Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
Nazmi KARYAĞDI
29 Nisan 2019Nazmi KARYAĞDI
448OKUNMA

Vergi Aflarıyla ve Konulamayan İş Standartları İle Değerini Arayan Meslek

Geride bıraktığımız haftalarda hem vergi haftasını hem de muhasebe haftasını birlikte kutladık. Ancak kutlayabildik mi kutlayamadık mı orası belli değil.

Çünkü aynı günlerde YMM ve SMMM camiasında yaşanan kalp krizi ve intihar gibi üzücü hadiseler doğal olarak bu iki haftanın önemimi geride bıraktı.
Vergi ve muhasebenin toplum nezdinde önemini gündeme getirmek için getirilen bu iki hafta artık 3568 sayılı Kanuna tabi meslek mensuplarının (Yeminli Mali Müşavirlerin, Serbest Muhasebeci, Mali Müşavirlerin) iş dünyasındaki ve toplumdaki önemini ve değerini gündeme getiren haftalara dönüşmek durumunda.

Eskiden 10 yılda, sonraları 5 yılda bir çıkan vergi afları artık her yıl yapılır hale geldi.

Geçtiğimiz ay Ankara YMMO ve Ankara SMMMO ve Vergi Müfettişleri Derneğince ortaklaşa düzenlenen panelde gündeme geldiği üzere, 2018 yılında vergi inceleme oranı %1,9 civarındadır.

Her yıl yapılan matrah artırımlarıyla incelenme ve sonradan ek vergi ve ceza ile karşılaşma olasılığı ortadan kalktığı için defter ve belge düzeni de muhasebecilik ve mali müşavirlik de anlamsız ve değersiz hale gelmiş durumdadır.

Vergi afları sebebiyle defter ve belge düzenine uymak, mevzuatı takip etmek nedeniyle katlanılan stres anlamsız hale gelmiş ve çoğunlukla da meslek mensubunun yanına kâr kalmış oluyor.

Ayrıca sayıları 8 binlere ulaşmış olan ve eski Maliye Bakanlarınca “denetim ordusu” olarak adlandırılan vergi müfettişleri de adeta bakım ve mıntıka temizliği faaliyetine kayarak atıl duruma düşmüş oluyorlar.

Bilgi işlem alanındaki sürekli iyileştirmeler mükellef ve idare cephesinde uyum ve takip yükünü hafifletirken meslek mensubu cenahında yükü sürekli artırdı. Üstelik artan iş yükü hiçbir zaman ek ücret olarak meslek mensuplarına yansımadı.

Hatta bazı yıllarda avukatlık asgari ücretleri artarken, dönemin Maliye Bakanlığı meslek mensuplarının ücret tarifesini güncellemedi bile.

Öyle ki vergi sisteminden ve mevzuattan kaynaklanan nedenlerle KDV yüklenen mükelleflere yapılan KDV iadesi, tarifeleri aşağı çekildi.

Mali tatil, meslek mensuplarına verilmiş bir hak gibi sunulsa da, dizayn edilmesindeki tuhaflıklar nedeniyle gerçek hayatta hemen hemen hiçbir zaman tatil söz konusu olmadı.

Bayram, tatil, hastalık, ölüm gibi gerekçeler meslek mensubunun işini yapmasının önünde bir engel olarak görülmedi.

Gecenin bir vaktinde ya da pazar günü siz evinizde maç seyrederken SMMM’nizden e-postanıza veya whatsup’ınıza gelen vergi tahakkuk fişi, siz farkında olmasanız da, bu saatlerde sizin için çalışan birilerinin olduğunu gösteriyordu.

Evet, meslek mensubu çalışıyordu ama emeğinin karşılığını alıp alamayacağı belli değildi. Ne yazık ki iş ahlakı konusunda 1980’lerden sonra yaşamaya başladığımız çürüme tarihsel olarak bugünlerde zirveye ulaştı. Buradan geri dönecek miyiz? Yoksa hala zirveye ya da çukura ulaşmadık mı, orası belli değil.

Dolayısıyla emeğinin, alın terinin karşılığını alamayan bir kesimden söz ediyoruz. Emeği ile geçinen bir kişi için en zor olan konulardan biri de emeğinin karşılığını talep eder duruma düşmesidir. Vergi, SGK vb. diğer mali yükümlülükleri yerine getirilmediği bir durumda çok sıkıntılı durumla karşılaşacak olan iş dünyası, meslek mensubunun ücretini ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğinde karşılaşacağı hukuki ve vicdanı yükümlülüğü dikkate alıyor mu acaba?

Meslek ve iş standartlarının getirilmemesi, gelecek için iş gücü planlamasının yapılmaması, haksız rekabetin bir olgu olarak kabul edilmesi vb. gibi nedenlerle “Kahraman bakkal süpermarketlere karşı” durumunda bırakılan meslek mensupları, fiyat rekabeti yoluyla kartellerle karşı savunmasız bırakıldı.

Ve bu durumu konunun tüm tarafları olarak elimiz, kolumuz, ağzımız bağlı, gözümüz ve kulağımız açık bir şekilde izliyoruz.

Tarihte, dünya üzerindeki bütün devletlerde olduğu gibi Türk Vergi Sisteminde de Devlet her zaman hep haklıydı. Son zamanlarda güzel bir değişimle mükellef hakları ihdas edildi. Ancak ya meslek mensubunun hakları? Onların hakları, emekleri, onurları ne olacak?

Hep kullanılır; “Meslek mensupları Devlet ile mükellef arasında köprü durumundadır” Bence 30. yılda bu anlayışın değişmesi gerektiği kanısındayım. Çünkü meslek mensubu bir köprü değil sistemi ayakta tutan bir kolondur, bir yapı taşıdır.

Özetle mesleğin yeri konusunda karar verilmesi gerekiyor. Ettiği yeminde YMM mesleğinin bir kamu hizmeti olduğunu ifade eden Yeminli Mali Müşavirler ile bir kısım raporları nedeniyle yarı kamusal faaliyet icra eden SMMM’lerin misyonu gözden geçirilmeli, dijitalleşme olgusuyla gelecekte iş yükünün iyice azalacağı da dikkate alınarak mesleği geleceğe taşıyacak bir vizyon ortaya konulmalıdır.

Yüksek Öğretim Kurulu kademeli olarak İİBF’lere ayrılan kontenjanları azaltmalı ve yeni İİBF’lerin açılmasına izin vermemelidir.

Dijitalleşme nedeniyle gelecekte meslek mensubuna duyulacak gereksinimin azalacağı düşünüldüğünde kademeli olarak meslek mensubu sayısına bir kota getirilmesi de düşünülmelidir.

Son söz
Bu yıl, 3568 sayılı meslek yasasının yayımlanmasının 30. yılındayız.

Geldiğimiz noktada 1989’da meslek için öngörülen hedeflerin yenilenmesine olan ihtiyaç kaçınılmaz bir şekilde karşımızda duruyor.

Ve görünen o ki artık meslekte çok yönlü bir reform yapılması kaçınılmaz hale gelmiş durumdadır.

Yorumlarınızı Bize Yazınız
Soru SorYazarlarımızın güncel sorulara cevap verebildiğini göz önünde bulundurarak, lütfen makalenin yayımı tarihten itibaren en geç bir ay içinde sorunuzu yöneltiniz.