, davacının bu konuda seçimlik hakka sahip olduğu ve tercihini ayrı ayrı dava açma şeklinde kullanan davacının ayrı ayrı açtığı davaların, idari mahkemelerce birleştirilmesine karar verilemeyeceği görüşündedir.   

Candan[33]ayrıca, İYUK’ta bu konuda boşluk bulunmadığı, Kanun koyucunun, davacıları, aynı dilekçe ile dava konusunda zorlamadığını, böyle durumlarda, yasa boşluğundan söz edilebilmesi için, yasada, seçimin davacı tarafından ayrı dava açılması yönünde kullanılması halinde, yargı yerince, ne yapılacağı konusunda hüküm bulunmaması gerektiği, oysa; seçim hakkının, açıklanan şekilde kullanılması halinde, kararların sonuçları ve ayrı emek ve zaman harcama yönünden doğacak sakıncaları gidermek için, Kanun koyucu, “bağlantı” müessesesini öngördüğü, yani; Kanun koyucunun, konu ile ilgili boşluk bırakmadığını ve seçim hakkının, ayrı dava açılması yönünde kullanılması halinde, yargı yerince yapılacak işlemi belli ettiğini (bağlantı) dolayısıyla, boşluk bulunmadığı ve Kanunda konu ile ilgili boşluk iddiasının, maddeler arasında açıklanan ilişkinin kurulamamasından kaynaklanan, bir yorum eksikliği olduğu görüşündedir.

2577 sayılı Kanun’un bağlantıyı düzenleyen 38 vd . maddeleri ile tek dava dilekçesi ile dava açmayı düzenleyen 5’inci maddenin (ilk haliyle dahil) aynı zamanda kabul edilip yürürlüğe giren iki madde olduğu hususu da göz önüne alındığında, kanun koyucunun aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı ayrı ayrı açılacak davalara ilişkin olarak davaların farklı mahkemelerce karara bağlanmasını sakıncalı bulduğundan bağlantı müessesesi ile bu tür davalara tek bir mahkemenin karara bağlanması hususunda iradesini açıkça ortaya koymuşken, bu tür davaların ayrı ayrı açılabileceği gibi tek dava dilekçesiyle dava konusu yapılabileceğini öngören 5’inci maddede bu koşulların bulunması durumunda mahkemece de davaların tek davada birleştirilebileceği yönünde bir düzenlemeyi eklemeyi tercih edebilirken, ayrı ayrı dava açma veya tek dilekçeyle dava açma konusunda inisiyatifi davacıya bıraktığı ve kanun boşluğunun bulunmadığı görüşüne biz de katılıyoruz.

Buna karşın özellikle vergi yargısında; vergi mahkemeleri için de geçerli olan ve yargılama usulünü düzenleyen 2577 sayılı Kanun’da birleştirme konusu açıkça düzenlenmemiş olmasına karşın; Anayasanın 141’inci maddesinin 4’üncü fıkrası uyarınca, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu hükmü ve 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesi kapsamında, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile dava açılabileceği hükmüne paralel olarak; gerek uygulamada birlik sağlanması, gerekse usul ekonomisi yönünden emek ve kaynak israfının önlenmesi, daha ucuz ve hızlı yargılamanın temini bakımından aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı açılan davaların bir dosyada birleştirilmesine karar verildiği görülmektedir:

Vergi beyannamelerinin veya Ba-bs bildirim formlarının elektronik ortamda verilmediğinden bahisle kesilen özel usulsüzlük cezalarına karşı ayrı ayrı açılan davaların bir davada birleştirildiği[34],

Aynı takvim yılının farklı dönemlerine ilişkin katma değer vergisi tarhiyatlarına karşı ayrı ayrı açılan davaların bir davada birleştirildiği[35],

Şirkete ait ödenmeyen muhtelif vergi ve cezalara ilişkin kamu alacağının şirket ortağı sıfatıyla tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerine karşı ayrı ayrı açılan davaların bir davada birleştirildiği[36],

Gümrük vergisi uyuşmazlıklarında, muhtelif gümrük beyannamelerine konu eşyaya ilişkin gümrük vergilerinin gözetim uygulaması nedeniyle fazladan ödendiğinden bahisle, Gümrük Kanunu’nun 211’inci maddesi kapsamında geri verilmesi istemiyle yapılan başvuruların reddine ilişkin işlemlere karşı bölge müdürlüğüne yapılan itiraz başvurularının reddine ilişkin işlem/işlemlere karşı ayrı ayrı açılan davaların bir davada birleştirildiği[37] görülmektedir.

Yargı kararları irdelendiğinde; birleştirme kararlarının temel mantığının, birleştirme kararına konu dava dosyalarının aynı maddi veya hukuki sebebe dayanması, her bir dava dosyasında farklı bir hukuki irdeleme yapılmasına gerek olmaksızın sadece dava konusu işlemlerin dönemleri, sayıları değiştirilmek suretiyleadeta her bir dosyada ayrı bir hukuki değerlendirme yapmaya gerek olmaksızın aynı kararın veriliyor olması ve seri dava diyebileceğimiz bu tür davalara ilişkin her dava dosyası için vekâlet ücretine hükmedilmesinin hukuki emeğin üstünde vekâlet ücretine hükmedildiği düşüncelerine dayandığını söyleyebiliriz.

Yargıtay Onuncu Hukuk Dairesinin 2011 yılında verdiği bir kararda[38]; tek bir dava dilekçesi ile amacına ulaşma imkânı olan davacı vekilinin, pek çok dava açmak suretiyle yargılama sonunda ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesinin, tek dava yerine pek çok dava açılması, seri davalara harcanın emek ve mesainin çok üzerinde vekâlet ücretinin kazanılmasının iyi niyet kuralları ile bağdaşmayacağı ve dolayısıyla hukuk düzenince de korunmayacağına hükmedilmiştir.

Candan[39]; her idari işlemin yarattığı uyuşmazlığın, ayrı ve bağımsız bir uyuşmaz olduğu, Kanun koyucunun, her idari işleme karşı ayrı dava açılması kuralını benimsediği, her işleme karşı ayrı dava açmakla aynı dilekçeyle tek dava açmanın, davacılara tanınmış bir seçimlik hak olduğu ve davacının bu seçim hakkını, asıl olan; yani, ayrı dava açma yönünde kullanması durumunda, kötü niyetle suçlanmasının kabul edilebilir bir durum olmadığı ve böyle bir suçlamanın, Kanun koyucu’nun niyetinin de (kötü niyetli davranışlara izin verdiği şeklinde) sorgulanması anlamına geleceğini ifade etmiştir.

Yukarıda ifade ettiğimiz üzere, vergi yargısı tarafından, Anayasa 141’inci maddesi ve 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesi gerekçe gösterilerek, birden fazla dava dosyasının bir davada birleştirilmesine karar verildiği görülmektedir.

Şüphesiz bu uygulamanın uzun bir zamandır uygulanmasının sebeplerinden birisinin de, yakın zamana kadar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) müfettişleri tarafından mahkemelerin teftişi sonrası hazırlanan tavsiye/öneri raporlarında birleştirme kararlarına yönelik olumsuz bir eleştiri getirilmemiş olmasıdır.

HSK Teftiş Kurulu tarafından HSK internet sitesinde yayınlanan İdari Yargı Tavsiyeler Listesinin 58’inci sırasında[40]davacıların ayrı ayrı dava açmak suretiyle iradelerini bu yönde kullanmaları durumunda davacıların bu açık iradesine rağmen mahkemelerce re'sen davaların birleştirilmesine olanak tanıyan bir hükme yer verilmediğiaçıkça ifade edilmiş ve madde uygulamasında inisiyatifin davacıya ait olduğu, ayrı ayrı açılan hallerde mahkemelerce davaları birleştirme yetkisinin verilmediği belirtilmiştir.

Diğer taraftan, son yayınlanan tavsiyeler listesine kadar, HSK müfettişlerince hazırlanan tavsiye/öneri raporlarında, yargı uygulamasında tartışmalı konulara değinilmemekte ve bu konular bir anlamda istinaf ve temyiz makamlarına bırakılmaktaydı. Bu nedenle, bugüne kadar birleştirme kararlarının teftiş raporlarında yer almaması yadırganacak bir durum da değildir.       

İstinaf ve temyiz aşamasında verilen kararlara göz attığımızda, genel uygulamanın ilk derece mahkemesinin birleştirme kararı verip veremeyeceği hususundan ziyade, çalışmanın bir sonraki kısmında üzerinde duracağımız, birleştirme kararları sonrası tek dava üzerinden karara bağlanan uyuşmazlıklarda tek vekâlet ücretinin mi verilmesi yoksa birleştirilen dava dosyası sayısınca vekâlet ücretine hükmedileceği konusunda yoğunlaştığını söyleyebiliriz. 

Konuya ilişkin görüşümüze gelince; 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde, her bir idari işlemin ayrı ayrı dava konusu edilmesi prensibi kabul edilmiştir. Kanun koyucu bu kuralın istisnasını, aynı maddede, aralarında bağlantı bulunan işlemlerin tek bir dava dilekçesine konu edilebilmesi olarak belirlemiştir.

Kanun maddesinde, mahkemenin, aralarında bağlantı bulunan birden fazla idari işleme ilişkin davaların bir davada birleştirilebileceği yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Kanun maddesinde bağlantılı davaların tek dava dosyasında görülmesi hususunda inisiyatif davacıya bırakılmış olup, bu hususun sakıncalarını yukarıda belirtmiştik.

Her ne kadar makul sebepler gerekçe gösterilerek davaların birleştirilmesi uygulaması vergi yargısında uzun zamandır uygulanagelmekle beraber, İYUK’ta açıkça yer verilmeyen ve aynı Kanunun 31’inci maddesinde HMK’ya atıf yapılan konular arasında da bulunmayan davaların birleştirilmesi uygulaması, kanun maddesinde açıklık bulunmayan konularda yorum yoluyla madde uygulamasını genişletmek ve usul hükmü ihdas etmek anlamına gelmektedir[41].

Usul kuralları yönünden hâkimin hukuk yaratması, ayrı bir çalışmaya konu olabilecek tartışmalı bir husus olup, davacıya birden fazla işlemi tek dava dilekçesine konu etme yetkisi veren 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinin, mahkemelere de aralarında bağlantı bulunan dava dosyalarını tek davada birleştirme kararı vermeye cevaz verip vermediği hususunu, asgari müşterek olarak, tartışmalı bir konu olarak dahi kabul etsek, kanunda açıklık bulunmayan hallerde mahkemeden mahkemeye farklı uygulamalara yol açacakve gerek davanın sonucunun değişebilmesi gerekse kanun yollarının da değişebilmesi sonucunu doğurabilecek ve hukuki dayanağı tartışmalı birleştirme uygulamasından kaçınmanın en isabetli yol olduğunu söyleyebiliriz.

Candan[42], çok istisnai durumlarda idari yargıda birleştirmenin mümkün olduğunu örneğin; aynı işleme karşı aynı davacı tarafından birden fazla dava açılması halinde ve zımni ret kararı oluştuktan ve idari dava açıldıktan sonra, idarece yazılı yanıt verilmesi ve buna da dava açılması hallerinde, idari yargılama usulünün içtihadi olduğu dönemlerde geliştirilen eski bir yöntemle çözülmekte; davaların süresinde ve usulüne uygun olarak açılmış olmaları koşuluyla, özellikle sonradan açılan dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin önceki dosyadaki yargılamada esas alınması gerektiği ve yargılama gideri düşünülerek dosyaların birleştirildiğini ve bu birleştirme kararlarının doğru olduğu, zira; her iki davaya konu edilen uyuşmazlığın maddi ve hukuki sebeplerinin aynı olan uyuşmazlık olduğu, oysa; aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık olan ya da sebep sonuç ilişkisi bulunun idari işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar, maddi ve hukuki sebepleri aynı olan uyuşmazlık olmadığı görüşündedir.

Kanımızca, aynı işleme karşı açılan birden fazla davada veya zımni ret sonrası dava açılan hallerde idarece açık ret işlemi tesis edilmesi ve bu açık ret işleminin de dava konusu edilmesi durumlarında, iki davanın birleştirilmesi uygulaması yerine, tarafları, sebebi ve konusu aynı olan ikinci davanın derdestlik nedeniyle incelenmeksizin reddine karar verilmesi daha uygun olacaktır[43].

Son olarak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık olan ya da sebep sonuç ilişkisi bulunun idari işlemler yönünden tek dava dilekçesiyle veya ayrı ayrı dava dilekçesiyle dava açma tercihi konusunda inisiyatifin davacıda olduğunu belirtmiştik.

Bazı mahkemelerce, ayrı ayrı açılan davaların tek dava dilekçesinde dava konusu edilmesi gerektiğinden bahisle dilekçe ret kararları verildiği ve dilekçe ret kararlarının kesin olması nedeniyle hak kaybı yaşamamak adına dilekçe ret kararı doğrultusunda davasını tek dava dilekçesi şeklinde yenilemek zorunda kaldıkları görülmekte olup, 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesine göre ayrı ayrı veya tek dilekçe ile davasını açma konusunda seçimlik hakkı bulunan davacının tek dava açmaya zorlamanın kanun maddesine de uygun düşmediği ve tek dava açmak zorunda kalarak ileride daha az vekalet ücreti elde etmesinin mülkiyet hakkı yönünden de bir takım tartışmaları beraberinde getireceği kanaatindeyiz.

Vergi Davalarında Birleştirme Kararı Verilen Uyuşmazlıklarda Vekâlet Ücreti Sorunu

2577 sayılı Kanun’un 31’inci maddesinde yargılama giderleri konusunda HMK hükümlerine atıf yapılmış olup, 6100 sayılı Kanun’un 323’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının (ğ) bendinde;  vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinin yargılama giderlerinden olduğu, aynı Kanunun 330’uncu maddesinde, vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücretinin, taraf lehine hükmedileceği öngörülmüştür.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164’üncü maddesinde, avukatlık ücretinin, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade ettiği belirtilmiş ve maddede müvekkil ile vekil arasında belirlenecek avukatlık vekâlet ücretinin sınırı ve şartları belirlenmiştir.

"Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması" başlıklı 168’inci maddesi uyarınca yargılama sonunda mahkemece hükmedilecek avukatlık ücreti Türkiye Barolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulunca[44] belirlenmektedir.

Kanun maddesinde TBB tarafından hazırlanan tarifenin Adalet Bakanlığınca da onaylanması öngörülmüş ise de, Adalet Bakanlığının uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte TBB’ye geri göndermesi durumunda,  TBB Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde tarifenin onaylanmış sayılacağı öngörüldüğünden, avukatlık vekalet ücretinin TBB tarafından belirlendiğini söylemek yanlış olmaz. Diğer taraftan, uygulamada Adalet Bakanlığınca, TBB tarafından belirlenen tarifeye karşı zaman zaman dava açıldığı[45] da görülmektedir.

1136 sayılı Kanun’un 169’uncu maddesinde ise; yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamayacağı hükme bağlanmıştır.

6100 sayılı Kanun’da, dava sonunda haklı çıkan taraf lehine vekâlet ücreti hükmedileceği ve vekâlet ücretinin yargılama giderlerinden olduğu düzenlenmiş olup, mahkeme tarafından davasında haklı çıkan tarafın avukat eliyle temsil edildiği durumlarda, hükmedilecek vekâlet ücreti, haklı çıkan taraf ile avukatı arasında belirlenen vekalet ücreti olmayıp[46], TBB tarafından her yıl belirlenen ve Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde yer alan vekalet ücretidir. 

AAÜT’de vekâlet ücretinin kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığı olduğu, Tarifenin “Avukatlık ücretinin aidiyeti, sınırları ve ortak veya değişik sebeple davanın reddinde davalıların avukatlık ücreti” başlıklı 3’üncü maddesinde;  yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin, bu Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamayacağı, bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresinin göz önünde bulundurulacağı ifade edilmiştir.  

Birleştirme Kararı İle Tek Dava Dosyası Üzerinden Yapılan Yargılama Sonucunda Tek Vekâlet Ücretine Mi Yoksa Birleştirilen Dava Sayısı Kadar Vekâlet Ücretine Mi Hükmedilmesi Gerektiği Sorunu

Vergi yargısında, aynı mahkemenin esasına kayıtlı ve aralarında 5’inci madde kapsamında aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı ayrı ayrı açılan davaların, tek dava dosyasında birleştirilmesi uygulamasının oldukça yaygın olması nedeniyle, birleştirilen davalarda, yargılama sonunda tek bir vekâlet ücretine mi hükmedileceği yoksa birleştirilen her dava sayısı kadar vekâlet ücretine mi hükmedileceği tartışması halen güncelliğini korumaktadır.

Yargı kararları incelendiğinde[47]; ortada bir yargılama ve tek dava bulunduğundan birleştirilen dava dosyasında da tek vekâlet ücretine hükmedilmesi görüşünün vergi yargısında çoğunlukta olduğunu söyleyebiliriz.

Diğer taraftan, aksi yönde verilen yargı kararlarında[48], birleştirme uygulamasının 2577 sayılı Kanun yönünden yasal dayanağının bulunmadığı belirtildikten sonra, AAÜT’nin 8. maddesi uyarınca birleştirilen dava sayısı kadar vekâlet ücreti takdir edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Diğer taraftan, birleştirilen davalarda tek vekâlet ücretine hükmedilmek suretiyle maddi zarara uğradığı iddiasıyla Adalet Bakanlığı'na izafeten Maliye Hazinesine karşı açılan tazminat davasında (davaya davalı yanında dokuz hâkimin katıldığı), Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi[49]; Vergi mahkemelerince Gümrük Kanunu’nun 232’nci maddesinin  (28/3/2013 tarihli ve 6455/7 md. ile eklenen)  ikinci fıkrasında yer alan; “ Konusu ve yükümlüsünün aynı olması, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık bulunması şartıyla; birden fazla işleme veya beyannameye ilişkin gümrük vergileri ve para cezalarına tek tahakkuk ve ceza kararı düzenlenebilir” hükmü uyarınca dava konusu tahakkukların tek bir işlem olarak kabul edildiğinin anlaşıldığı, diğer taraftan AAÜT’nin 8’inci maddesinde birleştirilen dava sayısı kadar vekâlet ücretine takdir edileceğinin öngörüldüğü, tazminat istemine konu kararlarda, normlar hiyerarşisinin gözetilerek AAÜT’nin değil 6455 sayılı Kanun hükmünün esas alınarak karar verildiği, yargısal faaliyetlerin özünde mevcut bulunan takdir yetkisinin kullanıldığı ve kanunun açık hükmüne aykırılıktan bahsedilemeyeceği gerekçesiyle, oy çokluğu ile davanın reddine karar verilmiştir.

Karar (3/2) oy çokluğu ile alınmış olup, Başkanın karşı oy gerekçesinde;  Olayda HMK 46/c bendinde düzenlenen kanunun açık hükmüne aykırılıktan ziyade, ilgili kanunun farklı yorumlanmasından kaynaklanan bir zarar söz konusu olduğu, bu zararın 46 vd. maddelerine girmemekle beraber davacının zararının genel ve uluslararası hukuk ilkelerine göre devlet tarafından karşılanması gerektiği, diğer karşı oy gerekçesinde ise; “her ne kadar mahkemelerce tarafından 6455 sayılı Kanun’un 7’nci maddesi gerekçe gösterilerek birleştirme kararı vermiş iseler de, bu hükmün özellikle mahkemeleri değil idareyi bağlayan bir hüküm olduğu, AAÜT’nin 8’inci maddesi gereğince ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken, 6455 sayılı Kanun’un 7’nci maddesinin yanlış yorumlanması suretiyle ortaya çıkan zararın devletin karşılaması gerektiği ifade edilmiştir.

Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinin kararı davacı tarafından temyiz edilmiş ve karar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu[50] tarafından oybirliği ile onanmıştır.

Temyiz aşamasında davalı yanında davaya katılan hâkim dilekçesinde; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Aynı dilekçe ile dava açılabilecek hâller” başlıklı 5. maddesinde açıkça aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep - sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabileceğinin belirtildiğini, bu hakkın davacı tarafından kullanılabileceği gibi mahkemelerce de aynı maddi ve hukuki olaydan kaynaklı işlemlere karşı birden fazla dava açıldığında yargılamanın daha etkin, hızlı ve her iki taraf için en ucuz şekilde yapılmasını sağlamak amacıyla dilekçenin reddi kararları verilerek tek dava açılmasının sağlayabileceğini veya birleştirme kararı verilebileceğini, öte yandan bu sorunların aşılmasını sağlamak amacıyla 6455 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile Gümrük Kanunu’nun 232. maddesine "Konusu ve yükümlüsünün aynı olması, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık bulunması şartıyla; birden fazla işleme veya beyannameye ilişkin gümrük vergileri ve para cezalarına tek tahakkuk ve ceza kararı düzenlenebilir.” hükmünün eklendiğini, dava konusu olayda davacı şirket aleyhine tahakkuk ettirilen ÖTV, KDV ve KKDF ile kesilen özel tüketim ve KDV para cezalarına yönelik itirazların reddedildiğini, davacı tarafça aynı maddi olaydan kaynaklanan ve aralarında maddi ve hukuki yönden bağlılık bulunan, üstelik parasal tutar olarak ayrı ayrı hükmedilmesi istenen vekâlet ücretlerinin çok altıda olan işlemlere karşı birlikte ve tek dava açılması gerekirken, her beyannameden kaynaklı KKDF'ye ayrı, KDV-ÖTV tahakkuklarına ayrı ve para cezalarına karşı ayrı davaların açıldığını, esasen vergi mahkemelerince bu davalar hakkında 2577 sayılı Kanun’un 5. maddesi gereği dilekçenin reddi kararları verilerek bu davaların birleştirilerek açılmasının istenilmesi gerekmekte ise de davacının her dava için yenileme harcı ödemek zorunda kalmaması, davaların uzamaması amacıyla davacı lehine birleştirme kararları verildiğini, ayrıca davacı vekilinin sadece vekâlet ücreti almak amacıyla ayrı ayrı davaların açılmasına sebebiyet vermesi nedeniyle yargılama giderlerinin kendisine yükletilmesi gerekirken davanın lehine sonuçlanması üzerine yargılama giderlerinin dahi idareye yükletildiğini, davacı vekilince aynı olaydan kaynaklanan her başlık için ayrı ayrı olmak üzere 2000 civarında dava açılmasının Gümrük Kanunu’na aykırı ve Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine göre hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir[51].

Konuya ilişkin görüşümüze gelince;

İYUK’ta aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı açılan davaların aynı mahkemede görüşülmesi konusu (bağlantı) açıkça düzenlenmiş olmasına karşın, aynı tür davaların aynı mahkemede tek davada birleştirilmesi konusunda Kanunda açık bir hüküm bulunmaması ve HMK hükümlerine (İYUK hükümleri ile çatışmayan) atıf yapılan konular arasında davaların birleştirilmesi müessesesine de yer verilmemiş olması sebebiyle, hukuken sorunlu bu uygulamadan kaçınılması gerektiğini ifade etmiştik.

Kanımızca aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı açılan davalar birleştirilmemeli ve her bir davada tam vekalet ücretine veya birazdan değineceğimiz seri dava kapsamında değerlendirebileceğimiz türden davalar olarak AAÜT’nin 22’nci maddesi uyarınca seri davalara göre vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.   

Diğer taraftan aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı açıların davaların, mahkemece tek davada birleştirilmesi uygulaması uzun zamandır beri uygulanagelmiş ve vakıa haline dönüşmüş ve birden fazla dava dosyasının birleştirildiği tek dava dosyasında yapılan yargılama sonunda tek bir vekâlet ücretine mi hükmedileceği yoksa birleştirilen her dava sayısı kadar vekâlet ücretine mi hükmedileceği tartışması yaşanmıştır.

Cumhuriyet döneminde günümüze kadar yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri[52] incelendiğinde;

1941 ve 1947 yılı AAÜT’nin 13’üncü maddesinde[53] karşılık davalar ve birleştirilen davalar için vekâlet ücretinin nasıl hesaplanacağı açıklanmış ve üçüncü davadan itibaren tam vekâlet ücretin 1/3, ¼ , 1/5 şeklinde azalan oranda vekalet ücreti alınacağının öngörüldüğü,      1954 yılından itibaren[54] karşılık davalar ve birleştirilen davalar için ayrı ayrı vekalet ücreti alınacağının öngörüldüğü, 1962 yılından 2002 yılına kadar yayınlanan AAÜT’lerin 9’uncu maddesinde; 2002 yılından günümüze değin yayınlanan tarifelerin ise 8’inci maddesinde; “Bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması veya başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi yahut davaların ayrılması durumlarında her dava ayrı ücreti gerektirir” ifadeleri yer almıştır. Tarifelerde madde metni gibi, madde başlığı da “Karşılık Davada, Davaların Birleştirilmesinde veya Ayrılmasında Ücret” şeklinde istikrarlı olarak yerini almıştır.

Yukarıda yer verilen yargı kararları irdelendiğinde, birleştirilen dava dosyalarına ilişkin olarak AAÜT’nin “Karşılık Davada, Davaların Birleştirilmesinde veya Ayrılmasında Ücret” başlıklı 8. maddesinde yer alan “başka bir davanın bu davayla birleştirilmesiifadesinin esas alındığı görülmektedir.

Tarifenin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1’inci maddesinde, mahkemelerde, tüm hukuki yardımlarda, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran her türlü merci kararlarında ve ayrıca kanun gereği mahkemelerce karşı tarafa yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin tayin ve takdirinde, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve bu Tarife hükümleri uygulanacağı öngörülmüştür.

Tarifeyi incelediğimizde; icra ve iflas müdürlükleri ile icra mahkemelerinde vekâlet ücretinin 11’inci maddede; tüketici mahkemeleri ve tüketici hakem heyetlerinde vekâlet ücretinin 12’nci maddede; ceza davalarında vekalet ücretinin 14’üncü maddede ve Danıştay’da, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde görülen dava ve işlerde vekalet ücretinin 15’inci maddede ayrıca düzenlendiği görülmektedir.

Tarife hükümlerinin, hem adli yargı hem de idari yargı mahkemelerini kapsamasına karşın, bazı düzenlemelerin içerdiği ifade ve terimler nedeniyle, yargı uygulamasında, bahsi geçen düzenlemelerin sadece adli yargıya yönelik olduğu yönünde bir takım izlenim ve tartışmalara yol açtığı görülmektedir. Bu düzenlemelerin başında da Tarifenin 8’inci maddesi ve 22’nci maddesi gelmektedir.

Tarifenin 8’inci maddesinin idari yargıda yer almayan “karşılık davada” ibaresi ile başlaması, 22’nci maddenin ise medeni usul hukuku alanında düzenlenen “İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar” ifadesi ile başlaması, bahsi geçen maddelerin, idari yargı için geçerli olup olmadığı tartışmasına sebebiyet vermiştir.

Tarifenin 1’inci maddesinde tarifenin ayrım yapılmaksızın tüm mahkemeler için geçerli olduğu ve mahkemeler için özellik arz eden hususların ayrı ayrı maddelerde düzenlendiği (11, 12,14 ve 15’nci maddeler) ve tarifenin geriye kalan maddelerinin (8 ve 22’nci maddelerinin de içinde olduğu) tüm yargı sistemindeki mahkemeler için geçerli olduğu görüşüyle, tarifenin gerek 8’inci maddesinin gerek 22’nci maddesinin idari yargı için de uygulanması gerektiği düşüncesindeyiz. Bu arada tarifede yer alan bu genel düzenlemelerin idari yargıya uygun düştüğü ölçüde uygulanacağı tabidir.        

AAÜT’nin 8’inci maddesinin başlığı “karşılık davada” ifadesi ile başlıyor olsa da, devamında virgül konularak “davaların birleştirilmesinde” veya “ayrılmasında” ifadeleri yer almakta olup, Tarife maddesinin sadece karşılık davalar için uygulanacağı ve tarife hükmünün idari yargıda uygulama imkânı bulunmadığı yönündeki görüşlere katılmıyoruz.

Netice itibariyle, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı açılan davalar birleştirilmemesi ve her bir davada tam vekalet ücretine veya birazdan değineceğimiz seri dava kapsamında değerlendirebileceğimiz türden davalar olarak AAÜT’nin 22’nci maddesi uyarınca seri davalara göre vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini düşünmekle beraber, birleştirilen dava dosyalarında birleştirilen her bir dava sayısınca vekâlet ücretine mi yoksa tek vekalet ücretine mi hükmedilmesi gerektiği tartışması özelinde ise; davanın açıldığı tarihten itibaren nihai karar aşamasına kadar uzunca bir sürenin geçmiş olması, hatta istinaf veya temyiz aşamasına gelmiş bir dosya için bu yargılama süresinin daha da uzun olduğu dikkate alınarak, yukarıda yer verilen pek çok emsal kararda da belirtildiği üzere, birleştirme kararı verilmesinin usul kurallarına uygun düşmediği belirtilmek suretiyle, başta ayrı ayrı açılan ve yargılama sonunda ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gereken bir durum olduğu da göz önüne alınarak, en azından avukatın vekalet ücreti boyutunda hak kaybı yaşamaması sonucunu da içerdiğinden, AAÜT’de yer alan birleştirilen dava sayısı kadar vekâlet ücretine hükmedilmesi uygulamasının, tek vekâlet ücretine hükmedilmesi uygulamasına göre çok daha hakkaniyete uygun düştüğünü söyleyebiliriz.

Vergi Davalarında,Seri Davalara Uygulanan Vekâlet Ücretinin Uygulanıp Uygulanamayacağı Sorunu

AAÜT’nin ikinci kısım birinci bölümünde[55]konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki yardımlara ödenecek ücret belirlenmiş olup, vergi mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için 2021 yılı için duruşmasız davalar için 2.270-TL, duruşmalı davalar için 2.940-TL;  ikinci kısım ikinci bölümünde konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuki yardımlara ödenecek ücret belirlenmiş olup, vergi mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için 2021 yılı için duruşmasız davalar için 2.040-TL, duruşmalı davalar için 3.110-TL vekâlet ücretine hükmedileceği kurala bağlanmıştır.

Tarifenin “Seri davalarda ücret” başlıklı 22’nci maddesinde; “İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine,toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25’i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir.” ifadeleri yer almaktadır.      

Tarife maddesinin uygulanabilmesi için öncelikle seri davanın ne olduğunu ortaya koymak gerekmekte olup, yasal düzenlemelere baktığımızda seri davaların tanımının yapılmadığını görmekteyiz. Yargı kararlarında genel olarak, “seri davalar” ibaresi çok geçmekle beraber, kararlarda hangi davaların seri dava olduğu hususunda irdeleme veya tanım yapmaksızın, uyuşmazlığa konu davaların seri dava olduğu ya da olmadığı yönünde ifade kullanıldığı görülmektedir.

Danıştay İkinci Dairesinin bir kararında[56]; literatürde; aynı veya benzer sebeplerden doğan ve aynı zamanda konuları da birbirine oldukça benzer olan, aynı davalı kişi ya da kişilere karşı açılmış bulunan davaların seri dava olarak isimlendirildiği ifade edilmiştir.

Tarifede, seri davanın tanımının yapılmamış olması bize göre önemli bir eksiklik olup, yargı uygulamasına baktığımızda; birden fazla davalar arasında aynı veya benzer sebeplerden doğan,ayrı bir hukuki irdeleme ve araştırma gerektirmeyen, dava konusu işlemin; dönemi, sayısı gibi unsurlarının değiştiği davaları seri dava olarak nitelendirebiliriz.

Örneğin; mükellefin bir takvim yılının on iki dönemine ilişkin vergi beyannamelerinin yasal sürede verilmemesi nedeniyle kesilen 12 adet özel usulsüzlük cezasına karşı açılan 12 ayrı dava; mükellefin değişik tarihlerde ithal ettiği X ürüne ilişkin olarak, gözetim uygulamasına tabi tutulması nedeniyle haksız şekilde fazladan gümrük vergilerinin ödendiği iddiasıyla aynı eşyaya ilişkin değişik tarihlere ait 40 adet gümrük beyannamesi bazında Gümrük Kanunu’nun 211’inci maddesi kapsamında yapılan 40 adet geri verme başvurusunun reddine dair işlemelere karşı açılan 40 ayrı dava, seri dava olarak örnek olarak gösterilebilir.

İdari uyuşmazlıklar açısından ise; açıktan ilk ataması yapılan kamu görevlilerine karşı harcırah ödenmeyeceğine dair düzenleme bulunduğunu varsayalım, söz konusu uygulamadan kaynaklı binlerce ilk ataması yapılan kamu görevlisinin açtığı her bir dava birbirinden bağımsız davalar olmakla beraber, davalısı aynı kurum olan idareler yönünden, aynı davalı idare vekili tarafından dava savunması hazırlanırken her bir dosyada ayrı bir hukuki irdeleme yapılmasını gerektirmeyen bir uyuşmazlık türü olduğundan bu tür davaları da davalı idare vekili yönünden seri dava olarak görmek mümkündür. Aynı şekilde aynı örnekten devam edecek olursak, harcırah konusunda 50 ayrı davacının vekili olan avukat yönünden de açılan bu 50 ayrı davayı seri dava olarak kabul edebiliriz.    

Seri davalara ilişkin öngörülen vekâlet ücreti düzenlemesinin temel mantığı, avukatlık vekâlet ücretinin, avukatın uyuşmazlık konusu olayda harcadığı hukuki emeğin bir karşılığı olduğundan, seri dava dediğimiz bu tür davalarda, avukatın her bir dosyada ayrı bir hukuki irdeleme ve araştırma yapmasının gerekmemesi anlayışına dayandığını söyleyebiliriz. 

HMK’da vekalet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmış ve vekalet ücreti ödenmesi konusunda haklı çıkma kriteri kabul edilmiş olup, Tarifede vekalet ücretinin hukuki emeğin karşılığı olduğu hususu göz önüne alınarak seri davalar yönünden tam ücret yerine on dava sayısının aşılması halinde tam vekalet ücretinin % 50’si ila %25’i arasında vekalet ücretine hükmedileceği öngörülmüştür[57].

Tarifenin gerek 8’inci ve gerekse 22’nci maddesinin idari yargı açısından uygulanması gerektiğini yukarıda ifade etmiştik.

Danıştay Dokuzuncu Dairesinin2016 yılında verdiği bir kararda[58]; çalıştırma ruhsat harçlarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerine karşı davacıları farklı olmakla beraber avukatı aynı olan yüzün üzerindeki davada, tam vekâlet ücreti yerine, seri davalara ilişkin vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü Vergi Dava Dairesi’nin2020 yılında verdiği bir kararda[59] tarifedeki seri dava kısmına atıfla birleştirilen davalar dahil 10 dava dosyası sayısınca vekalet ücretine hükmedilmiştir.

İzmir 3. Vergi Mahkemesi Hakimliği’nce verilen kararda[60] davacısı ve avukatı aynı olan 16 ayrı davanın tarifede yer alan seri dava niteliğinde olduğu gerekçesiyle, vekâlet ücreti yönünden tam ücretin yüzde 50’si oranında vekâlet ücretine hükmedilmiş ve anılan karar İzmir Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü Vergi Dava Dairesi tarafından onanmıştır.

İzmir Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü Vergi Dava Dairesi’nin verdiği bir kararda[61]; aynı normun uygulanması sonucu tesis edilen, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olay veya hukuki durumu aynı veya özdeş olan, dava ve savunma dilekçelerinin hazırlanması bakımından avukata ayrı bir yük getirmeyen, avukatın yeni ve ayrı bir emek göstermeksizin müvekkillerini temsil edebileceği davaların seri dava olarak değerlendirilmesi ve yargılama giderlerinin  hakkaniyet ve ölçülülük ilkesi esas alınarak belirlenmesi gerektiği ifade edilmiş ve tarifede yer alan seri davalara ilişkin vekalet ücreti hükümlerine göre tam ücretin yüzde 60’ı oranında vekalet ücretine hükmedilmiştir.

GaziantepBölge İdare Mahkemesi İkinci Vergi Dava Dairesince onanan vergi mahkemesi kararında[62]; aynı avukat tarafından toplamda 60'tan az 15'ten fazla dava açıldığı, aynı olay ve aynı hukuki sebepten kaynaklanan söz konusu davaların seri dava niteliğinde olduğu gerekçesiyle tam ücretin %60’ı oranında vekâlet ücretine hükmedilmiştir.

Ankara Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdari Dava Dairesince verilen bir kararda[63]açılan davaların, aynı sebepten doğduğu, aynı konuya ilişkin olduğu ve aynı davalıya karşı açıldığı hususları gözetilerek, tarifede yer alan seri davalara ilişkin vekâlet ücreti hükümlerine göre tam ücretin yüzde 40’ı oranında vekâlet ücretine hükmedilmiştir.

GaziantepBölge İdare Mahkemesi Beşinci İdari Dava Dairesince verilen bir kararda[64]; tarifede yer alan seri davalara ilişkin vekâlet ücreti hükümlerine göre tam ücretin yüzde 30’u oranında vekâlet ücretine hükmedilmiştir.

Mardin 2. İdare Mahkemesi'nce verilen kararda[65], tarifede yer alan seri davalara ilişkin vekalet ücreti hükümlerine göre tam ücretin yüzde 25’i oranında vekalet ücretine hükmedilmiş ve anılan karar Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü İdari Dava Dairesi tarafından onanmıştır.

Aynı şekilde Danıştay İkinci Dairesinin2020 yılında verdiği bir kararında[66] seri davanın literatürde; aynı veya benzer sebeplerden doğan ve aynı zamanda konuları da birbirine oldukça benzer olan, aynı davalı kişi ya da kişilere karşı açılmış bulunan davalar olduğu ifade edilmiş ve Daire esasına kayıtlı yüzden fazla davanın aynı sebepten doğduğu, aynı konuya ilişkin olduğu ve aynı davalıya karşı açıldığı, dava sayısının toplamda 100’den fazla olduğu görülmekle söz konusu davaların seri dava niteliğinde olduğu sonucuna ulaşılmış ve 2020 yılı AAÜT’nin "Seri Davalarda Ücret" başlıklı 22. maddesi ile belirlenen tam ücretin %25’i oranında vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

İdari yargı kararları incelendiğinde, seri davalara ilişkin ücret uygulamasının idari yargı için uygulanamayacağı yönünde kararlar da bulunmaktadır.

Konya Bölge İdare Mahkemesi Birinci Vergi Dava Dairesi tarafından verilen bir kararda[67]; her bir uyuşmazlığın içeriği itibariyle davacılar açısından ayrı ayrı irdelenmesi gerektiği ve davacıların birlikte dava açabilmesinin 2577 sayılı Kanun uyarınca mümkün olmadığından ihtiyari dava arkadaşlığının da söz konusu olmadığı, aynı avukatın farklı kişilerin benzer konudaki davalarını alarak takip etmesinin, avukatlık mesleğinin niteliği gereği, her bir dava için harcadığı emek ve çabanın ayrı ayrı olduğu gerekçeleriyle, seri davalara ilişkin vekâlet ücretine hükmeden vergi mahkemesi kararı kaldırarak tam vekalet ücretine hükmedilmiştir.

İstanbulBölge İdare Mahkemesi Beşinci Vergi Dava Dairesi tarafından verilen bir kararda[68]; 20 ayrı serbest dolaşım giriş beyannamesi ile ilgili yapılan itirazlara idarece aralarında maddi ve hukuki yönden bağlılık bulunan tek işlem tesis edildiğinin anlaşılması karşısında, beyannamelerden kaynaklanan ve aynı maddi olay nedeniyle tesis edildiği anlaşılan işleme karşı, işlemde yer alan beyannamelerin ayrılması suretiyle birden fazla davaya konu edilmesinin, ortada ayrı ayrı incelemesini gerektiren maddi ya da hukuki bir nedenin bulunmadığı da gözetildiğinde, davaların etkin ve hızlı şekilde çözümlenmesine ilişkin kurala, diğer bir deyişle, usul ekonomisine uygun düşmediği, Mahkemece, davacı adına tesis edilen aynı işlemde yer alan unsurlara ilişkin kendi esasına kayıtlı dosyaların birleştirilmesi suretiyle yargılama yapılması sonucunda birleştirilen, ancak seri dava niteliğinde olmayan davada, haklı çıkan davacı lehine tek vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

İstanbulBölge İdare Mahkemesi Altıncı Vergi Dava Dairesi tarafından verilen bir kararda[69]; 24 adet dava dosyasının birlikte değerlendirilmesinden; açılan davaların seri dava olmayıp, aynı tarih ve sayılı ödeme emrinin her bir vergi dönemine göre ayrı ayrı açılan davalar olduğu belirtilerek, Mahkemece vekalet ücretinin tamamına hükmedilmesi gerekirken, seri dava kabul edilerek vekalet ücretinin yarısına hükmedilmesinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine uygun düşmediği ifade edilmiştir.

Manisa Vergi Mahkemesi nezdinde aynı avukat ve aynı konuda açılan toplam 50’den fazla dosyada AAÜT’nin "seri davalarda ücret" başlıklı 22'nci maddesi gereğince vekalet ücreti yönünden hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle davalı idarece yapılan istinaf başvurusu İzmir Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü Vergi Dava Dairesi tarafından oy çokluğu[70] ile reddedilmiştir.

Ankara Bölge İdare Mahkemesi On Üçüncü İdari Dava Dairesi tarafından 2020 yılında verilen bir kararda[71]; her bir uyuşmazlığın içeriği itibariyle davacılar açısından ayrı ayrı irdelenmesi gerektiği ve davacıların birlikte dava açabilmesinin 2577 sayılı Kanun uyarınca mümkün olmadığından ihtiyari dava arkadaşlığının da söz konusu olmadığı gerekçesiyle, seri davalara ilişkin vekâlet ücretine hükmeden idare mahkemesi kararını kaldırarak tam vekalet ücretine hükmedilmiştir.

Dilekçe Yazım Ücretine Hükmedilebilir mi?

Dikkat çeken bir Danıştay kararanda, Tarifenin seri davalarda ücret kısmının Danıştay tarafından yürütmesinin durdurulması nedeniyle “dilekçe yazım ücretine” hükmedilmiş olmasıdır.

Danıştay Onikinci Dairesinin bir kararında[72]; taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirmeyecek biçimde, uyuşmazlığın seri dava niteliği ve avukatın emeği dikkate alınarak 2017 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde her türlü dilekçe yazımı için öngörülen ücrete karşılık gelen 400 TL vekalet ücretinin ödenmesine hükmedilmiş, davalı idarece seri davalar için 2017 yılı AAÜT hükümlerine göre vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekçesiyle yapılan temyiz talebi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından[73]; 2017 ve 2018 yılına ilişkin AAÜT’nin seri davalarda ücreti düzenleyen maddelerinin yargı kararı ile hukuka aykırı bulunarak yürürlüğünün durdurulmuş olması ve anılan yargı kararlarında yer verilen gerekçeler karşısında, konuya ilişkin dava sayısı da göz önüne alındığında, Dairece davalı idareler lehine hükmedilen 400,00-TL tutarındaki avukatlık ücretinin miktar olarak uygun olduğu ve Daire kararının avukatlık ücretine ilişkin kısmında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Özel Bir Tartışma Konusu: Tek Bir İşlemin İçeriği Unsurlar İtibariyle Ayrı Ayrı Davaya Konu Edilip Edilemeyeceği

2577 sayılı Kanun’un, her idari işlemin ayrı bir davanın konusu yapılmasını prensip edindiğini belirtmiştik. Yargı uygulamasında tartışmalı konuların birisi de; şekli olarak tek bir işlem görüntüsünde olan işleme karşı tek dava açılması yerine içeriği unsurlar itibariyle ayrı ayrı idari işlem olarak kabul edilerek ayrı dava konusu yapılıp yapılamayacağı konusudur.

Uygulamada daha çok tek ödeme emrine karşı ve gümrük uyuşmazlıklarında bölge müdürlüğü kararına karşı açılan davalarda bu konu gündeme gelmektedir.

Örneğin; 40 adet gümrük beyannamesine istinaden gümrük idaresi tarafından alınan tahakkuk kararına karşı dava öncesinde zorunlu idari başvuru yolu öngörülmüş olup[74], yapılan 40 itiraz başvurusunun gümrük bölge müdürlüğü tarafından alınan tek bir kararla reddedilmesi sonrası davacı tarafından 40 ayrı dava açılması veya ödeme emri işleminin içindeki unsurlar itibariyle ayrı ayrı dava açılması (vergi ve cezaların ait oldukları dönemler itibariyle ayrı,  vergi türleri gözetilerek ayrı, cezalar için ayrı dava açılması) gibi.

Öncelikle 2577 sayılı Kanun’a göre; ayrı ayrı dava açılabilmesi için ortada birden fazla işlem olması gerekmekte olup, bu tür uyuşmazlıklarda görünüş olarak ortada tek bir işlem bulunmakla beraber, bu işlemin içeriği unsurlar dikkate alınarak ayrı ayrı dava açma yoluna gidilebilir mi sorusunun sorusuna cevap bulmak gerekmektedir.

4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 232.maddesine eklenen 2. fıkrasında[75], "Konusu ve yükümlüsünün aynı olması, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık bulunması şartıyla; birden fazla işleme veya beyannameye ilişkin gümrük vergileri ve para cezalarına tek tahakkuk ve ceza kararı düzenlenebilir." hükmüne yer verilmiştir.

4458 sayılı Kanunun 232.maddesinde değişikliğe gerekçesine bakıldığında, "4458 sayılı Gümrük Kanununun 232’nci maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere birden fazla beyannameye tek tahakkuk ve ceza kararı düzenlenmesi, tek itirazda bulunulması ve tek dava açılmasına imkân sağlayarak yargılama ekonomisine uygun ve idarenin yükünü azaltan yeni bir fıkranın maddeye eklenmesi ve diğer fıkra numaralarının da teselsül ettirilmesini öngören düzenleme yeni çerçeve 7’nci madde olarak Tasarıya eklenmiştir." şeklinde bir izahatın bulunduğu görülmektedir.

Danıştay Yedinci Dairesi kararları incelendiğinde;

2019 yılında verdiği bir kararda[76], 15 ayrı serbest dolaşım giriş beyannamesi ile ilgili yapılan itiraz başvurularına idarece tek işlem tesis edildiğinin anlaşılması karşısında, beyannamelerden kaynaklanan ve aynı maddi olay nedeniyle tesis edildiği anlaşılan işleme karşı, işlemde yer alan beyannamelerin ayrılması suretiyle birden fazla davaya konu edilmesi, ortada ayrı ayrı incelemesini gerektiren maddi ya da hukuki bir nedenin bulunmadığı dagözetildiğinde, davaların etkin ve hızlı şekilde çözümlenmesine ilişkin kurala, diğer bir deyişle, usul ekonomisine uygun düşmediği, Mahkemece, davacı adına tesis edilen aynı işlemde yer alan unsurlara ilişkin kendi esasına kayıtlı dosyaların birleştirilmesi suretiyle yargılama yapılması yargılama sonucunda birleştirilen, ancak seri dava niteliğinde olmayan davada, haklı çıkan davacı lehine tek vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

2018 yılında verdiği bir başka kararda da[77]; benzer şekilde seri davadan bahsedebilmek için ihtiyari dava arkadaşlığının ve dolayısıyla birden çok kişi hakkında tesis edilen bir işlem olması veya bir kişi hakkında tesis edilen birden fazla işlem olması gerektiği, olayda tek bir idari kararın olduğu ve ortada ayrı ayrı incelemesini gerektiren maddi ya da hukuki bir nedenin bulunmadığı da gözetildiğinde birleştirilen davalarda tek vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.

Konuya ilişkin görüşümüze gelince; yukarıda yer verdiğimiz örnekten devam edecek olursak, her bir gümrük beyannamesine istinaden gümrük idaresi tarafından alınan idari kararlara dolayısıyla tahakkuk kararına karşı dava öncesinde zorunlu idari başvuru yolu öngörülmüş olup, yapılan itiraz başvurularının gümrük bölge müdürlüğü tarafından alınan tek bir kararla reddedilmesi durumunda zahiri olarak ortada tek bir işlem görünmekle beraber, sürecin en başından beri ayrı ayrı işlemler üzerinden (her bir tahakkuk kararının ayrı ayrı alınması durumu)  başladığı ve her bir beyanname bazında hukuki irdelemenin yapılması gereği, ortada bir tane işlem değil itiraz başvurusuna konu idari karar (tahakkuk kararı, ceza kararı)  kadar itirazın reddi yönünde işlem olduğunun kabul edilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Bu nedenle ek tahakkuk, para cezası veya geri verme talebiyle yapılan başvurunun reddi gibi idari kararlara karşı bölge müdürlüğüne yapılan itiraz, tek bir kararla reddedilmiş olsa bile, itiraza konu idari karar sayısı kadar itirazın reddi işleminin bulunduğu ve her bir işlem için ayrı ayrı dava açılabileceği düşüncesindeyiz.

Gümrük uyuşmazlıkları yönünden, itiraz öncesinde ayrı ayrı işlemlerin bulunması nedeniyle durum biraz daha açık ve anlaşılabilir olmakla beraber, tek ödeme emri yönünden durum biraz daha karışık ve tartışmalıdır.

Ödeme emrinin birden fazla olması durumunda her bir ödeme emri, ayrı birer idari işlem olduğundan her bir ödeme emri hakkında ayrı ayrı dava açılabileceği gibi, maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan ödeme emirlerine karşı (örneğin asıl borçlu şirketin ödenmeyen kamu borçlarının şirket kanuni temsilcisinden tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirleri aynı hukuki sebepten kaynaklanması nedeniyle)  2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesi kapsamında tek dava dilekçesine de konu yapılabilir.

Ödeme emri, tahakkuk etmiş ve vadesinde ödenmeyen (teminata bağlanmamış) kamu alacağının/alacaklarının tahsili amacıyla düzenlenen bir işlem olup, kanun maddesinde “borcun asıl ve ferilerinin mahiyet ve miktarları” ifadesi yer almakla beraber uygulamada birbirinden farklı hatta farklı yargı kollarının ve aynı yargı kolunda farklı mahkemelerin görev alanına giren alacakların aynı ödeme emrine konu edildiği görülebilmektedir.

İçeriği itibariyle görev yönünden farklı mahkemelerin görevine giren kamu alacaklarının aynı ödeme emrine konu edilmesi durumunda, ortada tek bir ödeme emri bulunsa da farkı mahkemelerin görev alanına giren uyuşmazlıklar barındırdığından, idari mahkemelerce ayrı ayrı dava açılmak üzere dilekçe ret kararı verilmekte ve bu doğrultuda dava dilekçeleri yenilendiğinde, mahkemenin görev alanına giren kısmı tekemmül ettirilmekte, diğer dava dilekçesine ilişkin olarak ise idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlık ise davanın görev yönünden reddine ve dosyanın mahkemesine gönderilmesin, adli yargının görev alanına giren bir uyuşmazlık ise adli yargıda dava açılmak üzere davanın görev yönünden reddine karar verilmektedir.

Ödeme emrinin içeriği unsurlar itibariyle birbiriyle hukuki ilgisi bulunmayan ve farklı hukuki dayanakları ve tahakkuk süreçleri bulunan kamu alacakları açısından ayrı bir hukuki irdeleme, araştırma gerektirmesi hallerinde ayrı ayrı davaya konu edilebileceğinin kabul edilmesinin hakkaniyete uygun düşeceği, ancak ayrı bir hukuki irdeleme ve araştırma gerektirmeyen hallerde ayrı ayrı davaya konu edilmesi durumunda, 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde sadece ayrı idari işlemler yönünden ayrı davaya konu edilebileceği ilkesine aykırılık nedeniyle, tek dava dilekçesiyle açılmak üzere dava dilekçelerinin reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşüncesindeyiz[78].

Ödeme emrinde kamu alacağının ait olduğu kodun sayısı[79] yazılmakta örneğin gelir vergisinin kod numarası: 3 gibi, ancak bu alacağın ne şekilde doğduğu ne şekilde tahakkuk ettiği bilgileri yer almadığı gibi hukuki dayanakları farklı, hatta farklı mahkemelerin görev alanına giren kamu alacaklarının aynı ödeme emrine yazılı olması, idari işlemlerin alınması sürecini ve işlemde bulunması gereken unsurların yeknesaklığını sağlayacak bir idari usul yasası ihtiyacını bir kez daha gündeme getirmektedir.

Türk kamu yönetiminde idare ilgililerle ancak idari karar alındıktan ve bundan dolayı bir yargısal uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra yüz yüze gelebilmektedir. Oysa idare ile ilgili bireyin ya da bireylerin iş birliği ile idari sorunların çözümü ve idari kararların böyle bir yöntemle alınmasının sağlanması halinde yönetim alanında hukuki uyuşmazlıklar en aza indirilebilecek, bu sisteme göre denetimin daha yavaş, uzun ve pahalı olduğu yargı denetimine daha az ihtiyaç duyulacaktır[80].

Ödeme emri uyuşmazlıklarında birbiriyle ilgisi bulunmayan pek çok kamu alacağına yer verilmesi gibi durumlarda sayısal olarak bir dava gibi gözükse de içerik olarak pek çok hukuki ihtilafı barındıran ve ayrı ayrı hukuki irdelemeyi gerektiren işlem yönünden tek dava açılması sağlıklı bir yargılamayı da olumsuz etkileyen bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.

Netice itibariyle, şekil olarak tek bir işlem gibi görünse de, içeriği unsurlar itibariyle ayrı bir irdeleme ve araştırma gerektiren durumlarda, şekli olarak tek bir işlem gibi görünen işlemlerin, ayrı birer işlem olarak kabulü ve İYUK md. 5 kapsamında ayrı ayrı davaya konu edilebileceklerinin kabulü gerektiği düşüncesindeyiz.

Sonuç

Aynı maddi/hukuki sebepten kaynaklanan veya biri hakkında verilecek kararın diğerini etkileyecek nitelikteki işlemlerin farklı mahkemelerce karara bağlanması, kanun koyucu tarafından birbiriyle çelişkili karar çıkabilme ihtimaline binaen ve usul ekonomisi yönünden çabuk ve daha az giderle yargılama yapılması ilkeleri gereğince, 2577 sayılı Kanun’un 38’inci vd. maddelerinde “bağlantılı davalar” başlığı altında özel olarak düzenlenmiştir.

2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde; her idari işlem için ayrı ayrı dava açılacağı prensip edinilmiş, ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işlemin bir dava dilekçesine konu edinebileceği kabul edilmiştir.

Maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işlemin tek dava dilekçesine konu edilebilmesi için, tek dava dilekçesine konu edilecek işlemlerin her birinin aynı kanun yoluna tabi olması gerektiği, farklı kanun yoluna tabi işlemlerin tek dava dilekçesine konu edilemeyeceği yönünde görüşler ve bazı yargı kararları bulunmakla beraber, tek hâkim ile karara bağlanacak davalar ile heyet halinde karara bağlanacak davaların tek dava dilekçesine konu edilemeyeceği, aynı şekilde dava açıldığında kanun yolları farklı işlemlerin tek dava dilekçesine konu edilemeyeceği yönünde düzenleme bulunmadığından bu yöndeki görüşlere katılmıyoruz.

2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinin mevcut haliyle; aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yâda sebep-sonuç ilişkisi bulunan idari işlemlere karşı, ayrı ayrı dilekçelerle ve tek dava dilekçesiyle dava konusu edilmesi durumlarında; ayrı ayrı açılan davanın tek hâkimin görüşü doğrultusunda kabul yönünde, tek dilekçeyle açılan davanın heyet halinde ve tek hâkim olarak karar veren hâkimin azlık oyuyla aksi yönde oy çokluğu ile sonuçlanması örneğinde olduğu gibi davacının inisiyatifine göre (tek veya ayrı ayrı dava açma) davanın sonucunun değişebilme ihtimalinin olması ve bu durumun davacının tercihine bağlı olarak ortaya çıkıyor olması, diğer taraftan davanın ayrı ayrı açılması ve tek dava dilekçe ile açıldığı durumlarda kanun yollarının da değişmesine yol açabilmekte (ayrı ayrı açıldığında istinaf yolu/temyiz yolu kapalıyken, tek dava dilekçesiyle açıldığında uyuşmazlığın istinaf yolu/temyiz yolu açık hale gelmesi gibi) olup, usul ekonomisi gözetilerek getirilen bu düzenlemelerin ciddi hukuki sakıncaları bulunduğundan Anayasaya aykırı olduğunu söylemenin kolay olmadığını bilmekle beraber, bu tartışmanın Anayasa Mahkemesine taşınmasında fayda olduğu görüşündeyiz.

Kamu düzenine ilişkin konuların davacının tercihine bırakılmaması ve 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesi kapsamındaki bu tür davaların ayrı ayrı dava konusu yapıldığında bir kısmının istinaf yolu kapalı olması nedeniyle kesinleşmesi, bir kısmının istinaf aşamasında bir kısmının temyiz aşamasında kesinleşmesi gibi durumlarda kesinleşmiş birbiriyle çelişkili kararların ortaya çıkması[81] gibi bir ihtimal her zaman bulunmakta olup, bu ihtimalin önüne geçilmesini sağlamak amacıyla mahkemelere ayrı ayrı açılan bu davaları tek bir davada birleştirme yetkisinin tanınması veya söz konusu işlemlerden birinin temyiz yoluna tabi ise tüm davaların temyiz yoluna tabi olması (istinaf süreci tamamlandıktan sonra); her biri yönünden temyiz yolu kapalı ise şayet ve işlemlerden birinin istinafa tabi olması halinde istinaf yolu kapalı olanların da istinafa tabi olacağı yönünde yasal düzenleme yapılarak, aynı sebepten kaynaklanan uyuşmazlıkların farklı şekilde sonuçlanmasının önüne geçilmesi sağlanabilir.

2577 sayılı Kanun’un bağlantıyı düzenleyen 38 vd. maddeleri ile tek dava dilekçesi ile dava açmayı düzenleyen 5’inci maddenin (ilk haliyle dâhil) aynı zamanda kabul edilip yürürlüğe giren iki madde olduğu hususu da göz önüne alındığında, kanun koyucunun aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı ayrı ayrı açılacak davalara ilişkin olarak davaların farklı mahkemelerce karara bağlanmasını sakıncalı bulduğundan bağlantı müessesesi ile bu tür davalara tek bir mahkemenin karara bağlanması hususunda iradesini açıkça ortaya koymuşken, bu tür davaların ayrı ayrı açılabileceği gibi tek dava dilekçesiyle dava konusu yapılabileceğini öngören 5’inci maddede bu koşulların bulunması durumunda mahkemece de davaların tek davada birleştirilebileceği yönünde bir düzenlemeyi eklemeyi tercih edebilirken, ayrı ayrı açma veya tek dava dilekçesiyle dava konusu etme konusunda inisiyatifi davacıya bıraktığı ve Candan’ın 2577 sayılı Kanun’damahkemelere birleştirme kararı verme konusunda idari mahkemelere birleştirme kararı verme yetkisi verilmediği ve bu konuda 2577 sayılı Kanun’da boşluk bulunmadığı görüşüne biz de katılıyoruz.

Diğer taraftan yakın zamana kadar HSK Teftiş Kuruluna bağlı müfettişler tarafından, mahkemelerin denetimi sonrası düzenledikleri tavsiyeler listesinde, idari yargıda birleştirme kararı uygulamasının hukuken tartışmalı bir konu olması nedeniyle yakın zamana kadar değerlendirme yapmayıp konuyu yargı uygulamasına (istinaf/temyiz) bırakmışken, HSK internet sitesinde yakın zamanda yayınlanan İdari Yargı Tavsiyeler Listesinde, davacıların ayrı ayrı dava açmak suretiyle iradelerini bu yönde kullanmaları durumunda davacıların bu açık iradesine rağmen mahkemelerce re'sen davaların birleştirilmesine olanak tanıyan bir hükme yer verilmediğiaçıkça ifade edilmiş ve madde uygulamasında inisiyatifin davacıya ait olduğu, ayrı ayrı açılan hallerde mahkemelerce davaları birleştirme yetkisinin verilmediği belirtilmiştir.

Ancak, yargı uygulamasında mahkemelerin maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işlemin ayrı ayrı dava dilekçesine konu edilebilmesi durumunda mahkemelerin birleştirme kararı verip veremeyeceği hususunda uygulamada yaşanan bu tartışmaya yapılacak yasal düzenleme ile son verilmesinde fayda bulunduğu kanaatindeyiz.

Avukatlık Ücret Tarifesi, tüm mahkemeler için bağlayıcı bir düzenleme olup, tarifenin kaleme alınırken adli ve idari yargının kendine özgür mevzuatı ve literatürü olduğu dikkate alınması gerekirken, bazı maddelerinin (8’inci ve 2’nci maddeleri gibi) sadece adli yargı için düzenlendiği intibaı oluşturulacak şekilde ifadelere yer verildiğinden, tarifenin kimi kısımlarının idari yargıda uygulanıp uygulanmayacağı hususunda tereddüt ve hukuki tartışmalara yol açmaktadır.

Tarifenin 1’inci maddesinde tarifenin ayrım yapılmaksızın tüm mahkemeler için geçerli olduğu ve mahkemeler için özellik durum araz eden hususların ayrı ayrı maddelerde düzenlendiği (11, 12,14 ve 15’nci maddeler) ve tarifenin geriye kalan maddelerinin (8 ve 22’nci maddelerinin de içinde olduğu) tüm yargı sistemindeki mahkemeler için geçerli olduğu düşüncesiyle, tarifenin gerek “birleştirilen davalarda her dava için ayrı ücrete hükmolunacağını öngören 8’inci maddesinin gerek seri davalarda vekâlet ücretini düzenleyen 2’inci maddesinin idari yargı için de geçerli olduğu görüşündeyiz.

2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde her idari işlem için ayrı ayrı dava açılacağı kuralı ve 6100 sayılı HMK ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümlerinde yer alan hukuki emeğin karşılığı ve haklı çıkan taraf lehine bir yargılama gideri olarak vekâlet ücretine hükmedilmesi düzenlemeleri ve son olarak Tarifenin 8’inci maddesi bir arada değerlendirildiğinde, birleştirilen davalarda tek vekâlet ücreti değil, birleştirilen dava sayısınca vekâlet ücretine hükmedilmesinin, yasal mevzuata daha uygun düşeceği kanaatindeyiz.

İdari yargılama açısından 2577 sayılı Kanun kapsamında birleştirme kararı verilmesinin açık bir dayanağının bulunmadığını dile getirirken, birleştirilen dava dosyalarında birleştirilen her bir dava sayısınca vekâlet ücretine ödenmesi gerektiğini söylemek kendi içinde çelişki gibi gözükmekle beraber, nihai karar aşamasında davanın açıldığı tarihten itibaren uzunca bir süre geçmiş olması, hatta istinaf veya temyiz aşamasına gelmiş bir dosya için geride kalmış uzun bir yargılama süresinin varlığı da dikkate alınarak, yukarıda yer verilen pek çok emsal kararda da belirtildiği üzere, birleştirme kararı verilmesinin usul kurallarına uygun düşmediği belirtilmek suretiyle, başta ayrı ayrı açılan ve yargılama sonunda ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gereken bir durum olması gerektiği de göz önüne alınarak, en azından bu duruma paralel sonuç yaratma çabası içinde, AAÜT’de yer alan birleştirilen dava sayısı kadar vekâlet ücretine hükmedilmesi uygulamasının, tek vekâlet ücretine hükmedilmesi uygulamasına göre daha çok hakkaniyete uygun düştüğünü söyleyebiliriz.

Danıştay Sekizinci Dairesinin 2008 yılında verdiği bir kararda[82] AAÜT’nin bütününe bakıldığında nisbi vekalet ücreti yönünden üst sınır bulunmazken, vergi davaları yönünden üst sınır bulunmasının tarifenin bütününe aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, Daire kararının temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nca[83]; Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin davaların büyük bir kısmında, uyuşmazlık konusu meblağın yüksek olması nedeniyle, bu tür davalardaki hukuki yardımlar için ödenecek avukatlık ücretinin tarifenin üçüncü kısmına göre, nispi olarak hesaplanması halinde, dava aleyhine sonuçlanan tarafın yüksek miktarda avukatlık ücreti ödeyeceği, bu durumun da haksız vergi salındığını düşünen kişilerin hak arama yoluna başvurusunu engelleyeceği, Nitekim vergi davalarının bu niteliği dikkate alınarak, vergi uyuşmazlıklarının konusu para olmasına karşın, vergi mahkemelerinde görülmekte olan dava ve işlerde yapılacak hukuki yardımlarda ödenecek avukatlık ücretinin dava konusu düzenleme ile maktu olarak belirlenmesinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle Daire kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Akabinde, 1136 sayılı Kanun’un 168’inci maddesinin ikinci fıkrasına eklenen cümle[84] ile vergi davalarında maktu vekâlet ücretine hükmedileceği yasal düzenlemeye bağlanmıştır.

Bu düzenlemenin doğru olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu olmakla beraber, maktu vekâlet ücretine hükmedilen vergi yargısında, ayrı ayrı açılmış davaların İYUK’ta açık bir düzenleme olmaksızın davaların tek bir dava dosyasında birleştirilmesi ve sonrasında tek vekâlet ücretine hükmedilmeyip, birleştirilen dava sayısınca vekâlet ücretine hükmedilmesinin, vergi davalarını takip eden avukatlar yönünden mağduriyet yaşanmasını engelleyeceği düşüncesindeyiz.

Seri dava kavramı ve bu tür davalarda vekâlet ücretinin ne şekilde olacağı konusunda yasal bir düzenleme bulunmamakla beraber, Avukatlık Ücret Tarifesinin 22’nci maddesinde öngörülen azalan oranlı tarifenin (10 seri dava sayına kadar tam ücret; 50 seri davaya kadar tam vekâlet ücretinin yüzde 50’si; 100 seri davaya kadar tam vekalet ücretinin % 40’ı, 100’ün üzerinde seri davalar için tam vekalet ücretinin %25’i) vekalet ücretinin, hukuki emeğin karşılığı olduğu hususu göz önüne alındığında hakkaniyete uygun olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak, diğer taraftan 6100 sayılı Kanun’da vekâlet ücretinin yargılama gideri olduğu, 1136 sayılı Kanun’da avukatın emeğine göre üç katına kadar vekâlet ücretine hükmedilebileceği düzenlenmiş olmasına karşın, hiçbir yasal düzenlemede seri dava ifadesine yer verilmediği ve doğal olarak tanımının yapılmadığı bir ortamda, idari düzenleme niteliğinde olan TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile tam vekalet ücreti yerine, vekalet ücretinin azalan oranlı bir tarifeye göre yüzde 50 ila yüzde 25 şeklinde tam vekalet ücretinden uzaklaşılması şeklinde bir düzenleme yapılabilir mi? hukuka uygun mudur? 1136 sayılı Kanun’un verdiği yetki kapsamında değerlendirilebilir mi? ayrı bir çalışmanın konusu olacak bu sorulara işaret çekmek suretiyle açıklamalarımızı burada sonlandırmak istiyoruz.

AAÜT’nin seri davalara ilişkin ücret tarifesinin idari yargı için de geçerli olup olmadığı tartışması bulunmakla beraber, çalışmada yer verdiğimiz kararlardan da görüleceği üzere, seri davalara ilişkin ücret tarifesinin idari yargı için de geçerli olduğu yönünde görüşün uygulamada çoğunlukta olduğunu söyleyebiliriz.

Seri davalara ilişkin tarifede irdelenmesi ve belki yeniden gözden geçirilmesi gereken bir hususa değinmekte fayda bulunmaktadır. Tarifenin 22’nci maddesinde “10 seri dava sayına kadar tam ücret” ifadesine yer verildikten sonra 50 seri davaya kadar açılan davalarda her bir dosya için tam vekâlet ücretinin yüzde 50’si; 100 seri davaya kadar açılan davalarda her bir dosya için tam vekâlet ücretinin % 40’ı, 100’ün üzerinde seri davalar için,her bir dosya için tam vekâlet ücretinin %25’i şeklinde azalan oranda vekâlet ücreti öngörülmüştür.

Oysa tarifede belirtilen dilimlerin aşılması halinde, 10, 50 ve 100 dosyaya kadar öngörülen dosya sayılarının aşılması durumunda, tarife dilimini aşan kısımın bir üst tarifeye tabi tutulup, altında kalan kısım için alt tarife dilimi uygulanması gerekirken, toplam davası sayı üzerinden oranlanması hakkaniyet açısından değerlendirilmesi gereken bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır[85].

Örneğin; 10 seri dava dosyası için 10x2.270-TL=22.750-TL vekâlet ücretine hükmedilirken, 11 seri dava için tam vekâlet ücretinin yüzde 50’si oranında yani 11.375-TL vekâlet ücretine hükmedilecek olması ölçüsüz bir düzenleme olup, hakkaniyete uygun gözükmemektedir.

Bir başka örnekte mevcut tarifeye göre 101 adet seri dava dosyası için (tam vekalet ücretinin 229.270-TL’nin %25’i) 57.317-50-TL vekalet ücretine hükmedilecek olup,  oysa tarife dilimleri ayrı ayrı uygulandığında ( toplam 101 seri dava dosyasının 10 seri dava için 22.700-TL, (ilk elli dosyanın 40’ı için) 40 seri dava dosyası için 45.500-TL, (50 dosyayı aşan 100 dosyanın altında kalan) 50 seri dava dosyası için 45.400-TL ve 1 seri dosya (100 dosyayı aşan) için 567,50-TL)  toplam 114.167,50-TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekecektir.

Seri davaların ayrı ayrı açılan davalar olduğu göz önüne alındığında, yukarıda bahsi geçen hesaplamanın fiilen zorluğu ve hangi dava dosyasının hangi dilimin altında kaldığı veya üstünde olduğunun tespitinin zorluğu, Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde çok sayıda vergi ve idare mahkemesi bulunmakta olup seri dava sayısının tespitinde ve vekâlet ücretinin tarife dilimine göre uygulanmasını adeta imkânsızlaştırdığı açıktır.

Diğer taraftan vekalet ücretinin davada haklı çıkmanın bir karşılığı olduğu, avukatın her bir dava dosyasını ayrı ayrı takip ettiği ve bu nedenle haklı çıkma karşılığında davanın seri dava olup olmadığına bakılmaksızın her bir davada tam vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği savı da ileri sürülebilir.  

Bazı işlemlerin, şekli olarak tek idari işlem olarak görünmesine karşın, örneğin ödeme emrinde olduğu gibi,  içeriği unsurlar itibariyle, birbiriyle hukuki ilgisi veya bağlantısı bulunmayan alacaklara, unsurlara sahip işlemler açısından; içeriğindeki unsur veya işlemlerin ayrı bir hukuki irdeleme, araştırma gerektirmesi hallerinde ayrı ayrı davaya konu edilebileceğinin kabul edilmesinin hakkaniyete uygun düşeceği, ancak ayrı bir hukuki irdeleme ve araştırma gerektirmeyen hallerde ortada tek bir işlemin bulunduğu ve 2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde birden fazla idari işlemlerin, ayrı ayrı davaya konu edilebileceği ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle, tek dava dilekçesiyle dava açılmak üzere dava dilekçelerinin reddine karar verilebileceği düşüncesindeyiz.

Diğer taraftan idare tarafından, mükellef hakkında tarhiyat yapılırken katma değer vergisi, geçici vergiler ve aynı yılın 12 dönemine ilişkin kesilen özel usulsüzlük cezaları gibi işlemler yönünden, her bir dönem için ayrı ayrı tarhiyat yapmak ve ayrı ayrı ceza keserek, ayrı ayrı ihbarname düzenlemek yerine, tek bir tarhiyat ve ceza kararı alınması ve düzenlenecek tek ihbarname ile mükelleflere tebliğ edilmesi suretiyle, uygulamada yaşanan bu tür sorunlara baştan mahal verilmemesi gibi bir çözüm de akla uygun gözüküyor.

Ödeme emri konusunda ise, idarenin, birbirinden ayrı tahakkuk süreçlerine tabi olan ve her birinin usulüne uygun tahakkuk edip etmediği ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken alacakların hepsinin tek bir ödeme emrinde toplanmasına son verilerek, en azından aynı vergi türüne ve takvim yılına ait kamu alacaklarının aynı ödeme emrine konu edilmesi, farklı vergi türüne ve farklı takvim yılına ait kamu alacaklarının da her birinin ayrı ayrı aynı ödeme emrine konu edilmesinde fayda bulunmakta olup, böylece, uygulamada yaşanması muhtemel pek çok sorunun doğmadan ortadan kalmasına da yardımcı olacaktır.

Diğer taraftan ödeme emri yönünden birbiri ile maddi veya hukuki ilgisi bulunmayan pek çok alacağın aynı ödeme emrinde toplanması savunma hakkını zorladığı ve zedelediği gibi sağlıklı yargılama yapılmasına da mani olduğundan bu tür işlemlere ilişkin uyuşmazlıkların esasına girilmeden, işlemin mevcut haliyle sağlıklı yargılama yapmaya imkân vermemesi ve savunma hakkını ihlal ettiği gerekçeleriyle iptaline karar verilmesi de seçenek olarak gözükmektedir.

Yapılan açıklamalar idari usul yasası eksikliğini bir kez daha ortaya koymaktadır. İdari işlemlerin bir standarda sahip olması ancak aynı prosedüre ve kurallara tabi olarak tesis edilmesi durumunda mümkündür.

Bazı işlem/işlemler kendi içinde o kadar fazla hukuki irdeleme ve araştırma gerektiriyor ki, yargılama sonunda bazen onlarca sayfayı bulan kararlar ortaya çıkabiliyor. Bazen bir dava dosyası, tartışılması gereken içeriğindeki unsurlar yönünden onlarca davaya denk gelebiliyor ve bu davaların uzamasına hatta bazen yargılamanın sağlıklı yapılmasını engelleyebiliyor. Yapılacak kanun değişikliği ile idari mahkemeye/hâkimlere bu tür kendi içinde ayrı ayrı irdelemeyi ve araştırmayı gerektiren dava dosyalarının uyuşmazlıklar bazında ayrılmasına karar verme yetkisinin de tanınması gerektiği düşüncesindeyiz.       

Ayırma kararı ile birden fazla ihtilaf taşıyan uyuşmazlıklarda, hukuken çözümü kolay ve karara bağlanacak unsurlar yönünden davanın ayrılıp karara bağlanması, yargılamayı hızlandıracak, uyuşmazlığın karara bağlanabilecek durumda olan kısmını, hukuken tartışmalı ve daha uzun bir yargılama sürecine bağlı olarak kısmının beklenilmesini de ortadan kaldıracağından usul ekonomisi yönünden de uygun olacaktır.

Her idari işlemin ayrı ayrı dava konusu edilmesi ilkesi üzerine kurulu İYUK’ta, davaların ayrılarak karara bağlanması usulünün getirilmesinin, kanunun bütünü ile de uyumlu olacağı düşüncesindeyiz.

Son sözüm; uzun yıllar birleştirme kararı verme uygulamasını sürdürmüş, hatta iki hafta öncesinde makale içeriği ile aksi yönde azlık oyuna imza atmış bir hâkim olarak naçizane olarak, “hatanın neresinden dönülürse kârdır” atasözünden hareketle, hiçbir zaman köşeli bir düşünce yapısına sahip olmadan, adaleti tecelli ettirme ve hakkaniyete ulaşma noktasında hiçbir meslektaşımın farklı düşünmediğini biliyorum.

Kanımca, yakın zamana kadar hukuken tartışmalı olduğunu düşündüğüm, geldiğim nokta itibariyle 2577 sayılı Kanun hükümlerine aykırı bir uygulama olduğu sonuna ulaştığım birleştirme uygulamasından, en azından yasal bir düzenleme yapılıncaya kadar kaçınılmasının faydalı olacağını düşünüyorum.

Çalışmanın gerek uygulamaya dönük gerek akademik alanda faydalı olması temennisiyle.

KAYNAKLAR

BİLGİN Hüseyin, İdari Davalar ve Çözüm Yolları, Seçkin Yayıncılık, 2.Baskı, Ankara, 2020.

CANDAN Turgut, Açıklamalı İdari Yargılama Usulü Kanunu, Adalet Yayınevi, 4.Baskı, Ankara, 2011.

Candan Turgut, İdari Yargılama Usulüyle İlgili Sorulara Yanıtlar, 03.01.2021, https://turgutcandan.com/ (erişim tarihi 03.01.2021).

GÖZÜBÜYÜK A. Şeref, Yönetsel Yargı, 11. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara, 1997.

KARADAYI YALÇIN Sevgi, Türkiye'de İdari Yargı Reformu, Uzmanlık Tezi, Devlet Planlama Teşkilatı, 2006, s. 104, https://sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2018/11/SevgiYalcin.pdf, (erişim tarihi 01.01.2021).

ORAL Hasan, Vergi Mahkemelerinde “Vekalet Ücreti” Özelinde Yaşanan Bazı Tartışmalı Uygulamalar, Ankara Barosu Dergisi 2011/3, s.173, https://dergipark.org.tr/tr/pub/abd/issue/33792/374229 (erişim tarihi 27.12.2020).

ÖZBUDUN Ergün, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 4. Baskı, Ankara, 1995.

YERCİ Cahit, Gümrük Hukuku ve Davaları, 2. Baskı, Seçkin yayınevi, Ankara: 2020.

YILDIRIM Turan / FİŞ ÜSTÜN Gül, Açıklamalı-Notlu İdari Yargılama Usulü Kanunu, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2020.

[1] https://docs.google.com/forms/d/1PP2fDZTIGnrbVMw_rrBr_DxAlfIAZNXOoT9iaLFqM5M/edit#responses

[2] 20.1.1982 tarih ve 17580 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[3] 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Hakkında Kanun’un 31’inci maddesinde; “ 1. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak  işlemler ile elektronik işlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır. (Ek cümle: 5/4/1990-3622/11 md.; Değişik:10/6/1994-4001/14 md.) Ancak, davanın ihbarı (…)(2) Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/22 md.) Bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden seçilir ve bilirkişiler hakkında Bilirkişilik Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri uygulanır. 

Bu Kanun ve yukarıdaki fıkra uyarınca Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa atıfta bulunulan haller saklı kalmak üzere, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde Vergi Usul Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.” ifadeleri yer almaktadır.

[4]31.12.1964 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 521 sayılı Danıştay Kanunu’nun65’inci maddesinde; “Her idari i işlem veya yargı kararı aleyhine ayrı ayrı dâva açılır. Ancak aralarında maddi ve hukuki bakımdan bağlılık varsa, aynı şahsı ilgilendiren birden fazla işlem veya yargı kararı aleyhine bir dilekçe ile dâva açılabilir.

Birden fazla şahsı ilgilendiren işlem veya yargı kararlarından dolayı müşterek dilekçe ile dâva açılabilmesi, hak veya menfaatte İştirak ve maddi ve hukuki sebeplerde birlik bulunmasına bağlıdır.” ifadeleri yer almaktadır.

[5] Turgut Candan, Açıklamalı İdari Yargılama Usulü Kanunu, Adalet Yayınevi, 4.Baskı, Ankara, 2011, s. 270.

[6]2577 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinin 5’inci maddesinin 2’nci fıkrasında; “2. Birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi için davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunması ve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması gerekir” ifadeleri yer almaktadır.

[7]Candan, s. 274.

[8] A. Şeref Gözübüyük, Yönetsel Yargı, 11. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara, 1997, s. 479; Candan, s. 277-278.

[9] “Danıştay 15. Dairesince, 5510 sayılı Kanun uyarınca tesis edilen işleme anılan Kanunun 101. maddesi uyarınca İş Mahkemesinin görevli olduğu ve sözü edilen Kanunun uygulanmasını göstermek amacıyla çıkarılan Genel Sağlık Sigortası kapsamında Gelir Tespiti, Tescil ve İzleme Sürecine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 14. maddesinin iptali istemine ilişkin kısmının ise, Danıştay’ın görevinde bulunduğu, adli ve idari yargı olmak üzere iki ayrı yargı düzeni içinde görülecek olan bu iki ayrı işleme karşı tek dilekçeyle dava açılmasına hukuki olanak bulunmamakta olup; her iki işleme karşı ayrı yargı düzenlerinde ayrı dilekçelerle dava açılması gerektiği, dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanunun 5. maddesine uygun düzenlenmediğine karar verilmiştir.” Hüseyin Bilgin, İdari Davalar ve Çözüm Yolları, Seçkin Yayıncılık, 2.Baskı, Ankara, 2020, s. 138.

[10] Turan Yıldırım/ Gül Fiş Üstün, Açıklamalı-Notlu İdari Yargılama Usulü Kanunu, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2020, s.124.

[11]Candan, s. 279.

[12]2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri Ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu Ve Görevleri Hakkında Kanun 7’nci maddesinde konusu 25.000-TL’yi aşmayan uyuşmazlıkların tek hâkim tarafından çözümleneceği, Kanunun 4577/4 md ile değişik Ek 1’inci maddesinde yer alan; “Bu Kanunun tek hâkimle çözümlenecek davalara ilişkin 7 nci maddesindeki parasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların, o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz” hükmü uyarınca 2013 yılında 26.000-TL, 2014 yılında 28.000-TL, 2015 yılında 30.000-TL, 2016 yılında 31.000-TL, 2017 yılında 32.000-TL, 2018 yılında 36.000-TL, 2019 yılında 44.000-TL, 2020 yılında 53.000-TL, 2021 yılında 57.000-TL tutarın altındaki uyuşmazlıklar tek hakim tarafından karara bağlanacak uyuşmazlıklar olup, bu tutarın üzerindeki uyuşmazlıklar başkan ve iki üye hakimin katılacağı heyet/kurul tarafından karara bağlanmaktadır.

[13] Nitekim Dan.VDDK. 23.1.2009 tarih ve E. 2008/850, K. 2009/7 sayılı kararı ile onanan Denizli Vergi Mahkemesi kararında; “2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 5'inci maddesinin 1'inci fıkrasına göre birden fazla işlemin aynı dilekçeyle davaya konu edilebilmesi için aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunmasının yeterli olduğunu ve maddede, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık bulunan fakat birisi tek hakimin görevine giren işlemlerin aynı dilekçede dava konusu yapılamayacağına ilişkin hüküm bulunmadığından görev sınırının, dava konusu işlemlerin toplam değerine göre belirleneceği” gerekçesiyle verilen ısrar kararı onanmıştır. (Karara UYAP üzerinden 23/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır)

[14]İzmir BİM. 4.İDD. 23.1.2009 tarih ve E. 2008/850, K. 2009/7 sayılı kararında; “Anayasa'nın  141 inci maddesinin son fıkrasında, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğu belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi; bu hükmün usul ekonomisinin Anayasal dayanağı olduğunu belirterek, bu kuralla, yargılama işlemlerinin hızlandırılarak davaların makul sürede sonuçlandırılması ve yargılama giderlerinin azaltılarak hak arama özgürlüğünün sınırlarının genişletilmesi amaçlandığını ifade etmiştir. O halde Anayasa’nın 141. maddesindeki “Usul Ekonomisi” basit anlamda sadece yargılama giderlerinin azaltılmasını amaçlamamaktadır. usul ekonomisi aynı zamanda kişilerin haklarını ararken ortaya çıkan veya çıkması muhtemel yüksek masrafları karşılayamayacak olması veya yüksek masraflarla karşılaşmak istememesi nedeniyle hak aramaktan vazgeçmesini de engellemeye çalışmaktadır. Bu yönüyle usul ekonomisinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesinde yer alan "adil yargılama ilkesi" ile de bağlantısı bulunmaktadır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Usul Ekonomisi İlkesi başlıklı 30. maddesine göre; “Hakim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “Aynı dilekçe ile dava açılabilecek haller” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında “Her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır.  Ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yada sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabilir." kuralı getirilmiştir.

Yukarıda belirtilen Yasa hükümlerinin değerlendirilmesinden; aralarında maddi veya hukuki bağlılık bulunan veya sebep-sonuç ilişkisi bulunan işlemler hakkında tek bir dava dilekçesi ile dava açılabileceği anlaşılmaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesi ile birden fazla işleme karşı tek dilekçe ile dava açma imkanı tanınmış olup bu durum, usul ekonomisi gereği dava açmayı kolaylaştırarak, aralarında maddi veya hukuki bağ olan ya da sebep-sonuç ilişkisi olan işlemlerin birlikte değerlendirilmesini sağlamak suretiyle sağlıklı yargılama yapılmasına katkı yapmakta olduğu gibi; uyuşmazlık konusu tutar yönünden, 2577 sayılı Kanunun yukarıda anılan 5'inci maddesine sıkı sıkıya bağlılık; uygulamada da rastlanıldığı gibi, tek hakimce verilen kararlar ile heyetçe verilen kararların farklı olmasına neden olmaktadır.

Sonuç olarak da, kamu düzenini koruma adına, kamu düzenini ve hukuk güvenliğini sarsıcı bir görünüm ortaya çıkmaktadır ki bu durum, davaların en hızlı ve en ekonomik bir biçimde sonuçlandırılması olarak tanımlanan "usul ekonomisi"ne de olduğu kadar adil yargılanma hakkına da aykırılık teşkil etmektedir.” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 23/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[15]  Gözübüyük, s. 480.

[16]Dan. 10.D. 24.04.2013 tarih ve E. 2012/5000, K. 20139/3649 sayılı kararında; “Bu itibarla, davacı tarafından, "Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik" maddelerinin iptali istemiyle ilgili idarelere karşı Dairemiz esasına kayden ayrı dilekçeyle; "Sakatlık İndiriminde Yararlanacak Hizmet Erbabının Sakatlık Derecelerinin Tespit Şekli İle Uygulanması Hakkında Yönetmelik" maddelerinin iptali istemiyle Başbakanlığa karşı Dördüncü Daire esasına kayden ayrı dilekçeyle dava açılması gerekmektedir.

Buna göre, farklı dava dairelerinin görevinde bulunan dava konusu düzenleyici işlemler arasında hukuki yönden bağlılık bulunmadığından, dava dilekçesi, 2577 sayılı Yasanın 5. maddesine uygun düzenlenmemiş olup; davanın, yukarıda belirtilen şekilde yenilenen dilekçelerle ilgili dava daireleri nezdinde açılması gerekmektedir.” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 23/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[17]2576 sayılı Kanun’un “Dairelerin görevleri” başlıklı 3/D maddesinin 2’nci fıkrasında; “2. (Ek: 20/7/2017-7035/3 md.) İki dairenin görevine ilişkin davalar, ilgili dairenin isteği üzerine o dairelerin birlikte yapacakları toplantıda karara bağlanır. Bu toplantıya daire başkanlarından kıdemli olan katılır ve başkanlık eder.” ifadeleri yer almaktadır.

[18]2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun Ek 1. Maddesinde; “(Ek: 22/3/1990 - 3619/10 md.)  İki dava dairesinin görevine ilişkin davalar, ilgili dava dairesinin isteği üzerine o dava dairelerinin birlikte yapacakları toplantıda karara bağlanır. Bu toplantıya daire başkanlarından kıdemlisi başkanlık eder. Toplanma ve görüşme yeter sayısı dokuzdur. Kararlar oy çokluğuyla verilir.” ifadeleri yer almaktadır.

[19]  2576 sayılı sayılı Kanun’un, “Tek hakimle çözümlenecek davalar” başlıklı 7’nci maddesinin 2’nci bendinde; (Değişik: 8.6.2000 - 4577/3. md.) “6 ncı maddenin (a) ve (b) bentlerinde belirtilen uyuşmazlıklardan kaynaklanan toplam değeri yirmi beş bin Türk Lirasını aşmayan davalar, vergi mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından çözümlenir” hükmü yer almış, Ek 1’nci maddesinde ise (Ek: 24.2.1988 - 3410/4. md.; Değişik : 8.6.2000 - 4577/4 md.) “Bu Kanunun tek hakimle çözümlenecek davalara ilişkin 7’nci maddesindeki parasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların, o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz” ifadesine yer verilmiş olup, tek hâkimle bakılacak davalarda sınır 01.01.2021 itibariyle 57.000 TL ( 2017 yılı itibariyle 32.000-TL, 2018 yılı için 36.000-TL, 2019 yılında 44.000-TL, 2020 yılında 53.000-TL)  olup, bu tutarı aşan uyuşmazlıklar mahkeme başkanı ve iki üyenin katılacağı heyet halinde karara bağlanır.

[20]2577 sayılı Kanun’un 47’nci maddesinin 8’inci bendi uyarınca, ivedi yargılama usulüne tabi olan davalarda istinaf yoluna başvurulamayacağı düzenlemesine yer verilmiştir. Kanunun “İvedi yargılama usulü” başlıklı 20/A maddesinde, vergi mahkemesinin veya Danıştay Vergi Dairesinin ilk derece sıfatıyla baktığı uyuşmazlıklara yer verilmediğinden, vergi uyuşmazlıklarında ivedi yargılama usulü geçerli değildir.

[21]   2577 sayılı Kanun’un Ek 1’nci Maddesinde (Ek: 5.4.1990-3622/26 md.; Değişik : 8/6/2000-4577/9 md.); “Bu Kanunda öngörülen parasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların, o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz” ifadesi uyarınca yıllar içinde bu tutar değişebilmektedir (2017 yılı için 5.000-TL, 2018 yılı için 5.000-TL, 2019 yılı için 6.000-TL, 2020 yılı için 7.000-TL).

[22]  2576 sayılı Kanun’un “Dairelerin görevleri” başlıklı 3/D maddesinin 1’inci bendinin (a) fıkrasında; (Ek: 18.6.2014-6545/7 md.); “1. Bölge idare mahkemesi dairelerinin görevleri şunlardır:  a) İlk derece mahkemelerince verilen ve istinaf yolu açık olan nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurularını inceleyerek karara bağlamak” ifadesi yer almaktadır.

[23]  2577 sayılı Kanun’un Ek 1. Maddesi uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması sonucunda 01.01.2020 itibariyle temyiz sınırı 176.000-TL olmuştur (2017 yılı için 103.000-TL, 2018 yılı için 117.000-TL, 2019 yılında 144.000-TL, 01.01.2020 yılında 176.000-TL).

[24] Ergün Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 4. Baskı, Ankara, 1995, s. 95.

[25] “Birden fazla işlemin aynı dilekçe ile idari davaya konu edilebilmesi için ayrıca bu işlemlerin müstakilen davaya konu edilmeleri durumunda verilecek kararların kanun yollarının ve temiz mercilerin aynı olması da gerekmektedir.” Candan, s.279.

[26] Örneğin aynı yılın 12 dönemine ilişkin katma değer vergisi tarhiyatlarına karşı açılan 12 ayrı davada mahkemece her davada kabul kararı verdiğini varsayalım, 1 ila 3 dönemlerine ilişkin kdv tarhiyatlarının istinaf sınırının altında kalması nedeniyle kabul şeklinde kesinleştiği, 4 ila 12 dönemine ilişkin kabul kararlarının istinaf edilmesi sonucunda istinaf dairesince kabul kararının kaldırılarak davanın reddine karar verildiğini, 4 ila 8 dönemlerine ilişkin kısımlarının temyiz sınırının altında kalması nedeniyle kesinleştiği ve diğer kısımlarının temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteminin kabul edilerek Danıştay Dairesince 9 ila 12 dönemlerine ilişkin ret kararının bozulduğunu ve İstinaf dairesince bozmaya uyularak davanın kabulüne karar verilmesi örneğinde aynı türden uyuşmazlığın zıt şekilde sonuçlanması gibi bir durumun ortaya çıkması her zaman mümkün olup, bu durumun mevcut yasal düzenlemelere göre düzeltilebilmesinin tek yolunun Anayasa Mahkemesine bireysel hak ihlali nedeniyle yapılacak bireysel başvuru sonrası hak ihlali kararının alınması durumunda yargılamanın yenilenmesi yolu olup, sürecin zorluğu ve zaman alacağı açıkça ortadadır. 

[27] 2577 sayılı Kanun’un 38 ila 42’nci maddelerinde birbiriyle bağlantılı davaların aynı mahkeme tarafından karara bağlanarak, çelişkili karar verilmesinin önüne geçilmesi amacıyla, bağlantılı davaların taraflardan birinin istemi veya mahkemece re’sen bağlantının bulunduğuna karar verildiği durumlarda veya mahkemece bağlantının bulunmadığına ilişkin kararına karşı 15 gün içinde yapacakları itiraz üzerine, aynı yargı çevresindeki mahkemeler için o yer bölge idare mahkemesi; ayrı bölge idare mahkemesinin yargı çevresindeki idare veya vergi mahkemelerinin görevlerine giren uyuşmazlıklara ilişkin Danıştay’ın ilgili Dairesi (Danıştay Başkanlık Kurulunun 29/12/2016 tarih ve 2016/72 sayılı kararıyla; uyuşmazlığın esasını çözümlemekle görevli idari/vergi dava dairesince) bağlantının bulunup bulunmadığına ve bağlantının bulunduğuna karar verilmesi halinde, dava dosyalarına hangi idare veya vergi mahkemesinin bakacağına karar verileceği, ayrıca, bağlantılı davalardan birinin Danıştay’da açılmış ve çözümlenmesi Danıştay’ın görevine giren bir uyuşmazlıkla ilgili ise, davaların tümünün Danıştay’a gönderileceği öngörülmüştür.

[28] Hasan Oral, Vergi Mahkemelerinde “Vekalet Ücreti” Özelinde Yaşanan Bazı Tartışmalı Uygulamalar, Ankara Barosu Dergisi 2011/3, s.173, https://dergipark.org.tr/tr/pub/abd/issue/33792/374229 (erişim tarihi 27.12.2020).

[29]6100 sayılı Kanun’un 116’ncı maddesinin 4’üncü bendinde “(4) Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır.” ifadesi yer almaktadır

[30] Kanun maddesinde 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunulmuş ise de, 1 Ekim 2011'de yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1086 sayılı Kanunu mülga etmiştir.

[31] Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi'nin 11/04/2018 tarih ve E: 2017/1832, K: 2018/555 sayılı kararında; “Bu durumda; idari yargılama usulünde ayrı ayrı açılan davaların birleştirebileceği yönünde bir hüküm bulunmadığı gibi 2577 sayılı Yasa'nın 31. maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanuna gönderme yapılan konular arasında davaların birleştirilmesi hususunun da yer almaması nedeniyle, bu konuda Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin doğrudan uygulanmasına olanak bulunmamaktadır. Kanunda açıkça tanımlanmayan bir yargılama usulü uygulanmak suretiyle, davaların birleştirilerek karara bağlanmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” ifadeleri yer almaktadır.

Ankara BİM. 4.İDD. 03.05.2017 tarih ve E. 2016/558, K. 2017/1142 sayılı kararında; ““2577 sayılı Kanununun yukarıda bahsedilen  31. maddesinde Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na gönderme yapılan konular arasında "davaların birleştirilmesi" müessesesi yer almadığından, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 166. maddesinin idari davalarda uygulanabilmesi yasal olarak olanaklı bulunmadığı gibi, 2577 sayılı Kanunun 38. maddesinde de bağlantılı davaların bileştirilebileceğine dair bir hükme yer verilmediğinden, Mahkemece  ayrı ayrı açılan davaların birleştirilmesinde usule uyarlık bulunmamakla birlikte…” ifadeleri yer almaktadır.

Ankara BİM. 2.Kurul  24.12.2015 tarih ve E. 2015/4395, K. 2015/7596 sayılı kararında; “Bu durumda; idari yargılama usulünde ayrı ayrı açılan davaların birleştirebileceği yönünde bir hüküm bulunmaması, 2577 sayılı Yasa'nın 31. maddesi ile Hukuk  Muhakemeleri Kanununa gönderme yapılan konular arasında davaların birleştirilmesi hususunun yer almaması nedeniyle bu konuda Hukuk  Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin doğrudan uygulanmasına olanak bulunmaması ve 2577 sayılı Yasa'nın 5/1. maddesi hükmünün olaya uygulanma kabiliyetinin de bulunmaması karşısında, ayrı ayrı açılan davaların birleştirilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” ifadeleri yer almaktadır.

İzmir BİM. 1.Kurul  17.05.2016 tarih ve E. 2016/1354, K. 2016/1363 sayılı kararında; “Öncelikle belirtilmesi gereken husus; idari yargıda birleştirme usulünün bulunmadığı gibi,  bağlantılı olduğu öne sürülen dosyalardan İzmir 3.İdare Mahkemesinin E:2015/1161 ve E:2016/498 sayılı dosyalarının, aynı Mahkemenin esasına kayden görülmekte olan davalar olduğu hususudur. Bağlantının amacının farklı mahkemelerde görülmekte olan davaların aynı mahkemede toplanarak birlikte görülmesinin sağlanması olduğu dikkate alındığında…” ifadeleri yer almaktadır. (Kararlara UYAP üzerinden 26/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[32] Turgut Candan, İdari Yargılama Usulüyle İlgili Sorulara Yanıtlar, 03.01.2021, https://turgutcandan.com/ (erişim tarihi 03.01.2021).

[33] Candan, a.g.y.

[34] İstanbul 10.VM. 12.01.2015 tarih ve E: 2015/103, K: 2014/32 sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 26/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[35] İstanbul 11.VM. 02.01.2017 tarih ve E: 2016/8, K: 2017/2 sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 26/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[36] Sakarya VM. 30.05.2014 tarih ve E: 2014/510, K: 2014/503 sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 26/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[37] İstanbul 2.VM. 17.11.2016 tarih ve E: 2016/2676, K: 2016/2096 sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 26/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[38]Yar.10.HD. 27.12.2011 tarih ve E: 2011/18171, K: 2020/20469 sayılı kararında; “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin hazırlanması aşamasında, avukatların davanın görülmesinde harcadığı çaba, gayret ve emeğin karşılığı uyuşmazlığa konu alacağın değeri, taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesi ve çeşitli sözleşmeler yoluyla avukatlık mesleğinin zarar görmesinin engellenmesi hususlarının da dikkate alınması gerekliliğini zorunlu kılar. Haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılması hukuk düzenince korunmayacaktır. "İyi Niyet" başlıklı 3. maddesinde ise, kanunun iyi niyete hukuki sonuç bağladığı durumlarda, asıl olanın iyi niyetin varlığı olduğu, ancak, durumun  gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyi niyet iddiasında bulunamayacağı düzenlenmiştir.

Açıklanan hukuki duruma göre, davacı vekili tek dava açmakla elde edebileceği haklar yönünden pek çok dava açmış, bu davalarda da lehine vekalet ücretine hükmedilmiştir. Açılan davaların değeri, aynı amacı elde edilmesine yönelik tek dava yerine pek çok dava açılması, seri davalara harcanın emek ve mesainin çok üzerinde vekalet ücretinin kazanılması iyiniyet kuralları ile bağdaşmaz, dolayısıyla hukuk düzenince de korunmaz.

Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular gözetilmeksizin, davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı” ifadeleri yer almaktadır. ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 26/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[39]Candan, a.g.y.

[40]İdari Yargı Tavsiyeler Listesinin58’inci sırasında; “58) Farklı davacılar tarafından aynı konuyla ilgili olarak açılan davalarda birleştirilme kararı verildiği görülmüştür.  2577 sayılı Kanun’un 5. maddesinin 2. fıkrasında, birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile birlikte nasıl dava açabilecekleri, yani dava arkadaşlığı düzenlenmiş olup

anılan düzenlemede davacıların ayrı ayrı dava açmak suretiyle iradelerini bu yönde kullanmaları durumunda davacıların bu açık iradesine rağmen mahkemelerce re'sen davaların birleştirilmesine olanak tanıyan bir hükme yer verilmediğinin hatırda tutulması,” ifadeleri yer almaktadır.

https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/Dosyalar/3d187adb-d29f-4d8c-ac0b-f94b2374df04.pdf(erişim tarihi 04.03.2021) (Not: UYAP bağlantılı bilgisayarlardan bağlantıya ulaşılabilir).

[41]Bilinen genel yargılama hukuku uyarınca, yargıçlar, görev ve yetki gibi kamu düzenine ilişkin konulardaki usul yasalarındaki boşlukları dolduramazlar; kamu düzenine ilişkin yargılama usulü hususunda kanunda yer alan boşluğun, yine yasa çıkararak yasama organınca doldurulması mümkündür." Cahit Yerci, Gümrük Hukuku ve Davaları, 2. Baskı, Seçkin yayınevi, Ankara: 2020, s. 295. 

[42]Candan, a.g.y.

[43]Dan. 7.D. 03.05.2017 tarih ve E. 2016/558, K. 2017/1142 sayılı kararında;  “Bu bakımdan, vergi ve cezalara veya idari kararlara vaki itiraz başvurusuna, 4458 sayılı Kanunun anılan 242. maddesinde öngörülen otuz günlük süre içinde cevap verilmemesi suretiyle oluşan zımni ret işleminin süresi içinde dava konusu yapılabileceği gibi, zımni ret işlemine karşı dava açma süresinin geçirilmesinden sonra, başvuru hakkında idarece işlem tesis edilerek tebliğ edildiği hallerde de, 2577 sayılı Kanunun 10. maddesinde yer alan, İdareye yapılan başvuruların cevap verilmemek suretiyle reddine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle dava açılmaması veya açılan davaların süreden reddi hallerinde, bekleme süresinin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren idari dava açma süresi içinde dava açılabileceği yolundaki hüküm uyarınca dava açılabilecektir.

Zımni ret işlemine karşı dava açılması halinde, Mahkemece, uyuşmazlığın esası incelenerek karar verilmesi; itiraz başvurusuna karşı idarece daha sonra işlem tesis edilerek tebliğ edildiği hallerde, bu işlemin de dava konusu yapılması durumunda ise, zımni ret işlemine karşı açılan dava öncelikle inceleneceğinden, ilk davadan sonra açılan, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan iş bu ikinci davanın derdestlik nedeniyle incelenmeksizin reddedilmesi gerekirken davanın konusuz kaldığı yolunda verilen temyize konu kararda yargılama hukuku kurallarına uyarlık görülmemiştir.” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 26/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[44]1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168’inci maddesinin ikinci fıkrasında; “ Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. (...) " ifadeleri yer almaktadır.

[45]  Örneğin; 2019 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin, "Seri davalarda ücret" başlıklı 22. maddesinde ".... toplamda onbeş dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda altmış dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %60’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelliden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %30’u oranında avukatlık ücretine hükmedilir....." yer alan düzenlemenin iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/05/2019 günlü ve E:2019/145 sayılı kararıyla, "... seri davalarda harcanan emek ve çabanın oldukça üstünde avukatlık ücretine hükmedilerek taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirileceği, kademelendirmenin gerek dosya sayısı açısından, gerekse hükmedilecek ücretin oranı açısından başta usul ekonomisi olmak üzere, ... avukatın, hukuki yardımının karşılığı olan oran göz önüne alınarak makul bir şekilde yapılması gerekirken, seri davalarda ilk olarak 15'ten başlar şekilde ve tam ücretin %60'i oranında avukatlık ücretine hükmedileceği şeklindeki düzenleme, hukuka ve hak arama özgürlüğüne aykırı olduğundan bu maddeye ilişkin yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne" karar verilmiştir.

[46] 6100 sayılı KanununKötüniyetle veya haksız dava açılmasının sonuçları” başlıklı 329’uncu maddesinde; “(1) Kötüniyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece takdir olunur.

(2) Kötüniyet sahibi davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, bundan başka beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası ile mahkûm edilebilir. Bu hâllere vekil sebebiyet vermiş ise disiplin para cezası vekil hakkında uygulanır” hükmü yer almaktadır.

[47] İstanbul BİM 5.VDD. 24.06.2019 tarih ve E.2019/545, K.2019/2587 sayılı kararında; “Olayda, İstanbul 6. Vergi Mahkemesi’nin 24/09/2018 tarihli "Birleştirme Kararı"yla E:2018/129,130,131,132 ve 133 esas numaralı dosyaların E:2018/128 sayılı dosyayla birleştirilerek 17/10/2018 tarih ve E:2018/128, K:2018/2494 sayılı karar ile de davanın kabulüne karar verildiği, kararda davacı lehine toplam 6 adet dosya için 7.260,00-TL vekalet ücretine hükmedildiği görülmekle birlikte dosyaların birleştirilmesinin ardından tek bir dosya haline gelen ve bu haliyle de tek bir karar ile sonuca bağlanan dosya için tek bir avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekeceğinden aksi yöndeki Mahkeme kararında hukuka uyarlık yoktur

      İstanbul BİM 1.VDD. 13.12.2017 tarih ve E.2017/4389, K.2017/6060 sayılı kararı

      İstanbul BİM 3.VDD. 29.12.2016 tarih ve E.2016/2705; K.2016/2111 sayılı kararı,

      İstanbul BİM 4.VDD. 23.01.2018 tarih ve E.2017/4124, K.2018/89 sayılı kararı,

      İstanbul BİM 5.VDD. 31.05.2018 tarih ve E.2018/625, K.2019/2587 sayılı kararı,

      İstanbul BİM 6.VDD. 31.05.2018 tarih ve E.2018/625, K.2018/1654 sayılı kararı

      Konya BİM 2.VDD. 11.04.2017 tarih ve E.2016/111, K.2017/919 sayılı kararı,

      Dan. 4.D. 18.04.2013 tarih ve E.2012/141, K.2013/2587 sayılı kararı aynı yöndedir. (Kararlara UYAP üzerinden 26/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[48] Dan. 9.D. 04.11.2019 tarih ve E.2016/21701, K.2019/5330 sayılı kararında; “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin "Karşılık davada, davaların birleştirilmesinde ve ayrılmasında ücret" başlıklı 8. maddesinde, bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunacağı ifade edilmiştir.

Sakarya Vergi Mahkemesi'nin 15/01/2016 tarih ve E:2016/32, K:2016/25 sayılı birleştirme kararıyla, cezalı katma değer vergilerinin aynı yılın muhtelif dönemlerine ilişkin olduğu gerekçesiyle Mahkemenin E:2016/32, 33, 34 sayılı dosyalarının işbu dava dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir.

Bu nedenle, birleştirilen bu üç dosya için ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden, temyize konu mahkeme kararının vekalet ücretine ilişkin hüküm fıkrasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” ifadeleri yer almaktadır.

İstanbul BİM.2.VDD.11/04/2018 tarih ve E: 2017/1832, K: 2018/555 sayılı kararında; “Avukatlık ücreti yönünden yapılan değerlendirmeye gelince; isteme konu Mahkeme kararında,  birleştirilen 6 dava için (davalı lehine) tek vekalet ücretine hükmedildiği görülmektedir.

Birleştirilen dava dosyalarında, davaların, tekemmül ettirilerek nihai karara bağlanana kadar olan süreçteki usulü işlemleri bir dosya üzerinden ortak yürütülmekle birlikte, yargılama sonunda, birleştirilen her davanın konusu ve talepler hakkında ayrı ayrı hüküm kurulduğu dikkate alındığında, birleştirilen davaların, birbirinden ayrı ve bağımsız davalar olarak kalmaya devam ettiği sonucuna varılmakla, iş bu dava dosyasıyla birleştirilmesine karar verilen istinaf istemine konu kararda haklarında ayrı ayrı hüküm kurulan her bir dava için ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. Nitekim, 2020 yılına ilişkin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 8. maddesinde, bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunacağı” ifadeleri yer almaktadır. Karşı oy gerekçesinde; AAÜT’nin 8’inci maddesinin karşı/karşılıklı davalarda verilen birleştirme kararları için uygulanacağı, 2577 sayılı Kanun’da karşı/karşılıklı davanın dava türleri arasında sayılmamış olması nedeniyle, tarifede yer alan 8’inci maddenin idari yargı uyuşmazlıklarında uygulanma imkânının bulunmadığı ileri sürülmüştür.

Ankara BİM 4.VDD. 03.05.2017 tarih ve E.2016/558, K.2017/1142 sayılı kararında; “6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Davaların Birleştirilmesi" başlıklı 166.  maddesinde ise, aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davaların, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebileceği; birleştirme kararının, ikinci davanın açıldığı mahkemece verileceği ve bu kararın, diğer mahkemeyi bağlayacağı, hükmü yer almıştır.

2577 sayılı Kanununun yukarıda bahsedilen  31. maddesinde Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na gönderme yapılan konular arasında "davaların birleştirilmesi" müessesesi yer almadığından, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 166. maddesinin idari davalarda uygulanabilmesi yasal olarak olanaklı bulunmadığı gibi, 2577 sayılı Kanunun 38. maddesinde de bağlantılı davaların bileştirilebileceğine dair bir hükme yer verilmediğinden, Mahkemece  ayrı ayrı açılan davaların birleştirilmesinde usule uyarlık bulunmamakla birlikte, Mahkemece karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Karşılık davada, davaların birleştirilmesinde ve ayrılmasında ücret" başlığını  taşıyan  8. maddesinde, bir davanın takibi  sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunacağı belirtildiğinden, işbu davada, birleştirilen her bir dava dosyası için  ayrı (toplam 750x19=14,250 TL) vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, bir vekalet ücretine hükmedilmiş olmasında da usul hükümlerine uyarlık görülmemiştir.ifadeleri yer almaktadır.

     Ankara BİM 2. Kurulu’nun 24.12.2015 tarih ve E.2015/4395, K.2015/7596 sayılı kararı

     İstanbul BİM 5.VDD. 19.12.2017 tarih ve E.2017/5257, K.2017/5059 sayılı kararı,

     İzmir BİM 3.VDD. 25.04.2017 tarih ve E.2017/793, K.2017/663 sayılı kararı da aynı yöndedir. (Kararlara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[49] Yar. 4.HD., 08.03.2016 gün ve 2015/15 E., 2016/17 K. sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[50] Yar. HGK., 14.03.2018 gün ve E.2016/4-1640, K.2018/460 sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[51] Yar. HGK., 14.03.2018 gün ve E.2016/4-1640, K.2018/460 sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[52] Tarifelerin tümüne https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/avukatlik-asgari-ucret-tarifeleri-5435 adresinden ulaşılabilir.

[53] 1941 ve 1947 yılı AAÜT’nin 13’üncü maddesinde; “Ayni avukat tarafından mahkemede bir davanın savunması sırasında mütekaiblen diğer bir dava ikame veya diğer bir mahkemeden gönderilen davanın birleştirilerek bakılmasına devam edildiği takdirde eğer dava nisbî tarifeye tâbi ise ücret her iki davanın yekûnu üzerinden alınır. Her ikisi de maktu tarifeye tâbi ise fazla ücrete tâbi dava için tam, diğeri için nısıf alınır. Biri nisbî, biri maktu ise nisbî üzerinden tam, maktu üzerinden nısıf alınır. Birden ziyade davanın birleştirilerek veya müstakil olarak bakılması halinde üçüncü ve müteakip davalar için taallûk ettiği her davadan alınacak ücretin sırası ile 1/3, 1/4, 1/5... ilh. nisbet dairesinde zammiyle istifa olunur” ifadesi yer almıştır.

[54] 1954 yılı AAÜT’nin 11’inci maddesinde; “Aynı avukat tarafından, mahkemede bir davanın takibi sırasında mütekabilen bir dava ikame edildiği veya diğer bir mahkemeden gönderilen davanın bu dava ile birleştirilerek bakılmasına devam olunduğu takdirde her davadan ayrı ayrı ücret alınır.” ifadesi yer almıştır.

1959 yılı AAÜT’nin 7’nci maddesinde ise; “Aynı avukat tarafından mahkemede bir davanın takibi sırasında mütekabil bir dava ikame edildiği veya diğer bir davanın dava ile birleştirilerek rüyetine devam olunduğu takdirde her davadan ayrı ücret alınır.” ifadesi yer almıştır.

[55] 24 Kasım 2020 tarih ve 31314 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[56] Dan.2.D. 04.03.2020 tarih ve E: 2018/964, K: 2020/1320 sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[57] Avukatlık Kanunu’nda vekâlet ücreti, avukatın hukuki emeğinin karşılığı ücret olarak tanımlanmış olup, gerek 6100 sayılı HMK’da gerek 1136 sayılı Kanunda vekâlet ücretinin seri davalar yönünden tam ödenmeyeceği veya kısmen ödenmesi hususunda bir ayrıma gidilmemiş olup, kanunda düzenlenmeyen bir konunun TBB tarafından çıkarılan tarife ile düzenlenmiş olması ayrıca tartışılması gereken bir konudur.   

[58] Dan.9.D. 26.04.2016 tarih ve E: 2016/705, K: 2016/3178 sayılı kararında; “Anılan madde ile birlikte, aynı istemi içeren dilekçe ile davacıların aynı avukat tarafından temsil edilmiş bulunmaları, davaların türü, taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliği, yargılamaların süresi, davaların görülmesi sırasında avukatın harcadığı emek ve çaba göz önünde bulundurularak seri dava olarak kabul edilebilecek davalarda vekâlet ücretinin kademeli olarak belirlenmesine ilişkin bir düzenleme yapılmıştır.

Davalı idare vekili tarafından, aynı mahiyette ve aynı dilekçe ile açılan 201 adet dava dosyasının bulunduğu belirtilmekte olup Dairemizde bulunan dava dosyalarının incelenmesinden iş bu davaların "seri dava" olarak kabul edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda Vergi Mahkemesince, aynı mahiyette ve aynı dilekçe ile açılan kaç adet dava olduğu tespit edildikten sonra toplam dava sayısı esas alınmak suretiyle davacı vekili lehine 2015 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Seri Davalarda Ücret" başlıklı 22. maddesinde belirlenen oranda vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken tüm dosyalar için vekalet ücretinin tamamına hükmedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[59] İstanbul BİM 3.VDD. 27.10.2020 tarih ve E.2020/2007, K.2020/1842 sayılı kararında; ““Diğer taraftan; 02/01/2020 tarihinde yürürlüğe giren 2020 yılına ait Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 8.maddesinde;" Bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunur." aynı tarifenin 22. maddesinde; "İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50'si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40'ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25'i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir." düzenlemesine yer verilmiştir.

Birleştirilen dava dosyalarında, davaların, tekemmül ettirilerek nihai karara bağlanana kadar olan  süreçteki usulü işlemleri bir dosya üzerinden ortak yürütülmekle birlikte, yargılama sonunda, birleştirilen her davanın konusu ve talepler hakkında ayrı ayrı hüküm kurulduğu dikkate alındığında, birleştirilen davaların, birbirinden ayrı ve bağımsız davalar olarak kalmaya devam ettiği sonucuna varılmakla, İstanbul 4. Vergi Mahkemesi'nin 18/07/2019 tarih ve 2019/317 E, 2019/1454 K sayılı kararının Dairemizin 18/12/2019 tarih ve 2019/3297 E, 2019/4068 K sayılı kararı ile birleştirilen dosyalar hakkında hüküm kurulmadığı gerekçesiyle, kaldırılarak geri gönderilmesi üzerine bakılan davada, İstanbul 4. Vergi Mahkemesi'nin 2019/317 E dosyasında birleştirilmesine karar verilen 2019/318, 319, 320, 321, 322, 323, 324, 327, 328 Esas sayılı dosyalardaki talepler hakkında da karar verileceğinden, ayrı ayrı hüküm kurulan her bir dava için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir.

Bu durumda, 10 adet birleştirilen davaya ait olarak 10x2.450,00=24.500,00-TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken,  2.450,00-TL tek vekalet ücretine hükmedilmesi noktasında verilen Vergi Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[60] İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nce 25/06/2020 gün ve E: 2019/1617, K: 2020/617  sayılı kararda; “İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi tarafından verilen; T:18.11.2019, E:2019/1080 ve K:2019/1108 sayılı bağlantı kararı nedeniyle İzmir 4. Vergi Mahkemesi Hakimliği tarafından, T:20.11.2019, E:2019/1324 ve K:2019/1542 sayılı karar ile Mahkememize gönderilmesi üzerine bakılmakta olan dosya esas alınarak davacı tarafından, aynı vekaletname ile yetkilendirilen aynı avukat tarafından açılan toplam 13 dava dosyasının; davacısı (Y.E.) ve dava türü Ç. D. … Ticaret Limited Şirketi tarafından gerçekleştirilen sahte belge düzenleme fiiline iştirak nedeniyle kesilen vergi ziyaı cezası) aynı olan ve aynı Vergi Dairesi Müdürlüğü (Karşıyaka Vergi Dairesi) tarafından düzenlenen ceza ihbarnamelerine karşı dava açıldığı ve temsile ilişkin emek ve çabanın aynı mahiyette olması sebebiyle uyuşmazlığın seri dava mahiyetinde olduğu sonucuna ulaşıldığından, yukarıdaki tarife kuralı ile hakkaniyet ve ölçülülük ilkeleri uyarınca toplamda on ila elli adet arasında açılan seri davalarda her bir dosya için tam ücretin %50'si oranında avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekmektedir.”  ifadeleri yer almakta olup, anılan karar İzmir BİM 3.VDD. 07.12.2020 tarih ve E.2020/1216, K.2020/1078 sayılı kararı karar ile onanmıştır. (Kararlara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[61] İzmir BİM 3.VDD. 26.10.2020 tarih ve E.2020/1200, K.2020/1432 sayılı kararı kararda; “Bakılan dosya esas alınarak … firmasının 6306 sayılı Yasa kapsamında İzmir İli, Bornova İlçesinde ürettiği bağımsız bölümlerin ilk satışına ilişkin gerek satıcı taraf olarak anılan firmanın, gerekse alıcılarının düzeltme/şikayet yolu ile Gelir İdaresi Başkanlığına karşı İzmir Vergi Mahkemelerine açtıkları ve vekaleti aynı avukata verilmiş istinaftan geçmiş dava dosyalarının adedine ilişkin olarak UYAP kayıtları üzerinde yapılan incelemede karar tarihi itibariyle davacı vekili tarafından açılarak esastan hükme bağlanmış dosya sayısının tarifenin 22'nci maddesinde belirtilen onbeş adedin üzerinde, fakat altmış adetten de az olduğu anlaşılmıştır.

Bu durumda davacıları farklı kişiler olsa bile sahibi olduğu taşınmazları 6306 sayılı Kanun kapsamında ilk kez satan ve ondan alan kişiler nezdinde tapu harcının ödenmesinden sonra düzeltme istemi yönünden aynı Vergi Dairesi Bakanlığınca tesis edilen olumsuz işlemlere karşı Gelir İdaresi Başkanlığına yapılan şikayetin de reddi üzerine çıkartılan uyuşmazlıklarda alıcılar ile satıcının aynı vergi idaresi karşısında ihtiyari dava arkadaşı konumunda bulundukları, taraflarının temsiline ilişkin emek ve çabanın aynı mahiyette olması sebebiyle uyuşmazlığın seri dava niteliğinde olduğu sonucuna ulaşıldığından, yukarıda belirtilen tarife kuralı ile hakkaniyet ve ölçülülük ilkeleri uyarınca toplamda onbeş ila altmış adet arasında açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %60'ı oranında avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiği halde vekalet ücretine tam olarak hükmedilmesinde hukuki isabet görülmemiş olup istinaf başvurusunun bu yönüyle kabulü, avukatlık ücretinin ilk derece karar tarihinde geçerli ücretin %60'ı olarak takdiri, fazlasına ilişkin hüküm fıkrasının ise kaldırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[62] Kahramanmaraş VM. 03/05/2019 gün ve E:2019/230, K:2019/341 sayılı kararında; ““UYAP ortamında yapılan sorgulama neticesinde, büyükşehir belediyesine devir temlik ücreti adı altında ödenen ücretin iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile ödenen tutarların yasal faizi birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle aynı avukat tarafından toplamda 60'tan az 15'ten fazla dava açıldığı, aynı olay ve aynı hukuki sebepten kaynaklanan söz konusu davaların seri dava niteliğinde olduğu, bu durumda bakılmakta olan dava ile aynı istemle açılmış çok sayıda dosya bulunduğu, dolayısıyla seri dava niteliğinde olduğu anlaşılan uyuşmazlık için, taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirmeyecek biçimde ve taraf vekillerinin harcadığı emek dikkate alınarak vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Seri Davalarda Ücret" başlıklı 22. maddesi uyarınca belirlenen tam ücretin %60’ı oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.” İfadeleri yer almakta olup, anılan karar Gaziantep BİM 2.VDD. 16.10.2019 tarih ve E.2019/776, K.2019/1320 sayılı kararı ile onanmıştır. (Kararlara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[63] Ankara BİM 6.İDD. 26.10.2020 tarih ve E.2020/968, K.2020/1073 sayılı kararı kararında; “Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden, davacı şirket tarafından Ankara'nın farklı ilçelerindeki aydınlatma direklerine baz istasyonu kurulmak suretiyle 15/07/2014-15/07/2019 tarihleri arasında fuzulen işgal edildiğinin tespit edilmesi üzerine davalı idarece her bir baz istasyonu için 37.744,00 TL ecrimisil bedeli tahakkuk ettirildiği ve bu işlemlere karşı açılan davaların, aynı sebepten doğduğu, aynı konuya ilişkin olduğu ve aynı davalıya karşı açıldığı, dava sayısının toplamda 60’den fazla (75 adet) olduğu görülmekle, söz konusu davaların seri dava niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, bakılmakta olan dava ile aynı istemle açılmış çok sayıda dosya bulunması nedeniyle seri dava niteliğindeki söz konusu davalar için, taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirmeyecek biçimde ve taraf vekillerinin harcadığı emek ve mesai dikkate alınarak vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden, 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Seri Davalarda Ücret" başlıklı 22. maddesi ile belirlenen tam ücretin %40’ı oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[64] Gaziantep BİM 5.İDD. 26.02.2020 tarih ve E.2019/2843, K.2020/546 sayılı kararında; “UYAP ortamında yapılan sorgulama neticesinde, iş bu kararın verildiği tarih itibarıyla … Sendikasınca üyeleri adına sendikanın aldığı karar doğrultusunda eyleme katıldıkları gerekçesiyle verilen disiplin cezalarının iptali istemiyle açılmış olan davalarda verilen ilk derece mahkemesi kararlarından Gaziantep Bölge İdare Mahkemesine istinaf incelemesi için gelen dosya sayısının toplamda 150’den fazla olduğu,  aynı olay ve aynı hukuki sebepten kaynaklanan söz konusu davaların seri dava niteliğinde olduğu, bu durumda bakılmakta olan dava ile aynı istemle açılmış çok sayıda dosya bulunduğu, dolayısıyla seri dava niteliğinde olduğu anlaşılan uyuşmazlık için, taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirmeyecek biçimde ve taraf vekillerinin harcadığı emek dikkate alınarak vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden, hüküm fıkrasının vekalet ücretine yönelik kısmının; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen tam ücretin %30’u oranında vekalet ücreti hesaplanmak suretiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 22. maddesi uyarınca tam ücretin %30'u üzerinden belirlenen 327,00.-TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine şeklinde düzeltilerek istinaf başvurusunun reddedilmesi gerekmektedir.” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[65] Mardin 2. İM. 05/03/2019 tarih ve E:2018/1501, K:2019/324 sayılı kararında; “Açıklanan nedenlerle… davacı vekili tarafından Mahkememizde aynı konuya ilişkin 150'den fazla seri dava açıldığı anlaşılmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 22'nci maddesi uyarınca Avukatlık ücretinin %30'una tekabül eden 408,60-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,” ifadeleri yer almakta olup, anılan Gaziantep BİM 4.İDD. 16.11.2020 tarih ve E.2019/3878, K.2020/3753 sayılı kararı karar ile onanmıştır. (Kararlara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[66] Dan.2.D. 04.03.2020 tarih ve E: 2018/964, K: 2020/1320 sayılı kararında; “Bu bağlamda; yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler uyarınca; avukatın vekalet ücretinin belirlenmesinde, avukatın harcadığı emek ve mesainin dikkate alınmasının yanısıra, kişilerin hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte düzenlemelere de yer verilmemesi, harcanan emek ve çabanın çok üstünde avukatlık ücretine hükmedilerek taraflara ölçüsüz yük getirilmesinin önüne geçilmesi esas olup, konuya ilişkin olarak yüksek yargı kararları ve bu kararlar doğrultusunda mevzuatta yapılan düzenlemeler de bu ilkeyi teyit etmektedir.

Nitekim; 2019 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin, "Seri davalarda ücret" başlıklı 22. maddesinde ".... toplamda onbeş dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda altmış dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %60’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelliden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %30’u oranında avukatlık ücretine hükmedilir....." yolunda yapılan düzenlemenin iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/05/2019 günlü ve E:2019/145 sayılı kararıyla, "... seri davalarda harcanan emek ve çabanın oldukça üstünde avukatlık ücretine hükmedilerek taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirileceği, kademelendirmenin gerek dosya sayısı açısından, gerekse hükmedilecek ücretin oranı açısından başta usul ekonomisi olmak üzere, ... avukatın, hukuki yardımının karşılığı olan oran göz önüne alınarak makul bir şekilde yapılması gerekirken, seri davalarda ilk olarak 15'ten başlar şekilde ve tam ücretin %60'i oranında avukatlık ücretine hükmedileceği şeklindeki düzenleme, hukuka ve hak arama özgürlüğüne aykırı olduğundan bu maddeye ilişkin yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne" karar verilmiştir.

Yargı kararları göz önüne alınarak hazırlanan ve 02/01/2020 günlü, 30996 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Seri Davalarda Ücret" başlıklı 22. maddesinde; "..... seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25’i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir." şekilde düzenleme yapılmıştır.

Bu çerçevede; gerek Anayasanın 141. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklinde ifade edilen temel ilkeye işlerlik kazandırılması gerek Avukatlık Kanunundaki vekalet ücretini avukatın emek ve mesaisine bağlayan ilke gerekse Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin yukarıda yer verilen hükmü birlikte değerlendirildiğinde, seri davalarda her bir dava için harcanan emek ve mesainin bağımsız açılan diğer davalar ile aynı olamayacağı, bu davalara ilişkin vekalet ücretinin, hakkaniyet ilke ve ölçüleri çerçevesinde, avukatın harcadığı emek ve mesaisi de göz önünde bulundurularak, adil ve kademeli bir şekilde düzenlenmesi ve böylece yargıya ve adalete erişimin önündeki engellerin kaldırılması amaçlanmıştır.

Öte yandan, literatürde; aynı veya benzer sebeplerden doğan ve aynı zamanda konuları da birbirine oldukça benzer olan, aynı davalı kişi yada kişilere karşı açılmış bulunan davalar seri dava olarak isimlendirilmektedir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun, 01/06/2015 günlü, E:2015/1685, K:2015/2362 sayılı kararı ve farklı tarihlerde verdiği benzer nitelikteki kararlarda; bu ve benzeri nitelikteki davaların seri dava olduğu ve hükmedilmesi gereken vekalet ücretinin de buna göre belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Bu bağlamda, Dairemizde bulunan dava dosyaları incelendiğinde; işbu kararın verildiği tarih itibarıyla davacılar vekili tarafından, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında, İş Müfettiş Yardımcısı olarak görev yapan davacıların, "İş Müfettişi" kadrosuna atanma istemiyle yaptıkları başvuruların reddine ilişkin işlemler ile bu işlemlerin dayanağı olarak ileri sürülen ve 31/10/2012 günlü, 28453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin "Müfettişliğe Atanma" başlıklı 37. maddesinin iptali ile yoksun kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davaların, aynı sebepten doğduğu, aynı konuya ilişkin olduğu ve aynı davalıya karşı açıldığı, dava sayısının toplamda 100’den fazla olduğu görülmekle söz konusu davaların seri dava niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, bakılmakta olan dava ile aynı istemle açılmış çok sayıda dosya bulunması nedeniyle seri dava niteliğindeki söz konusu davalar için, taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirmeyecek biçimde ve taraf vekillerinin harcadığı emek ve mesai dikkate alınarak vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden, 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin "Seri Davalarda Ücret" başlıklı 22. maddesi ile belirlenen tam ücretin %25’i oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[67] Konya BİM 1.VDD. 23.03.2020 tarih ve E.2020/238, K.2020/347 sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[68] İstanbul BİM 5.VDD. 26.09.2019 tarih ve E.2019/3032, K.2019/3492 sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[69] İstanbul BİM 6.VDD. 29.01.2020 tarih ve E.2019/3327, K.2020/249 sayılı kararı kararında; “İş bu istinaf istemine konu Edirne Vergi Mahkemesi'nin E.209 ila 213, E.223 ila 241 sayılı dosyalarında  açılan 24 adet dava dosyasının birlikte değerlendirilmesinden; açılan davaların seri dava olmayıp, aynı tarih ve sayılı ödeme emrinin her bir vergi dönemine göre ayrı ayrı açılan davalar olduğu görülmektedir. Bu nedenle, Mahkemece vekalet ücretinin tamamına hükmedilmesi gerekirken, seri dava kabul edilerek vekalet ücretinin yarısına hükmedilmesi Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine uygun düşmemektedir. Ancak, davalı idare tarafından istinaf talebinde bulunulduğundan ve aleyhine vekalet ücretini arttırmak olanaklı olmadığından, bu hususta ayrı bir hüküm kurulamamaktadır.” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[70] İstinaf kararının karşı oy gerekçesinde; “ Davacı vekili tarafından aynı konuda, aynı idareye karşı açılmış benzer davaların olduğu, bu davaların seri dava olarak görülmesi gerektiği ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ''seri davalarda ücret''başlıklı 22'nci maddesine göre vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken Mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmadan tam ücret üzerinden hüküm kurulduğu, Dairemizce, Manisa Vergi Mahkemesinde Av. V. K. tarafından aynı konuda, aynı idareye karşı açılmış davalar araştırılarak ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 22'nci maddesi değerlendirilerek karar verilmesi gerektiği” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[71] Ankara BİM 13.İDD. 12.11.2020 tarih ve E.2019/3656, K.2020/2777 sayılı kararı kararında; “Mahkemece iş bu davanın seri dava niteliğinde olduğu kabul edilerek Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 22.maddesi uyarınca davalı idare lehine 408,00 TL vekâlet ücreti ödenmesine hükmedilmiş ise de; her bir uyuşmazlığın içeriği itibariyle davacılar açısından ayrı ayrı irdelenmesi gerektiği, 6100 sayılı Kanunun 57.maddesinde ihtiyari dava arkadaşlığında birlikte dava açılabileceği de öngörülmesine rağmen, mahkemenin işaret ettiği davalar açısından davacıların birlikte dava açabilmesinin 2577 sayılı Kanun uyarınca mümkün olmadığı, bu durumda bakılan davanın seri dava niteliğinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla İdare Mahkemesi kararında vekalet ücretine ilişkin kısım yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[72] Dan.12.D.14.12.2017 tarih ve E: 2016/4460, K: 2017/6811 sayılı kararında; “karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ve 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri dikkate alınarak ve taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirmeyecek biçimde, uyuşmazlığın seri dava niteliği ve avukatın emeği dikkate alınarak 2017 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde hertürlü dilekçe yazımı için öngörülen ücrete karşılık gelen 400 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[73] Dan.İDDK.16.12.2019 tarih ve E: 2018/3850, K: 2019/6526 sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 25/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[74] Yargı uygulamasında egemen görüş idari itiraz yolunun, zorunlu idari başvuru yolu olduğu yönünde olmakla beraber, aksi yönde yargı kararı da bulunmaktadır. Ankara BİM. 4.VDD. 12.02.2020 tarih ve  E.2019/1269, K.2020/15 sayılı kararında; “Mahkeme kararı esas itibarıyla, 4458 sayılı Gümrük Kanununun 242. maddesinde düzenlenen "idari itiraz" yolunun, idari dava açılmadan "tüketilmesinin zorunlu olduğu" gerekçesine dayanmaktadır. (…) Gerek Anayasa Mahkemesi, gerekse İHAM, başvuru ve itiraz süreleri ile kanunları uygulamakla yetkilendirilen makamların usul hükümlerini yorumlamadaki aşırı katı tutumlarının, bireylerin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini; hak arama yollarını düzenleyen usul kurallarının karmaşık olması, başvurulacak merciler ve başvuru süreleri konusunda farklı hükümler bulunması, bu hükümlerin sıklıkla değişmesi, bu düzenlemelerin normal-sıradan bir vatandaşın anlayamayacağı bir dile ve sistematiğe sahip olması gibi nedenlerin, mahkemeye erişim hakkını olumsuz yönde etkileyeceğini, bu ve benzeri durumlarda söz konusu hakkın ihlal edilmiş olacağını kabul etmektedir.

Her ne kadar; mahkemece, 4458 sayılı Gümrük Kanunun 242. maddesinde düzenlenen "idari itiraz" yolu tüketilmesi zorunlu bir yol olarak kabul edilmişse de, Kanunun 6111 sayılı Kanunun 137. maddesi ile yeniden düzenlenen 244. maddesi ile gümrük uyuşmazlıkları bakımından da "uzlaşma" kurumu kabul edilmiş olup, maddedeki; "uzlaşma talebinin, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde, henüz itiraz başvurusu yapılmamış veya itiraz edilmiş olmakla birlikte itirazı henüz sonuçlandırılmamış gümrük vergileri ve cezalar için yapılacağı; uzlaşma talebinde bulunulması halinde, itiraz veya dava açma süresinin duracağı, uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde sürenin kaldığı yerden işlemeye başlayacağı" yolundaki düzenleme; gümrük vergilerinin tebliği üzerine hem idari itiraz süresinin, hem de dava açma süresinin başladığının Kanun koyucu tarafından kabul edildiğini gösterdiği gibi, 242. maddede de, bu yolun tüketilmesinin dava koşulu olduğunu gösterir, tartışmaya ve yoruma yer vermeyecek açıklıkta bir düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında, "idari itiraz" yolunun, bir dava koşulu olarak tüketilmesi zorunlu bir yol olarak kabul edilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal edeceği sonucuna varılmakla, aksi yoldaki mahkeme kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 26/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[75] Kanun değişikliği 1.04.2013 tarih ve 28615 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

[76] Dan.7.D. 12.03.2019 tarih ve E: 2018/1161, K: 2019/1547 sayılı kararı. (Karara UYAP üzerinden 26/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[77] Dan.7.D. 26.03.2018 tarih ve E: 2014/5114, K: 2018/2009 sayılı kararda; “Olayda ise, seri davaya konu olabilecekbirden çok kişi hakkında tesis edilen bir işlem olmadığı gibi, aynı davacı hakkında aralarında maddi ve hukuki yönden bağlılık bulunan tek işlem tesis edildiğinin anlaşılması karşısında, davacı tarafından, beyannamelerden kaynaklanan ve aynı maddi olay nedeniyle tesis edildiği anlaşılan işleme karşı, işlemde yer alan vergi, fon ve para cezalarının ayrılması suretiyle birden fazla davaya konu edilmesi, ortada ayrı ayrı incelemesini gerektiren maddi ya da hukuki bir nedenin bulunmadığı da gözetildiğinde, davaların etkin ve hızlı şekilde çözümlenmesine ilişkin kurala, diğer bir deyişle, usul ekonomisine uygun değildir. Bu bakımdan Mahkemece, davacı adına tesis edilen aynı işlemde yer alan unsurlara ilişkin kendi esasına kayıtlı dosyaların birleştirilmesi suretiyle yargılama yapılması yargılama sonucunda birleştirilen, ancak seri dava niteliğinde olmayan işbu davada, haklı çıkan davacı lehine tek vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.”  ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 26/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[78] İstanbul BİM.6.VDD. 27.10.2020 tarih ve E.2020/1564, K.2020/1796 sayılı kararı ile onanan vergi mahkemesi kararında; “Ayrıca davacı vekili tarafından, dava konusu ödeme emrinin 1,4,5,6,7,8,11,12,16,17 sıralarında yer alan özel usulsüzlük cezalı amme alacaklarına karşı ayrı ayrı davalar açılmasının ortada tek bir işlem bulunduğu gerçeğini değiştirmeyeceği sonucuna ulaşılmış olup, dolayısıyla davanın tek bir dilekçeyle açılması gerekirken ayrı ayrı açılan davaların tek bir dava dosyası haline getirilmesi durumunda dava konusu işlemin tekliği karşısında bir dosya için vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.” ifadeleri yer almaktadır.(Karara UYAP üzerinden 26/12/2020 tarihinde ulaşılmıştır.)

[79] Vergi kodlarına https://www.gib.gov.tr/yardim-ve-kaynaklar/yararli-bilgiler/vergi-turu-kodlari adresinden ulaşılabilir. (erişim tarihi 06/01/2021).

[80] Sevgi Karadayı Yalçın, Türkiye'de İdari Yargı Reformu, Uzmanlık Tezi, Devlet Planlama Teşkilatı, 2006, s. 104, https://sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2018/11/SevgiYalcin.pdf, (erişim tarihi 01.01.2021).

[81] Ayrı ayrı açılan davaların bir kısmının istinafa gelmeden kesinleşmesi, bir kısmının temyize gelmeksizin kesinleşmesi ve bu tür davalara ilişkin birbiriyle çelişen şekilde yargı süreçlerinin sonuçlanması nedeniyle adalet duygusunun zarar görmesi ve mağduriyetler yaşanması mümkündür.

Örneğin; aynı yılın 12 dönemine ilişkin katma değer vergisi tarhiyatlarına karşı açılan 12 ayrı davada mahkemece her davada kabul kararı verildiğini varsayalım, 1 ila 3 dönemlerine ilişkin kdv tarhiyatlarının istinaf sınırının altında kalması nedeniyle kabul şeklinde kesinleştiği, 4 ila 12 dönemine ilişkin kabul kararlarının istinaf edilmesi sonucunda istinaf dairesince kabul kararının kaldırılarak davanın reddine karar verildiğini, 4 ila 8 dönemlerine ilişkin kısımlarının temyiz sınırının altında kalması nedeniyle kesinleştiği ve diğer kısımlarının temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteminin kabul edilerek Danıştay Dairesince 9 ila 12 dönemlerine ilişkin ret kararının bozulduğunu ve İstinaf dairesince bozmaya uyularak davanın kabulüne karar verilmesi örneğinde, aynı türden uyuşmazlığın zıt şekilde sonuçlanması gibi bir durumun ortaya çıkması her zaman mümkün olup, bu durumun mevcut yasal düzenlemelere göre düzeltilebilmesinin tek yolu, Anayasa Mahkemesine bireysel hak ihlali nedeniyle yapılacak bireysel başvuru sonrası hak ihlali kararının alınması durumunda yargılamanın yenilenmesi yolu olup, sürecin zorluğu ve zaman alacağı açıkça ortadadır. 

[82] Dan. 8.D. 23/1/2008 tarih ve E.2007/1110, K.2008/332 sayılı kararında; “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ikinci kısmının ikinci bölümünde yer alan dava konusu düzenleme ile vergi mahkemelerinde görülecek uyuşmazlıklar için ödenecek avukatlık ücreti belirlenmiş ancak, Tarifenin başka bir kısmında yer almayan bir şekilde azami bir sınır getirilmiştir. Ayrıca yukarıda ifade edildiği gibi Tarifenin ikinci Kısmının, İkinci Bölümünde konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen uyuşmazlıklar için vergi mahkemelerinde ödenecek avukatlık ücreti ayrıca sabit olarak belirlenmiş ve 12. maddede yapılan düzenleme ile konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen uyuşmazlıklar için vergi mahkemelerinde ödenecek ücretin üçüncü kısımdaki nisbi oranlar üzerinden hesaplanacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla dava konusu düzenleme gözönüne alındığında vergi mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda alınacak avukatlık ücretleri için Tarifenin bütünlüğü içindeki tutarlılığı bozacak şekilde düzenlemeler yapıldığı anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan dava konusu düzenleme, konusu para olsa ve parayla değerlendirilse bile maktu ücrete bağlı hukuki yardımlar başlığı altında düzenlendiği halde anılan hüküm ile konusu para olan ve parayla değerlendirilebilen uyuşmazlıklarda olduğu gibi nisbi oranlar üzerinden yapılacak hesaplama için üst sınır getirilmiştir.

Bu durumda, Tarifenin kendi bütünlüğü içindeki tutarlılığı bozacak şekilde vergi uyuşmazlıklarında nisbi olarak hesaplanacak avukatlık ücretine dava konusu miktar baz alınarak üst sınır getirilmesine ilişkin düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.” ifadelerine yer verilmiştir. Cemal Bayseferoğulları Başvurusuna ilişkin Anayasa Mahkemesi Kararı

(Başvuru Numarası: 2013/2264), https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/2264?BasvuruNoYil=2013&BasvuruNoSayi=2264, (erişim tarihi 21.01.2021).

[83] Dan.İDDK. 23/1/2008 tarih ve E.2008/776, K.2009/1605 sayılı kararında; “Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin davaların büyük bir kısmında, uyuşmazlık konusu meblağın yüksek olması nedeniyle, bu tür davalardaki hukuki yardımlar için ödenecek avukatlık ücretinin tarifenin üçüncü kısmına göre, nispi olarak hesaplanması halinde, dava aleyhine sonuçlanan tarafın yüksek miktarda avukatlık ücreti ödeyeceği, bu durumun da haksız vergi salındığını düşünen kişilerin hak arama yoluna başvurusunu engelleyeceği tartışmasızdır.

Nitekim vergi davalarının bu niteliği dikkate alınarak, vergi uyuşmazlıklarının konusu para olmasına karşın, vergi mahkemelerinde görülmekte olan dava ve işlerde yapılacak hukuki yardımlarda ödenecek avukatlık ücreti, dava konusu düzenleme ile maktu olarak belirlenmiştir.

İdarenin düzenleyici işlemlerindeki bir kuralın, hukuka aykırılığı ortaya konulmadıkça, aynı düzenlemede yer alan diğer bir kurala aykırılığından bahisle iptali söz konusu olamaz.

Bu durumda, vergi davalarının niteliği göz önüne alındığında, dava konusu istisnai düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığından, bu düzenlemenin Tarifenin bütünlüğünü bozduğundan da söz edilemeyeceği açıktır.

Yukarıda yer verilen yasal düzenleme uyarınca, ülke çapında kurulu bulunan tüm baro yönetim kurullarının hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine sundukları tarifeler dikkate alınarak anılan Birlikçe son şekli verilen ve Adalet Bakanlığının da incelemesinden geçerek yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin İkinci Kısım, Birinci Bölüm 4 no'lu alt bendinde; ülkenin ekonomik ve sosyal durumu, avukatların davanın görümü sırasında harcadığı çaba, gayret ve emeğin karşılığı ile kişilerin hak arama özgürlüğünün önünün açılması hususu dikkate alındığında hukuka aykırılık bulunmadığından,  Dairenin iptal kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.” ifadelerine yer verilmiştir. (kaynak 83 nolu dipnot ile aynı).

[84] 1136 sayılı Kanun’un 168’inci maddesinin ikinci fıkrasına eklenen cümlede; “(Ek cümle: 16/6/2009-5904/35 md.) Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir.” ifadeleri yer almaktadır.

[85] Nitekim İzmir BİM 2.VDD. 30.09.2020 tarih ve E.2020/848, K.2020/727 sayılı kararı kararın karşı oy gerekçesinde; “Söz konusu dosyaların seri dosya olduğu, ancak Tarifenin 22. maddesinin uygulamasında; 1-10 dosya için tam, 11-50 nci dosyalar için %50, 51-100. dosyalar için %40... şeklinde hesaplanması gerekirken, tüm dosyalara %50 vekalet ücreti verilmesi  yerinde değildir. Nitekim, Tarifenin Üçüncü Kısmında yer alan nispi vekalet ücretinde de aynı şekilde kademeli hesaplama yöntemi benimsenmiş ve ilk 40.000,00 TL için %15, sonra gelen 50.000,00 TL için %13 vd. şeklinde kural konulmuştur. Gelir Vergisi Kanunu'nun 103. maddesinde ve Veraset  İntikal Vergisi Kanunu'nun 16. maddesinde de aynı şekilde kademeli sistem uygulanmaktadır.

Bu yöntemle hesaplama yapıldığında, 10 tane seri davada takdir edilecek vekalet ücretleri toplamı 18.900,00 TL iken, dosya sayısının 11'e çıkması halinde toplam 10.395,00 TL, 12 olması halinde ise 11.349,00 TL'ya düşecektir  ki, bu durum Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesine göre "Avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder." hükmüne  aykırılık teşkil edecektir.

Dolayısıyla, dava konusu dosyalarda ilk 10 dosya için tam, sonraki dosyalar için (50 taneye kadar) %50 nispetinde vekalet ücreti verilmesi gerektiği görüşüyle, davalı istinaf başvurusunun, vekalet ücretine ilişkin kısmının  ilk 10 dosya yönünden reddi, 10 dosyadan fazlası için kısmen kabulü gerektiği görüşüyle kararın bu kısmına katılmıyorum” ifadeleri yer almaktadır. (Karara UYAP üzerinden 03.01./2021 tarihinde ulaşılmıştır.)

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor