Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Mükellef Hakları

Fehmi Ege
12 Kasım 2020Fehmi Ege
4306OKUNMA

Vergi Usul Kanunu Çerçevesinde Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu

ÖZET

İdare, vergi mükellefiyeti veya sorumluluğu temsilciler veya idare edenler tarafından yerine getirilen mükelleflerden kaynaklı alacağını tahsil edememe riskine binaen 213 sayılı VUK’ un ilgili maddeleri ile kanuni temsilcilere birtakım yükümlülükler getirmiştir. Makalemizde, kanuni temsilcilerin sorumluluğuna yönelik 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yapılan düzenlemeleri açıklamaya çalışacağız.

Kanuni temsilcilerin vergisel sorumluluğuna yönelik düzenlemeler 213 sayılı VUK’ un 10. maddesi ile cezalar karşısındaki sorumlulukları ise mezkûr kanunun 332. ve 333. maddeleri ile düzenleme altına alınmıştır.

Yazımızda, kanuni temsilcilerin VUK’da yer verilen öncelikle vergi anlamındaki sorumluluklarını sonrasında ise ceza bağlamındaki sorumluluklarını sırası ile açıklamaya çalışacağız. Kanun koyucunun kanuni temsilciye sorumluluk yüklemesindeki gerekçenin ise, mükelleflerin vergisel ödevlerini zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirilmesinin sağlanarak vergi kaybının önüne geçilmesi olduğunu düşünmekteyiz.

Kanuni Temsilcilerin Vergisel Sorumluluğu

Kanuni temsilcilerin 213 sayılı VUK’a göre vergisel sorumlulukları mezkûr kanunun 10. maddesi ile düzenleme altına alınmış olup söz konusu madde metni aşağıdaki gibidir;

Madde 10-Kanuni Temsilcilerin Ödevi

Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmıyan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.

Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanunî ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır.

Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler.

Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz.

(7103 Sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle eklenen fıkra; Yürürlük: 27.03.2018)Tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılır. Limited şirket ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olurlar. Şu kadar ki bu fıkra uyarınca tasfiye memurlarının sorumluluğu, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlıdır.

(7103 Sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle eklenen fıkra; Yürürlük: 27.03.2018)Beşinci fıkra kapsamına girmeyen tüzel kişilerin tüzel kişiliklerinin veya tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin sona ermesi halinde, sona erme tarihinden önceki dönemlere ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tüzel kişiliği olanların kanuni temsilcilerinden, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler (adi ortaklıklarda ortaklardan herhangi biri) ve varsa bunların temsilcilerinden herhangi biri adına yapılır.”

VUK 10’ un birinci fıkrasında tüzel kişilerin, küçüklerin ve kısıtlıların ayrıca tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef ve vergi sorumlusu olmaları nedeni ile üzerlerine düşen vergisel ödevlerin kanuni temsilciler veya bunları idare edenler tarafından yerine getirileceği hüküm altına alınmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasında ise hangi hallerde mükellef ve sorumlulardan alınamayan vergiler noktasında kanuni temsilcilerin sorumlu tutulacağı düzenlenmiştir. Vergi ödevlerinin yerine getirilmesi kanuni temsilcilere veya idare edenlere bırakılmış olan mükelleflerin/sorumluların vergilerinin kanuni temsilcilerinden alınabilmesi aşağıda belirtilen iki koşulun bir arada gerçekleşmiş olmasına bağlıdır. Buna göre, mükellef/sorumlulardan tahsil olunamayan vergilerin kanuni temsilcilerden tahsiline gidilebilmesi için;

  1. Temsil edilenden alınamayan verginin, kanuni temsilcinin temsil ettiği mükellefin/sorumlunun vergisel ödevlerini yerine getirmemiş olmasından kaynaklanıyor olması,
  2. Tahsil edilemeyen verginin, temsil edilenin (mükellef veya sorumlu) malvarlığından alınamamış olması,

gerekmektedir.

VUK’ un 10. maddesinin ikinci fıkrasının 3505 sayılı Kanunla değişmeden önceki halinde, kanuni temsilcinin sorumluluğuna yani temsil edilenlerin ödemediklerin vergilerin kanuni temsilcilerden tahsiline gidilebilmesi için vergi kaybına ilişkin duruma sebebiyet veren fiilin işlenmesinde temsilcinin kastı ve ihmali aranmaktaydı. Değişiklik sonrasında ise kanuni temsilcinin sorumluluğundan söz edebilmek için kasıt ve ihmal aranması şartı ortadan kalkmıştır.

Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenleme açık olup kanuni temsilcilerin ödedikleri vergi asılları için asıl mükellefe/sorumluya rücu edebilecekleri hüküm altına alınmıştır. Bu sayede kanuni temsilciler ve idare edenler mal varlıklarındaki bu kapsamdaki azalışı telafi edebilme imkânına sahip olmuşlardır.

Maddenin dördüncü fırkasında ise tüzel kişilerin tasfiye haline girmeleri halinde kanuni temsilcinin sorumluluğuna ilişkin düzenleme yapılmıştır. Buna göre, tüzel kişiliğin tasfiye haline girmesi veya tasfiyenin sonuçlanması durumunda tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerin sorumluluğunun baki olduğu ifade edilmiştir. Tasfiyenin sonuçlanması halinde tüzel kişilik ticaret sicilinden silinerek bir nev’i yok olacağından tüzel kişilikten yapılacak tahsilatlar riske girmiş olacaktır. Bu itibarla, tasfiye öncesi dönemlerden kanuni temsilcilerin sorumlu tutulması idarenin tahsil kabiliyetini de arttırmaktadır.

7103 sayılı Kanun ile 213 sayılı VUK’un 10. maddesine beşinci ve altınca fıkra hükümleri eklenmiştir. Söz konusu fıkralar ile 5520 sayılı KVK’nın 17. maddesinin dokuzuncu fıkrası hükmü KVK’ dan VUK’a taşınmıştır. Bu hükümler ile gerek adi ortaklıklar gibi tüzel kişiliği olmayan gerekse vakıf ve dernekler gibi tüzel kişiliği olan teşekküllerin sona ermesi halinde bunlar sona ermeden önce adlarına tahakkuk eden vergilerde ile kesilen cezalarda kimin muhatap alınacağı açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre, sona erme hallerinde tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilciler, tasfiye dönemi için ise tasfiye memurları sorumlu tutulacaktır.

Limited şirketlerde ortakların tasfiye öncesi dönemlerle ilgili amme alacaklarından sorumluluğu, işletmeye koydukları sermaye oranındadır. Tasfiye memurlarının tasfiye dönemi ile ilgili sorumluluğu ise tasfiye sonucu dağıtılan kârla sınırlı tutulmuştur.

Kanuni temsilcilerin sorumluluğu, temsil ettikleri tüzel/gerçek kişilerin varlıklarından, yukarıda sayılan koşullarında varlığı halinde, alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar olarak ifade edilmiştir. Sorumluluk kapsamındaki vergi ifadesi net olmakla birlikte buna bağlı alacaklar ibaresinin neyi ifade ettiği noktasında tereddütler yaşanabilmektedir. Bu durum, 3505 sayılı Kanun ile değişen fıkra gerekçesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Söz konusu gerekçede kanun koyucu “…Vergi ve vergiye bağlı vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı ile tecil faizi, gecikme faizi gibi fer’ i amme alacaklarının ödenmesi bakımından sorumlu tutulmaları amaçlanmıştır.” ifadelerine yer vermiştir. Buradan hareketle, gecikme faizi ve gecikme zammının da sorumluluk kapsamındaki bağlı alacaklar tanımı içine girdiğini anlamaktayız.

Kanuni Temsilcilerin Cezalardaki Sorumluluğu

213 sayılı VUK’un “Küçüklerin ve Kısıtlıların Ceza Muhatabı Olmadığı Haller” başlıklı 332. maddesi metni aşağıdaki gibidir;

“Velayet ve vesayet altında bulunanlar veya işlerinin idaresi bir kayyıma tevdi edilmiş olanlar, kendilerine izafeten veli, vasi veya kayyımın vergi kanunlarına aykırı hareketlerinden dolayı cezaya muhatap tutulmazlar. Bu hallerde cezanın muhatabı, veli, vasi veya kayyımdır.”

Söz konusu madde hükmüne göre velayet ve vesayet altında bulunanlar veya işlerinin idaresi bir kayyıma tevdi edilmiş olanlar, kendilerine izafeten veli, vasi veya kayyımın vergi kanunlarına aykırı hareketlerinden dolayı cezaya muhatap tutulamayacak ve bu hallerde cezanın muhatabı, veli, vasi veya kayyım olacaktır. Ceza doğrudan veli, vasi veya kayyıma adına kesilecektir. Bu itibarla, bunlar ceza için asıl mükellefe rücu edemezler. Görüldüğü üzere, vergisel anlamdaki rücu prensibi cezalar için uygulama alanı bulmamaktadır.

VUK’un “Tüzel Kişilerin Sorumluluğu” başlıklı 333. maddesi metni aşağıdaki gibidir;

“Tüzel kişilerin idare ve tasfiyesinde Vergi Kanununa aykırı hareketlerden tevellüt edecek vergi cezaları tüzel kişiler adına kesilir.

Tüzel kişilerin kanuni temsilcilerinin vergi sorumluluğu hakkındaki bu kanunun 10 uncu maddesi hükmü vergi cezaları hakkında da uygulanır.

 Bu Kanunun 359 uncu maddesinde yazılı fiillerin işlenmesi halinde bu fiiller için 359 ve 360 ıncı maddelerde öngörülen cezalar bu fiilleri işleyenler hakkında hükmolunur.”

Yukarıda yer verilen madde hükmüne göre, tüzel kişilerin idare ve tasfiyesinde vergi kanununa aykırı hareketlerden tevellüt edecek vergi cezaları tüzel kişiler adına kesilecektir. Kanuni temsilcilerin vergi sorumluluğu hakkındaki VUK’un 10. maddesi hükmü, vergi cezaları hakkında da uygulanacaktır. Tüzel kişinin malvarlığından alınamayan cezalar için kanuni temsilciye başvurulabilecektir. Kanuni temsilcinin mal varlığından alınan cezalar için kanuni temsilci asıl mükellefe (tüzel kişiliğe) rücu edebilecektir.

Kanunun 359. maddesinde yazılı fiillerin işlenmesi halinde ise, bu fiiller için 359 ve 360’ıncı maddelerde öngörülen cezalar, bu fiilleri işleyenler hakkında hükmolunacaktır.

Sonuç

Kanuni temsilcinin sorumluluğu hususu özellikle idarenin alacaklarının tahsil kabiliyetini yükselten önemli bir düzenlemedir. Bu düzenleme sayesinde, ticaret sicilinden silinmiş kişiliklerden tahsil edilemeyen kamu alacaklarının kanuni temsilcilerden veya idare edenler tahsili mümkün olabilmektedir. Yazımızda, kanuni temsilcilere 212-3 sayılı Vergi Usul Kanununda yüklenen sorumlulukları açıklamaya çalıştık.

- 213 sayılı Vergi Usul Kanunu
- Beyanname Düzenleme Rehberi (2020), Vergi Müfettişleri Derneği Yayınları

 

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor