Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Vergi

Doç. Dr. Murat BATI
18 Mart 2021Doç. Dr. Murat BATI
4898OKUNMA

Vergi Uyuşmazlıklarının Çözümünde “Arabuluculuk” Müessesesi Getirilebilir mi?

Bu aralar özellikle sosyal medyada bazı serbest muhasebeci mali müşavirler (SMMM) ile yeminli mali müşavirler (YMM) arabuluculuk yapma hakkının kendilerine de verilmesi gerektiği yönünde paylaşımlarda bulunmaktadırlar. Özel hukuk alanında barışçıl bir çözüm yolu olarak bulunan arabuluculuk müessesesi 2012 yılında yasalaştı ve 2013 yılından itibaren de “ihtiyari arabuluculuk” olarak uygulanmaya başlandı ve sonrasında da dava açmanın ön şartı olarak uygulamaya devam etmektedir. Hâlihazırda arabuluculuk, ticaret, tüketici ve iş mahkemelerinde dava öncesi ön şart olarak uygulanmaktadır. Vergi hukuku uyuşmazlıkları bu kapsama alınabilir mi? sorusu ise esasında çok tartışılması gereken bir konu. Bu noktada tartışmalara zemin yaratacak hukuki gerekçeleri belirtmek yerinde olacaktır.

“Arabuluculuk” nedir?

Arabuluculuk çok önceden var olan bir barışçıl çözüm yoludur. 22.06.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanıp 1 yıl sonra yürürlüğe giren 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) ve devamında Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği (HUAKY) yürürlüğe girdi. Sonra mezkur yönetmeliğin iptali ve hemen akabinde 02.06.2018 tarihinde yeniden düzenlenmiş Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği (HUAKY) ile hukuk hayatımıza giren arabuluculuk, tarafsız üçüncü kişi konumunda olan arabulucunun ilgili tarafları bir araya getirerek, aralarındaki görüş ayrılıklarının giderilmesini amaçladığı barışçıl çözüm yollarından biridir.

HUAK’ın 2’nci maddesi arabuluculuk sürecini, uzmanlık eğitimi almış tarafsız ve bağımsız üçüncü bir kişinin katılımıyla yürütülen, sistematik teknikler uygulanan, müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafların bir araya getirildiği, tarafların birbirlerini anlamalarını ve kendi çözümlerini üretmelerinin sağlanması için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlamıştır

Yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde arabuluculuğun uygulanabileceği hüküm altına alınmıştır. Başka bir ifade ile tarafların sulh olabildikleri özel hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuğa elverişli olduğu söylenebilir. Ticari uyuşmazlıklar, işçi-işveren uyuşmazlıkları, tüketici uyuşmazlıkları. arabuluculuğa uygun olan uyuşmazlıklara örnek olarak verilebilir.

Arabuluculuğun dava şartı olduğu hallerde davacının dava açabilmesi için arabuluculuk yoluna başvurması ve arabuluculuk faaliyetinin sonunda verilen ve anlaşmaya varılamadığını gösteren son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemesi gerekir (HUAK, m.18A/2). 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3’üncü maddesinde “Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır” denilerek 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren iş davalarında dava şartı olarak arabuluculuk uygulamasına başlanmıştır. 7155 sayılı Kanunun 20’nci maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na eklenen 5/A maddesi ile Türk Ticaret Kanunu’nun 4’üncü maddesinde sayılan ticari davalar ile diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu konusu bir miktar paranın ödenmesi olan  alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartı haline getirilmiştir. 1. Tüketici davalarında 11 bin 330 TL’nin altındaysa Kaymakamlıklarda bulunan tüketici hakem heyetlerine, Uyuşmazlık tutarı 11.330 TL ve fazlası olduğu durumda ise “Adalet Saraylarında” bulunan Zorunlu Arabuluculuk sistemine başvurmaları gerekmektedir. Tüketici mahkemelerine dava açmak için de ön şart olarak bulunmaktadır. Yani şu an için arabuluculuk; ticari davalarda, tüketici davalarında ve iş davalarında mevcuttur ve üçü için de dava yolu için ön şarttır.

Dava öncesi ön koşul olmadan önce yapılan arabuluculuğa “ihtiyari arabuluculuk” denilmektedir. Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından yayımlanan istatistiklerde 2013-2019 yılları arasında ihtiyari arabuluculuk kapsamında arabulucu görevlendirmesi yapılan 239.927 dosyanın %97’sinin anlaşma ile sonuçlandığı, 2018-2019 yılları arasında iş uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk kapsamında arabulucu görevlendirmesi yapılan 739.255 dosyada %65 oranında anlaşma sağlandığı ve 2019 yılı içerisinde ticari uyuşmazlıklarda dava şartı arabuluculuk kapsamında arabulucu görevlendirmesi yapılan 146.413 dosyada ise %57 oranında anlaşma sağlandığı görülmüştür. İstatistikler incelendiğinde ihtiyari arabuluculukta anlaşma yüzdesinin dava şartı arabuluculuk yüzdesine göre oldukça yüksek olduğu gözlemlenmektedir

Vergi uyuşmazlığında arabuluculuk olur mu?

Bilindiği üzere mükellefler uyuşmazlıklarda ya vergi idaresiyle doğrudan ya da yargıya başvurarak sorunlarına çözüm bulmaktadırlar. Vergi uyuşmazlıkları çözümünde barışçıl çözüm yolu olarak bilinen; uzlaşma, cezada indirim, hata düzeltme, kanun yolundan vazgeçme (VUK m.379)  gibi yöntemler mevcuttur.

Uzlaşma (VUK m. Ek 1 ila 11); mükelleflerin adlarına yapılan tarhiyatı yargıya intikal ettirmeden önce, vergi idaresi ile tahakkuk edecek vergi ve ceza hususunda anlaşmak için başvurabilecekleri idari bir çözüm yoludur. Kamu alacağının kısa sürede tahsilini sağlayan uzlaşma yolu, aynı zamanda mükellefin yargı sürecinde katlanacağı maliyetleri ve bürokratik işlemleri de ortadan kaldırmaktadır. Vergi Mevzuatımızda iki tür Uzlaşma Vardır. Bunlardan biri tarhiyat öncesi uzlaşma diğeri de tarhiyat sonrası uzlaşmadır. Uzlaşma sonucunda uzlaşılması (anlaşılması) durumunda genellikle verginin aslında ve/veya vergi ziyaı cezasında bir miktar indirim yapılmaktadır. 2019 yılında toplam uzlaşma başvuru sayısı 45 bin 262 adet olmuş, uzlaşılan toplam dosya sayısı ise 43 bin 564 adet olmuştur. 2019 yılında il bazında en çok uzlaşmaya başvuru 6.857 dosya adedi ile İstanbul, en az ise Kilis’te 4 adet başvuru ile gerçekleşmiştir[3].

Cezada İndirim (VUK 376); İkmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergi veya vergi farkını ve aşağıda gösterilen indirimlerden arta kalan vergi ziyaı, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarını mükellef veya vergi sorumlusu ihbarnamelerin tebliği tarihinden itibaren 30 gün içinde ilgili vergi dairesine başvurarak vadesinde veya 6183 sayılı Kanunda belirtilen türden teminat göstererek vadenin bitmesinden itibaren üç ay içinde ödeyeceğini bildirirse:

  • Vergi ziya-ı cezasında yarısı,
  • Usulsüzlük veya özel usulsüzlük cezalarının yarısı

Hata Düzeltme (VUK m.124); Yapılan bir tarhiyatın VUK’un 117 ve 118’inci maddeleri kapsamında bir hata olması durumunda söz konusu amme alacağı kesinleşmiş olsa dahi konunun idari ve yargı nezdinde çözümü mevcuttur.

Bu sistem şöyle işler; yapılan tarhiyatın VUK’un 117 ve 118’inci maddeleri kapsamında bir hata olduğu fark edildiği zaman ilgili gerekçenin de yazıldığı bir dilekçeyle tarhiyatı yapan vergi dairesine başvuru yapılması gerekmektedir. Söz konusu dilekçeye 60 gün içinde olumlu cevap gelirse sorun yok ancak olumsuz cevap gelirse ki genelde olumsuz cevap gelmekte ya da hiç cevap verilmemektedir. Bu kez Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Gelir İdaresi Başkanlığı’na (GİB) “Şikayet Yoluyla Başvuru” şeklinde bir dilekçe ile başvuru yapılması “gerektiği” söylenmektedir. 60 gün içinde cevap gelirse bu süreden itibaren, şayet GİB cevap vermezse 60’ıncı günü takip eden günden itibaren yargıya gidilebilmektedir.

Görüldüğü üzere vergi idaresiyle kanunlarda belirtilen süre ve usullere uygun davranılması durumunda vergi borçlarını sona erdirmek mümkündür.

Vergi uyuşmazlıklarına neden arabuluculuk gelmeli?

Yukarıdaki barışçıl/idari çözüm yöntemlerine dikkat edilirse taraflardan biri mükellef/sorumlu diğeri ise egemenlik gücünü elinde bulunduran devlettir. Yani silahların eşitliği ilkesi bulunmamaktadır. Gerek yargılamada gerekse idari çözüm arayışlarında taraflar arasında tam bir eşitliğin sağlanması hakkaniyet gereğidir. Taraflar arasında usuli hakkaniyetin yargılanma aşamasında ve/veya idari çözüm aşamalarında tamamen korunmasına “silahların eşitliği ilkesi” denir.

Diğer taraftan “güç”, “erk” gibi kavramlar bu ilkeyi zedeleyebilmektedir. Güç ya da erk; istediğini elde etme veya bir şeyi yaptırma kapasitesi olarak tanımlanabilir. Her ne kadar dayanağını kanunlardan alan vergi uyuşmazlıklarının çözüm sürecinde vergi idaresi bazı zamanlar kanunla düzenlenen ve yeterince açık olan hükümleri kendi lehine “yorumlayabilmekte” hatta itiraz sonucunda gerek vergi idaresi gerekse Gelir İdaresi Başkanlığı verdiği cevabi yazılarda gerekçe bile göstermeyebilmektedir. Aynı dosya ile alakalı tekrar soru sorulması durumunda ise vergi idaresi “sorduğun soruya cevap verdim, bir daha yorma beni” anlayışıyla iki ve müteakip itiraz başvuru dilekçelerini “hıfzederek” cevap vermemektedir. Böylece Anayasa’nın 36’ncı maddesinde hükmedilen “hak arama hürriyeti” idare nezdinde çiğnenmiş olmaktadır.

Benzer durum vergi hatalarında da mevcuttur. Dava açma süresinden sonra; mükellef “bir vergi hatası” olduğunu fark ederse, bu durumda önce tarha yetkili vergi dairesine VUK’un 117 ve/veya 118’inci maddeleri kapsamında bir hata olduğu gerekçesiyle bir dilekçe vermesi gerekmektedir. Söz konusu vergi idaresi 60 gün içinde cevap verirse bu süreden itibaren, şayet cevap gelmezse 60’ıncı günden itibaren zımnen ret edilmiş sayılır. Vergi Usul Kanunu’nun 124’üncü maddesindeki “vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanlar şikâyet yolu ile Maliye Bakanlığı'na müracaat edebilirler” hükmü uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Gelir İdaresi Başkanlığı’na (GİB) “Şikayet Yoluyla Başvuru” şeklinde bir dilekçe ile müracaat edilebilir. GİB’den 60 gün içinde cevap gelirse İYUK’un 37/b maddesi uyarınca şikâyetin ret yazısının mükellefe tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde dava açılabilir. Hazine ve Maliye Bakanlığı şikâyet yoluyla başvuruya 60 gün içinde cevap vermezse başvuru reddedilmiş sayılacak ve İYUK’un 10/2’nci maddesi uyarınca dava açma süresi bu 60 günlük süreden itibaren 30 gün olacaktır.

Ancak çoğu zaman vergi idaresi hata olmadığına ilişkin bir cevap vermektedir. Aslında kanunla aleni olarak düzenlenmiş bir hüküm bulunmasına rağmen vergi idaresinin yokmuş gibi davranması Anayasa’nın “kanunilik” ilkesinin çiğnendiği anlamına gelmektedir. Hatta hataya rağmen bu ret işlemi, vergi idaresi tarafından vergi alacağının tahsili Anayasa’nın 35’inci maddesi uyarınca mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirilmelidir.

Tüm bu yazılanlar ışığında, vergi idaresine başvuru ya da yargı öncesi tarafların menfaatlerini objektif kriterlere göre değerlendirilen ve gerek vergi mevzuatına gerekse de Anayasal hükümlere aykırı bir sonuç yaratmadan yeni bir müessese olacak “vergi uyuşmazlıklarında arabuluculuk” sistemi ihdas edilebilir.    

Vergi uyuşmazlıklarında arabuluculuk müessesesinde görev alacak “arabulucularda” ise belgelendirmek şartıyla bazı belgelerin aranması, akabinde üniversitelerde ve/veya Odalar nezdinde sıkı bir eğitime tabi tutulup akabinde zorlu/seçici bir sınava tabi tutulduktan sonra “vergi uyuşmazlıklarında arabulucu” unvanının verilmesi bazı sorunları çözebilecektir.

“Vergi uyuşmazlıklarında arabuluculuk” mesleğinin ihdasında kanuni bir engel var mı?

Vergilendirmeye yönelik ilkeler, Anayasa’nın 73’üncü maddesine dayanmaktadır. Anayasa’nın Dördüncü Bölümünün “Siyasi Haklar ve Ödevler” kısmının “Vergi Ödevi” kenar başlıklı 73’üncü maddesi sosyal hukuk devleti ilkesi kapsamında vergi ödevini düzenleyen temel anayasal kuralları düzenlemektedir. 1982 Anayasasının vergi ödevi ile ilgili 73’üncü maddesinin 1 ve 2’nci fıkraları dar anlamda, 3 ve 4’üncü fıkraları ise geniş anlamda vergi kavramından hareket ederek vergilendirmenin ilkelerini anayasallaştırmışlardır. Bu maddede dikkat çeken husus vergi kanunlarının verginin kanuniliği ilkesi gereği sadece kanunla konulacağı belirtilmekle beraber kanunilik ilkesine bir istisna getirilerek Cumhurbaşkanı’nın vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükleri ile ilgili “Cumhurbaşkanı Kararlarını” kullanarak düzenleme yapabilme yolu açılmıştır.

İdari işlemin temel öğelerinden biri “yetkidir”. İdari işlemin temelini oluşturan iradenin, yasayla belirlenen yetkili bir organ, makam ya da görevlilerce ortaya konulması gerekir. İdari kararlar, herhangi bir organ, makam veya kamu görevlisi tarafından değil, Anayasa ve kanunların yetkili kıldığı organ, makam ve kamu görevlileri tarafından alınmalıdır. İdari kararların yetki unsuru olarak adlandırılan karar alma yetkisi, Anayasa ve kanunların bazı idare makam ve organlarına tanıdığı karar alabilme, işlem yapabilme güç ve yeteneğini ifade etmektedir. Bu güç ve yeteneği veren kurallar ise, yetki kurallarıdır. 2. Anayasa’nın öngördüğü kuvvetler ayırımı ilkesinin tersi durumda yargının yasamanın, yasamanın yargının alanına girmesi, yargının adeta bir kanun koyucu gibi yeni bir vergi ihdas edecek şekilde kararlar alması gibi işlemler fonksiyon gaspı olarak nitelendirilir. 3. Başka bir ifadeyle yürütme organının Anayasa ve kanunlarla kendine verilen görev alanının dışına çıkarak, örneğin, yasama organının görev alanında olan bir konuda düzenleme yaparsa (yeni bir vergi konulması gibi) bir sakatlık durumu ortaya çıkacaktır ki, buna “fonksiyon gaspı” denilmektedir. 4. Fonksiyon gaspı doktrinde görev ve işlev gaspı olarak da adlandırılmaktadır.

“Yetki” usul yönünden oldukça önemli bir kavramdır. Kurumlar yetki sahasına girmeyen işlemlerle alakalı bir düzenleme yapamaz ve uygulayamazlar. Tıpkı yasamanın yetki alanına giren kanun koyma yetkisini yargının kullanması ve verdiği kararlarda adeta bir yasama organıymış gibi kararlar vermesi ya da yasamanın ya da yürütmenin yargının sahasına giren yetkileri kullanması gibi. Bu uygulama alenen bir fonksiyon gaspıdır. Sıklıkla ve özellikle de vergi hukukunda, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ve Gelir İdaresi Başkanlığı’nın verdiği ve kanunlarında açıkça hüküm olmadığı halde özelgeler ile genel tebliğlerinde kanun yaratıldığı, yargının bazı kararlarında kanunda açıkça hüküm olmadığı halde yani kanun boşluğu olması nedeniyle sanki kanun maddesinde öyle bir hüküm varmış gibi yorumlayarak kararlar verildiği görülmektedir. Genel tebliğler herkesi bağlamakla beraber mukteza ise adına düzenlenen kişi ya da kişileri, yerel mahkeme dâhil somut olaylara yönelik açılan davaların sadece davacıyı bağlamasına karşın mikro düzeyde de olsa kanun yaratma olarak düşünülüp fonksiyon gaspı potasında değerlendirilmelidir. Bu, hukuki güvenliğin ihlalidir. 

İşte sorun tam da bu noktada kendini göstermektedir. “Vergi Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk müessesenin” vergi idaresinin tek başına ya da yasama organının bir kanunla ihdas etmesi tek başına yeterli olacak mıdır? Sorusu önem arz etmektedir. Anayasa’nın 73’üncü maddesinin kanunilik ilkesi gereği söz konusu vergi borçları ve cezalarının kaldırılması ancak kanunla mümkün olmaktadır. Mükellefin tecil talebini kabul edip etmeme, mükellefin uzlaşma talebini kabul edip etmeme, mükellefe mühlet verme, kefalet talebini kabul ve mükellefin vergilendirileceği zaman dilimi ile ilgili olan özel hesap dönemi belirleme gibi konularda Hazine ve Maliye Bakanlığı’na takdir yetkisi verilmiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığı bu yetkilerini çoğu zaman genel tebliğler ile kullanmaktadır. Vergi hukukunda takdir yetkisi kanunilik ilkesi gereği istisnai bir yetkidir. Uzlaşma sürecinde komisyonların asli yetkileri bağlı yetki olup takdir yetkisi ise istisnaidir. Her ne kadar istisnai nitelikte olsa da uzlaşma komisyonlarına belki de vergi hukukundaki en geniş takdir yetkisi tanınmıştır.

O zaman yapılacak şey “vergi uyuşmazlıklarında arabulucuların” görev tanımlarını iyi belirlemek ve konunun hukuki zeminin herhangi bir boşluk yaratmayacak şekilde değerlendirilmesini sağlayacak düzenlemeler yapmaktır.

Genel değerlendirme ve sonuç

Mükellefler vergi borçlarından kurtulmak için ya idari çözüm yollarından birini ya da yargı yolunu kullanabilmektedir. Üçüncü bir yol bulunmamaktadır. Çözümü vergi idaresinde arayan yükümlülerin yarattığı bu talepler hem çok ciddi bir iş yükü hem de vergi idaresi açısından maliyetli olmaktadır. Maliye yazınında “vergilemenin açık maliyeti” olarak adlandırılan bu durumda Hazine ve Maliye Bakanlığı hem fazladan personel istihdam etmekte hem istihdam ettikleri personelin enerjisini bu yollarda tüketmekte hem de tüm bunlar için zaman ve para harcamaktadır.

Konuyu yargıda arayanlar için ise durum daha zordur. Çünkü hem yargı harcı gibi parasal külfet hem “yargılamada yazılı yargılama esası” olması münasebetiyle avukat/vergi hukukçusu gibi bir profesyonelden destek alınması hem yargı sürecinin uzunluğu gibi meşakkatli bir süreçle karşılaşılmaktadır. Ayrıca ceza ihbarnamesinin tebliği ile 30 günlük dava açma sürecini kullananlar davayı kaybetmeleri durumunda dava sürecince de işleyen gecikme faizini de ödemek zorunda kalacaklardır. Hatta dava açma hakkı kaybolduktan sonra bir vergi hatasının varlığı durumunda vergi idaresinin ret aşamasından sonra yargıya gidilmesi durumunda yargı süresince işleyen gecikme zammı gerçeği de mevcuttur.

Diğer taraftan aşağıdaki tabloya bakıldığında vergi yargısının iş yüklerinin ne denli fazla olduğu da görülmektedir. Vergi idaresinin özellikle vergi hatası hükümlerinin varlığını kabul etmemesi durumunda yükümlünün vergi yargısına başvurmaktan başka da bir çaresi kalmamaktadır.

 Geçen yıldan devrolanAçılan Dosya
201233.66197.180
201353.251109.141
201447.38296.036
201546.53198.667
201642.432104.410
201742.05395.749
201849.03490.973
201931.447101.804

Bu nedenle vergi uyuşmazlıklarında arabuluculuk müessesesin ihdası bazı çözümleri beraberinde getirebilecektir. Müzakerelerin eşitler arasında olması bir zorunluluk değildir ancak arabulucu süreçte uygulayacağı yöntemlerle taraflar arasında eşitliği sağlamak ve güç eşitsizliğini giderebilmek için çaba sarf etmelidir.36 Arabuluculuk sürecine hazırlık, müzakere yeteneği, mali kaynak, uzmanlara erişim gücü gibi çeşitli sebeplere dayalı olarak ortaya çıkan güç dengesizliği durumunda, zayıf tarafın cesaretlendirilmesi, gerektiğinde hukuki destek alınmasının tavsiye edilmesi, uygun soruların sorulması gibi yöntemlerle güç dengesizlikleri giderilmeye çalışılabilir[7].

Ezcümle; iş yükü ziyadesiyle fazla olan vergi idaresi ile yargının elini rahatlatacak olan bu müessesesinin vergi uyuşmazlıklarına da getirilmesi hem mükellefin vergi idaresi ve/veya yargı karşısındaki gibi daha stresli olmamasını sağlayacak ve olası bir çözüm boyutunda da vergi sistemimize alternatif bir müessese kazandırılmış olacaktır. “Vergi uyuşmazlıklarında arabuluculuk” müessesesinin görev, yetki ve çalışma tanımlarının başta Anayasa olmak üzere diğer mevzuata da uygun şekilde düşünülüp hayata geçirilmesi birçok sorunu çözebilecek mahiyettedir. Her şeyden önce bu durum yeni bir meslek yaratması nedeniyle ülkemiz nitelikli istihdam oranını da artırmış olacaktır.

- BOZOĞLU, Ufuk; Vergi Hukukunda Uzlaşma Müessesesinin Geliştirilmesinde Arabuluculuk Sürecinin Olası Rolü, Vergi Sorunları Dergisi, Sayı 381, Haziran 2020
- EFENDİOĞLU, Ali; Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında “Yokluk” ya da “Yok İşlem”, TBB Dergisi, Sayı 81, 2009
- GÜNDAY, Metin; İdare Hukuku, İmaj Yayınevi, 10. Baskı, Ankara, 2013
- TEKBAŞ, Abdullah; Türk Hukukunda Bakanlar Kurulu Kararları, s.48. Türk İdare Dergisi, (http://www.tid.gov.tr/_layouts/15/osssearchresults.aspx?u=http%3A%2F%2Fwww%2Etid%2Egov%2Etr&k=tekba%C5%9F)
- 2019 yılı GİB Faaliyet Raporu
- [1] Ufuk BOZOĞLU; Vergi Hukukunda Uzlaşma Müessesesinin Geliştirilmesinde Arabuluculuk Sürecinin Olası Rolü, Vergi Sorunları Dergisi, Sayı 381, Haziran 2020, s.57.
- [2] Ufuk BOZOĞLU; a.g.m, s.57.
- [3] 2019 yılı GİB Faaliyet Raporu
- [4v] Metin GÜNDAY; İdare Hukuku, İmaj Yayınevi, 10. Baskı, Ankara, 2013, s.134.
- [5] Ali EFENDİOĞLU; Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında “Yokluk” ya da “Yok İşlem”, TBB Dergisi, Sayı 81, 2009, s.10.
- [6] Abdullah TEKBAŞ; Türk Hukukunda Bakanlar Kurulu Kararları, s.48. Türk İdare Dergisi, (http://www.tid.gov.tr/_layouts/15/osssearchresults.aspx?u=http%3A%2F%2Fwww%2Etid%2Egov%2Etr&k=tekba%C5%9F)
- [7] Ufuk BOZOĞLU; a.g.m., s.60.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor