Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
25 Şubat 2019
99OKUNMA

Vehbi Koç: Demokrasiyi Seven Önce Vergisini Ödemelidir

Amerika’ya gidişimde görmüştüm; Fortune dergisinde dünyanın 400 büyük firmasına ait sermayeler, yıllık cirolar ve kârlar açıklanıyordu. Tabii bunların büyük bir bölümü Amerikan firmasıydı.

Böyle bilgilerin kamuoyuna açıklanması hoşuma gitti. Ben de liberal sistemin en iyisi olduğuna inanırım; ancak liberal ekonominin sağlam demokratik bünyede asıl meyvelerini verebileceğiniz de gözden ırak tutmam. Amerikalılar, açıklık prensibine bağlılıklarıyla demokrasilerini kuvvetlendiriyorlardı. Herkes ne iş yapıyor, ne kazanıyor, ne vergi veriyor, bilinsin istiyorlardı. İş hayatında başarının ölçüsü çok çalışmak, çok kazanmak, çok vergi ödemekti. Yöneticiler de halk da şunu iyi biliyordu: Kamu hizmetlerinin tam olarak yapılabilmesi vergi gelirlerinin yüksekliğine bağlıdır; aksi halde, ülkenin ekonomik, siyasal, sosyal dengesi alt üst olur. Hepimiz kendi tecrübemizle biliyoruz ki, vergiler hizmetlerin yapılmasına yetmeyince emisyon yoluna gidiliyor, o da enflasyonu körüklüyor ve sonuç hepimizin zararına oluyor.

Amerika’ya yaptığım o ilk seyahatten döndükten sonra, her yerde vergilerin açıklanması usulünü methetmeye başladım. Bizim iş hayatımızda “Kol kırılır, yen içinde kalır” atasözüne itibar edildiği için, önceleri sözlerim pek rağbet görmedi. Ama ben devam ettim. Sonuç alabilmek için 1964 yılına kadar beklemek gerekti. Nihayet o yıl, İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Fazıl Zobu, teklifimi kendi yönetim kurulundan geçirdi ve ilk defa 1965 yılında 100 büyük firmaya ait bilgiler kamuoyuna açıklandı. 1978 yılında vergileri açıklanan firmaların sayısı 300’e, 1981’de ise 500’e çıktı.

Son 20 yılda, gittiğim her yerde şunları söyledim: “Bize bizden başka kimsenin faydası yoktur. Hükümetler vergi alamazlarsa ya yaptırımlar durur ya da para basılır, enflasyon körüklenmiş olur. İkisinin de cezasını hepimiz çekeriz.”

Şimdi büyük bir memnuniyetler görüyorum; kimin ne kadar iş yaptığını, ne kadar vergi ödediğini öğrenmek bizi halkın da hoşuna gitmeye başladı. Bunu, basının bu listelere önem vermesinden, bu konudaki haber ve yorumlardan anlıyorum. Artık diğer şehirlerin Sanayi ve Ticaret Odaları da neşretmeye başladılar. Memleket çapında bir “vergi ödeme şampiyonluğu” yarışı moda haline geldi.

Bir yıldan fazla oluyor. 1985 Ekim’inde Hürriyet gazetesinden Emin Çölaşan benimle uzun bir “Pazar Sohbeti” yapıyordu. Aklına gelen her şeyi de soruyordu. Konuşmamızın sonuna doğru, “Size açık açık bir şey soracağım” dedi. “Sor bakalım” cevabını verdim. “Bu düzeye hep dürüst yollardan mı geldiniz, yoksa arada sırada vergi kaçırdığınız filan oldu mu?” diye sordu. Emin Çölaşan, sevimliliğine sığınıp böyle insanın bam teline dokunan sorular sormaya bayılır. Yüksek Mahkeme önünde sorguya çekiliyor muşum gibi bir cevap verdim: “Şerefimle temin ederim ki, bugüne kadar hiçbir zaman vergi kaçırmadım. Memleketin huzur ve emniyet içinde ilerleyebilmesi için, daima işadamlarının vergilerini tam olarak ödemeleri gerektiğini savundum” dedim. Emin Çölaşan, “Yani hiç mi kaçırmadınız? Belki ilk zamanlarda biraz kaçırmış olabilirsiniz?” diye ısrar etti. “Küçük bir esnafken vergiler maktu ödenirdi, ben de onu verirdim. Anonim şirket olduktan sona yasalar ne emrettiyse onu ödedim. Vicdanımda beni rahatsız eden hiçbir şey yoktur” dedim. Bahsi kapattın.

Bu görüşmeden bir ay kadar sonra, Balıkesir Ticaret Odası’nın tertiplediği bir törendeydim. En yüksek vergiyi ödeyenlere plaket veriliyordu. Bir konuşma yapmam istendi. Sözlerime, “Demokrasiyle idare edilen memleketlerde rejimin devamı ve gelişmesi için, özel sektöre mühim vazifeler düşmektedir” diye başladım ve şöyle devem ettim:

“Memleketimizin kalkınması için bu sektörün çok çalışması, çok kazanması ve çok vergi vermesi lazımdır. Alınan bilgilere göre, maalesef 1.250.000 mükelleften ancak 250 bini kazançlarından tam vergi ödemekte, geriye kalan 1 milyon mükellef de aylık kazancını 25 bin lira olarak göstermektedir. İktidarlar tabii olarak bu durumu değiştirmek isterken önce vergisini ödemeyenlerin peşinden koşmalıdır. Yoksa vergileri artırmak, vergisini ödeyenleri cezalandırmaktan başka bir mana taşımaz ve haksızlık olur.”

Vergi kaçaklarının önlemesi ve vergi gelirlerinin artırılması konusuyla her zaman yakından ilgilendim. Devlet benim kazandığım her 100 liranın 72 lirasını vergi olarak benden alıp nasıl en büyük ortak oluyorsa, ben de “büyük ortak”ın selameti ve bekası için elimden gelen gayreti göstermeliyim diye düşündüm.

Bugün artık şu konular üzerinde dikkatle durmak lazımdır:

  • Yatırımlar hızla artırılmalıdır.
  • Sanayimi dış rekabete açılmalıdır.
  • Artan nüfusa iş sahaları yaratılmalıdır.
  • İhracat geliştirilmelidir.
  • Yanlış borçlanmadan kaçınılmalıdır.
  • Hizmetler yaygın hale getirilmelidir.
  • Enflasyon frenlenmelidir.

Ve bütün bunlarda başarı kazanmak, vergi gelirlerinin mümkün olduğu kadar kayba uğramadan toplanmasına bağlıdır.

Vergilerimizi namuslu olarak ödemek, vatandaşlık ve insanlık borcumuzdur.

Vehbi Koç Anlatıyor, Bir Derleme, Editör: Gürel Tüzün, Yapı Kredi Yayınları, Temmuz-2018, Sayfa 319-323