Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Ekonomi, Maliye

Aydın BALÇIK
11 Mart 2021Aydın BALÇIK
4401OKUNMA

Türkiye’nin En Önemli Sorunu Nedir? Bu Sorunun Kaynakları Nelerdir?

Türkiye’de nüfus, belirli merkezlerde diğer alanlarla kıyaslanamayacak ölçüde yoğunlaşmıştır. Bu durum ülkede dengesiz bir nüfus dağılımı oluşturur.

Dengesiz nüfus dağılımı, yurttaşların eğitime, finansal kaynaklara ve üretim faktörlerine verimli biçimde ulaşma süreleri arasında büyük farklılıklar yaratır. Bu farklılıklar yöreler arasında haksız rekabet doğurur. 

Bu haksız rekabet

  1. Yoksun kalanların kıskançlıklarını artırır
  2. Kaynaklara sahip olanların kibrini artırır

Sonuç olarak yurt, bir dayanışma alanı olmaktan çıkar, bir çekişme alanı haline gelir.

İstanbul’da tüm finansal, maddi ve insani kaynaklara ulaşmak, diğer bütün illerden daha kısa sürer. Bu süre kısalması İstanbul’da iş hareketliliğini yükseltirken, kaliteyi de düşürür. 

İstanbul’un olanaklarına sahip olmayan illerde ise, bıkkınlık ve kadere boyun eğme davranışı artar. Kalite yine düşer.

Yani ülkedeki haksız rekabet koşulları, dış rekabet gücümüzü önemli ölçüde azaltır.

Bu çözümlemeler şunu gösterir: 

Dengesiz nüfus dağılımı, Türkiye’nin en önemli sorunudur. 

Bu sorun ekonominin çerçevesini belirlediği gibi, fakirliği içinden çıkılmaz, yaygın ve sınıflararası türdeş bir statü haline getirmiştir. Türkiye’de geçim sıkıntısı içinde yaşayanlar da, varlıklılar da fakirdir. Yani dünya üretimine düşük katkıları vardır, tüketiminden de çok düşük pay alırlar.

Her neden bir sonuç yaratır. Her sonuç yeni bir varlığın nedenidir. 

Bir etki ya da etkiler bütününün oluşturduğu tepkiler bir araya gelir ve kökleşir, yani kök haline gelir. Derinlere indiğinizde çok daha fazla sebeple karşılaşabilirsiniz. Ancak en az yalan söyleyebilecek yani tarafsız davranacak yöntemi seçmeliyiz. Bence bu matematiktir. Ve matematik bana şunları söylüyor.

Geçmişten bugüne gelen dengesiz nüfus dağılımının üretim dinamiklerine dayanan iki nedeni vardır: 

(1) Rekabet gücü düşük ürünler ortaya çıkaran, kendini geliştiremeyen tembel ve kaderci üretim alışkanlıkları. (Nakit üretememek)
(2) Ulaşım ve dağıtımı güçleştiren, ticari yol olanaklarının ve taşıt kullanımının eksikliği (Vakit üretememek)

Bu nedenlerle ülkemizde mal ve hizmet olarak ortaya çıkan tek kaynak, kendisine talep gösterecek pazarlara yönelmiştir. Bu kaynak, insandır.

Doğdukları yörelerde geçimini sağlayacak üretim olanağı bulunmayan, yaratamayan ya da mevcut olanakları geliştiremeyen kitleler göç etmişlerdir.

Bu göçlerin sonunda, göçenler bakımından iki sonuç ortaya çıkmıştır. 

  1. Mevcut, kısıtlı üretim bilgisi kazanca ve kâra dönüşemeyen kişiler, vardıkları yerin, insan kaynağını harcama biçimlerine boyun eğmişlerdir. (Yük taşıyıcılık)
  2. Mevcut, kısıtlı üretim bilgileri göç etmiş kimi kişilerce kazanca ve kâra dönüştürülebilmiştir. Bu kişiler, gerçekleştirdikleri girişimlerle iki sektörün gelişmesine doğrudan etkide bulunmuşlardır. Yeme içme ve gayrimenkul. (Yük yığıcılık)

Göç alan şehirleri oluşturan ve bugünkü haline getiren olgular da bunlardır. 

Bu olgular, şehirlerimizi birer üretim alanı olmaktan çok tüketim üssü durumuna taşımışlardır. Barınma ve beslenme ihtiyacı, arsa spekülasyonu ve rantın çarpanları haline gelmiştir.

Bu durumu yukarıda belirttiğim önce (1) ve (2) no.lu nedenler sonra da A) ve B) nedenleriyle birlikte değerlendirdiğimizde şehirlerimizin, gözleme dayanan kurumsal planlarla geliştirilememesinin nedenleri de ortaya çıkar.

Şehirlerimiz gelişirken:

  1. Önceden içinde yaşayanların ya da sonradan o şehre yerleşip yaşamaya başlayanların, o şehrin doğasından kaynaklanan ihtiyaçlarını dikkate almaz. (Maddi gerçek)
  2. Göçen kitlelerin, göçtükleri alanlardaki ihtiyaçlarının yanıtlanmasına çabalarlar. (Manevi açlık)

Bugün, dengesiz nüfus dağılımını ortaya çıkaran üretimle ilgili iki kök sebebin - (1) ve (2) -  geçerliliğini koruduğu söylenemez. 

Bu iki sebebin ürettiği sorun, artık kendisinden başka sebebe ihtiyaç duymamaktadır. 

Dengesiz nüfus dağılımı, kendisini ve sonuçlarını üretmekte, yani tekrarlamaktadır.

Bu durumdan kurtulmak için yurttaşlığın, kentlilikten üstün bir konuma taşınması gerekir. 

Bunu yapabilmek için üç kavram temel alınmalıdır.

Dayanışma, birlikte ilerleme ve birikim.

Yönetimi elinde bulunduran Türk siyaseti, 1950’de köklü bir başlangıçla, 1980’den sonra vites artırarak, 2003’ten itibaren de adeta dörtnala ilerleyerek zenginleşme çabasını temel örnek haline getirmiştir. 

Bunun sonucunda, yerel kaynakların yerel yurttaşlarla işlenmesi yerine, tüm yurttaşlar ithale dayalı tüketimin ve dolayısıyla israfın ortak yürütücüsü olmuşlardır. 

Kentlerdeki yaşam, gelişime ön ayak olan ve bir işbirliği formu olarak görülmesi gereken yurttaşlar arası rekabeti, adaletsiz ve yıkıcı bir düzeye taşımıştır.

Bugün insanlar birlikte yaşayarak ilerlemeyi başaramıyorlar. Kent yaşamı çarpışma üretiyor. Kentliler birbirleriyle çarpışarak varlıklarını zayıflatıyorlar. 

Bu gerilimli yaşam, kişileri hasta etmektedir. Nörolojik ve psikolojik sıkışma ve tıkanmalar çok artmıştır. Yurttaşların tek tek hastalanmaları toplumun da tek bir varlık olarak hastalanmasına neden olmaktadır.

Bugün hastanelerin birer tapınak gibi yüceltilmesinin ve işlekleşmesinin sebebi, mevcut çatışmacı düzenden kaçma isteğidir. Kitleler, kendilerini çatışmaktan uzaklaştırmak için hastalıklara sarılmaktadırlar. 

Kentlerin, kent olmaktan çıkarak, ülkenin kanını, yani enerjisini zehirleyen urlar haline geldiği bu düzeni değiştirmek için, dayanışmaya, işbirliğine dayanan ve birikim yaratacak bir verimlilik yolu bulunmalıdır.

Bundan sonraki yazım bu yolları öneren denemelerdir.

Bu denemelere dayanarak, önerileri çoğaltmak, okuyucuların hem hakkı hem de görevidir diye düşünüyorum. 

Yorumlar

  • F
    FURKAN İMAN
    Aydın BALÇIK hocamızın ''Türkiye’nin En Önemli Sorunu Nedir? Bu Sorunun Kaynakları Nelerdir?'' adlı yazısını okudum .Ülkemizdeki nüfus dağılımının dengesiz olmasını yine vatandaşların kendi yarattığı bir sorun olarak paylaştığını gördüm.Sorunu yaratan sanki vatandaşlarmış gibi bir ima var.Şunu belirtmek istiyorum ki kapitalizm çağında yaşıyoruz alınan kararlar,yapılan karlar , hepsi toplumdan bağımsız kişilerin bireysel kararlarıdır.Sermaye,servet bu gibi insanların elinde toplandığı için onların aldığı kararlara bütün hane halkı uymak zorundadır.Nufüs yoğunluğunun dağılımı bununla ilgilidir.Öncelikli belirtilmesi gereken kapitalizmin yetersiz olduğu ve kararların bu sistemde toplumsal değil bireysel alındığıdır.Kapitalizmde gelir servet birilerinin tekelindedir,öncelikli yapılması gereken kapitalizm olgusunu bir kenara bırakarak gelir ve servet adaletini toplumun genelinde sağlamak üretimde vatandaşında söz sahibi olmasını kolaylaştırmaktır.Yazınızda toplumun israfın ortak yürütücüsü olmuşlardır şeklinde üzücü bir belirtme var.Bu tamamen gerçek dışıdır ,kaynaklarda toplumun sühiç bir söz hakkı yoktur.Asıl israf kaynakların belli ellerde toplanıp servetlerin yığılması ve atıl kalmasıdır buda geliri ve serveti kendii elinde toplayanların suçudur. Saygılarımla

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor