Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

2020'li Yıllarda Vergi Reformuna Doğru

Esin KOYUNCUBerkay KARAKAYA
07 Ocak 2021Esin KOYUNCU/ Berkay KARAKAYA
3013OKUNMA

Vergi Sistemi Siroz Oldu!

Vergi Algı tarafından düzenlenen 2020’li Yıllarda Vergi Reformuna Doğru panelinin dördüncüsü “Türk Vergiciliğinin Vergi Afları İle İmtihanı” başlığı altında gerçekleştirildi.

Moderatörlüğünü Nazmi Karyağdı’nın yaptığı panelin ana konuğu Bülent Ecevit Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Recep Yücedoğru olurken, daimî konuklar Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, Mehmet Nuri Aslan, Prof. Dr. İbrahim Attila Acar ve Doç. Dr. Murat Batı da yerlerini aldılar.

Panelin ana konuğu Recep Yücedoğru genel anlamda vergi affı ve Türk vergiciliği konuları üzerinde durdu.

Yücedoğru’ya göre; vergi afları çetrefilli bir konudur fakat Türk vergiciliği biraz daha çetrefilli bir alandır. Vergi ile ilgili herhangi bir uygulama ortaya konduğunda ve bu ortamda da vergi gibi etkin-sarsıcı işlev bulunduğunda af gibi çok etkili bir politika Türk vergiciliğinin üç ayağının önemli noktalarına parmak basmaktadır.

 “Türk vergiciliğinin bu üç ayağını tanımlayacak olursak; öncelikli olarak bürokrasi yani vergi dairesi, meslek mensupları ve bunların etkisinde olan ve bunlarla beraber çalışan ana unsurumuz olan mükellefler bir diğeri de, bir nebze kenarda kalmış olan akademi alanıdır. Vergi ile ilgili yapılan tüm değişikliklerin aslında bu üç ana unsuru temelde etkilediğini ve ortaya nasıl bir oluşum koyulmuş olursa olsun bu üç ana unsurun algıladığı kadarı ile oluşum gerçekleşmektedir”.

Af mı? Yapılandırma mı? Tahsilat mı?

Yücedoğru, “Vergi affı, kanunlara göre af kavramı adı altında nitelendirilmemektedir.  Adına yapılandırma, tahsilat gibi dolaylı nitelikte olan kavramlar kullanılmaktadır. Dolayısıyla da bu durum bizi vergi afları ile ilgili öncelikli problem olan ‘’tanım’’ problemine sürüklemektedir” dedi.

Kanun bazında vergi borçlarının ve bununla ilgili düzenleyici tebliğlerin içine katılmadan bakıldığında toplamda 36 adet vergi affı alanı oluşturulmuştur. Bu gibi kanunların en büyük özelliklerinden biri alışkanlık oluşturması bir diğeri ise beklenti oluşturmasıdır fakat kanun tekniği halinde en önemli hususu şudur. Sürekli tekrarlanması halinde vergi sisteminde sürekli bir tahliye ihtiyacı doğurmaktadır.  

Oluşan bu vergi tahsilatı kavramını siroz olmuş bir hastaya benzetecek olursak, sürekli sıvı tahliyesi yaparak ve hastanın sürekli yaşayacağını düşünen bir doktor portresi durumunu gözler önüne sermiş oluruz. Sirozun asıl nedenini bulmak ve gereken tedavi uygulamak yerine yapılan sürekli tahliye ve beraberinde gerçekleşen rahatlama ile sadece asıl yapılması gereken ertelenmiş olacaktır ve dolayısıyla bu durum ülkemizdeki kolaya kaçma ve bilmediklerimizden kaynaklanan kusurumuzu göz ardı etme davranışını apaçık ortaya konmuş kanıtıdır.

Panelist Recep Yücedoğru, panelin ana konusu olan ‘’vergi affının asıl nedenlerinin neler olduğu’’ hakkındaki düşüncelerini şu maddeler ile açıkladı:

  • Denetim organlarının azlığı ve risk algısının azalışı,
  • Vergi gelirlerindeki ani yükselişin sağlanması,
  • Yönetim maliyetlerinde ve yargı yükünde azalma,
  • Af sonrası güçlendirilmiş vergi uygulamaları ile gönüllü vergi uyumundaki artış,
  • Kapsamlı bir vergi reformu öncesinde reformun etkinliğinin arttırılması olarak sıraladı.

Yücedoğru panelin devamında, Türk vergi literatürünün kapsamlı bir literatür olmadığını ve bu Türkçe literatürün çoğunlukla ampirik çalışmalardan yoksun olduğunu belirtti. Bu konudaki ciddi eksikliğimizi gözden geçirip, gelişimine ehemmiyet göstermemiz gerektiği tavsiyesinde bulundu.

Recep Yücedoğru; vergi affı uygulamalarını neyin tetiklediği hakkındaki düşüncelerini dile getirirken konuyu bize maddeler halinde sundu:

  1. Vergi aflarının süreklileşmesi ile beraber hükümeti olan güvenin azalması,
  2. Yakalanmaya veya hile yapma karşısında bunlardan kurtulma algısının artması,
  3. Vergiye uyumlu olan mükelleflerin kendisinin vergi verirken tabiri caizse ‘’enayi’’ konumunda görmeleri gibi bazı hususların olduğu fikrindeydi.

Kazı Bağırtmadan Yolma Sanatı: Tekno Kazlar

Yücedoğru konuşmasına son vermeden önce şu konuya değindi:

Bu işten yararlananlar ile yararlanmayan yani vergi affına başvurmayan mükellefler arasında vergi affına ve vergiye yönelik davranışlarında fundamental farklar olduğunu,    ‘’Kazı bağırtmadan yolma’’ sanatını tekrar ele almamız gerektiğini aksi takdirde vergi aflarının etkilerinin tüm boyutları ile kavrayamayacağımızı ve vergi aflarının, vergi adaleti içerisindeki etkisinin belirginleştiğini, bununda sistemde etkin etkili rol oynayacağını kati suretle pozitif yansıma yaratmayacağının altını çizdi.

“Bütçe açıkları özellikle demokratik ülkelerde bir performans göstergesidir”

Panelin ikinci safhasında Moderatör diğer panelistlere söz verdi. Recep Yücedoğru’nun ardından söz alan ilk isim İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Öğretim Üyesi İbrahim Attila Acar oldu.

2017 yılında 28 milyar, 2018 yılında 25 milyar ve 2019 yılında 17 milyar vergi aflarından doğan bir hasılatın olduğunu söyleyen Acar “Yani vergi aflarından bu kadar para ne anlama geliyor. Bu hasılata bütçe açığının finansmanı olarak bakarsak vergi aflarından elde edilen gelir bütçe açığının neredeyse yarısı kadar. Yani gelen bu paranın adresi bütçe açıkları gibi görünüyor. Çünkü bütçe açıkları özellikle demokratik ülkelerde bir performans göstergesidir. Eğer siz bütçe açığı konusunda yeterli bir performans sergileyebildiyseniz muhalefet sizi çok eleştiremez” dedi. 

“Aflar hem kazanan hem kaybeden olarak iki tarafı da ilgilendiriyor”

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Binhan Elif Yılmaz “Aflar hem kazanan hem kaybeden olarak iki tarafı da ilgilendiriyor. Her zaman bütün afların dürüst mükellefleri cezalandırıcı nitelikte olduğu söylenir. Dürüst mükellefler bu kadar af sonucunda hep mi kaybeden taraf oldu. Ne zaman kazanacaklar. Yani bu bağlamda vergi aflarını tek başına değerlendirmek gerçekten doğru değil. Kazanan ve kaybeden açısından da bakmak gerekiyor. Ancak literatür çok alışmış, kaybeden hep kaybediyor” dedi.

Af kavramının kökenini inceleyen Yılmaz, aslında vergi affı olarak bilinen olayın mali af olduğuna dikkat çekti ve “Bu yapılandırmalar zaten mali affı yansıtıyor. Vergi affı mali affın dar kapsamlısıdır. Vergiden doğan borçlar, gecikme zammı, matrah artırımı gibi konular vergi affı kapsamındayken, mali af içerisinde ödenmeyen elektrik ve su borçlarıyla SGK borçları da var” dedi. Binhan Elif Yılmaz vergi affı çıkarma yetkisinin mecliste olduğunu ve böylece Anayasa Mahkemesi’nin yargısal denetimine açık olduğunu belirterek sözlerini sonlandırdı.

 “Sürekli affettiğiniz çocuk şımarık olur”

Panelde Binhan Elif Yılmaz’dan sonra söz alan İşkur Eski Genel Müdürü Mehmet Nuri Aslan konuşmasına Sayın Yücedoğru’nun yapmış olduğu sunumun ufuk açıcı olduğunu belirterek başladı. “Türkiye’de vergi yönetimi de kamu yönetimi gibi veri yoksunudur” diyen Aslan, Türkiye’nin vergi de dahil olmak üzere sosyolojik araştırmalardan yoksun bir ülke olduğunun altını çizdi.

Türk vergi sisteminin büyük ölçüde mevzuat sistemi olduğuna dikkat çeken İşkur Eski Genel Müdürü “Bizdeki algıya göre; devlettir vergi koyar, vatandaştır vergiye ya uyar ya uymaz. Uyanlar öder uymayanlar ödemez. Belirli yaptırımlar belirli zamanlarda uygulanır. Tabi bir de âdettendir, odalar ne düşünüyor ona bakılır. Vergi aflarının iyi bir şey olmadığı açıktır. Sürekli af çıkarırsanız kimse beyanda bulunmayacaktır. Sürekli affettiğiniz çocuk şımarık olur” dedi.

 “Vatandaş kredi çekerek aftan yararlanıyor”

Panelin daimi konuklarından 19 Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Murat Batı, afların bir maliye politikası aracı olarak görüldüğünü ve buna katılmadığını belirtti. Batı sözlerine şöyle devam etti. “Vergi aflarının faydalarından bir tanesi vergi gelirlerinde yükselmedir. Bu bütçe açığını finanse eder. Aslında temel amaç budur. Aftan sonra insanlar bunu nasıl ödeyecek onu konuşmak lazım. Baktığımız zaman faizler düştü. Mükellef kredi çekecek vergi borcunu ödeyecek. Yani artık alacaklı değişmiş olacak. Sonrasında da icrai faaliyetler ile ilgili kanun; Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun değil, İcra İflas Kanunu olacak”.

Af kanunlarının kendisini de incelediğini aktaran Batı, “Aflarda 1981’e kadar vergi affı, mali af gibi kavramlarla hükümetler amaçlarını belli etmişler. Af kelimesi en son 1974 yılında çıkarılan kanunda kullanılmış. Daha sonra 1981 yılında da aftan tahsilatın hızlandırılması kavramına bir geçiş görüyoruz. Bundan sonra çıkarılan hiçbir kanunda af kavramı geçmiyor. 2000’li yıllardan sonra da daha popüler bir deyim olan varlık barışı kavramı kullanıldı” dedi

3,5 saatlik bir süreyi aşan panel tüm katılımcıların iyi niyet dilekleriyle birlikte sona erdi.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor