Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
Onur ÇELİK
16 Mayıs 2018Onur ÇELİK
165OKUNMA

Türk Sanayisinin Geleceği Parlak mı?

Son elli yılın en önemli olgusu olan küreselleşme, her geçen gün büyük bir hızla gelişen ve değişen bilgi ve iletişim teknolojileri sayesinde tüm insanlığı etkilemiştir. Küreselleşme; ekonomik, politik, sosyal ve kültürel alanda etkilerini ciddi manada hissettirmiş ve tüm dünyada birçok değişikliğe sebebiyet vermiştir. Özellikle bilgi ve iletişim teknolojilerinin varlığı mikro düzeyden makro düzeye doğru ilerleyecek olursak insanları, toplumları, ulusları ve devletleri bir zincirin halkaları gibi birbirine sıkı sıkıya bağlamıştır. Bu çerçevede söz konusu sujelerin dünyada meydana gelecek değişimlere kayıtsız kalarak sürecin dışında kalması mümkün değildir.

Bilgi, iletişim ve ulaşım teknolojilerinde meydana gelen bu olağanüstü gelişmeler doğal olarak ulusal ekonomileri de derinden etkilemiştir. Özellikle temel üretim kaynakları olan sermaye ile emeğin ve bunların çıktılarından bir olan malların mobilize hale gelmesi dünya çapında ciddi bir rekabet ortamı yaratmıştır. Piyasalar, ekonomi tarihinde hiç olmadığı kadar tam rekabet piyasa yapısına yakınsamıştır.

Bu bağlamda yepyeni bir teknolojik değişim ve bunun beraberinde getireceği yeni bir iş yapış modeliyle karşı karşıyayız. Değişimin adı bu kez “Endüstri 4.0”. Kısaca 4.Sanayi Devrimi olarak tanımlanıyor. Detaylandıracak olur isek Endüstri 4.0, tüm yönetim süreçleri için otomasyon teknolojileri, iletişim ve kablosuz bilgi entegrasyonuyla bütünleştirilmiş otomatize ve birbiri ile konuşabilen dijital bir üretim altyapısını ifade etmektedir.

Peki madem konumuz yeni bir sanayi devrimi, Türk Sanayisi ne durumda yakından inceleyelim.

Türk Sanayisinin Durumu

Aşağıda yer alan tablo, bize Türk Sanayisi’nin 1980 yılından bu yana önemli düzeyde gelişmeler kaydetse de, Dünya’nın en çok sanayileşmiş 15 ülkesi arasında tutunamadığını gösteriyor. Yine, Türkiye ihracat kompozisyonunun % 80’i sanayi ürünlerinden oluşsa da, Türkiye’nin her 100 Dolarlık ihracatının 65 Dolarlık kısmının ithal girdiye dayanan bir sanayi altyapısı olduğu da biliniyor.

Ülkemizin en büyük 500 sanayi şirketinin yer aldığı İSO 500 listesindeki şirketlerin teknolojik altyapılarının dağılımı ise aşağıda yer aldığı gibidir.

Görüldüğü üzere Türk Sanayisini oluşturan en büyük şirketlerden sadece 9 tanesininyüksek teknoloji altyapısına sahip olduğu görülüyor. Bu bilgiye ek olarak Türkiye’nin ihraç ettiği sanayi ürünlerinin sadece %5’i ileri teknoloji ürünlerinden, %35’i ise orta teknoloji ürünlerinden oluştuğunu belirtmekte fayda var.

Türk Sanayicilerinin 2018 yılı Beklentileri

Türk imalat sektöründeki firmaların, gelecek 12 ay için ekonomik faaliyetlerine yönelik beklentilerini ortaya koymak amacıyla 400’ün üzerinde firmadan üçer aylık dönemler bazında görüş alınarak İstanbul Sanayi Odasınca hazırlanan Türkiye Sanayisinde Görünüm ve Beklentiler Nisan 2018 raporuna göre, aşağıda yer alan bazı ekonomik faktörlerin sanayicilerimizin performanslarını nasıl etkileyeceğine yönelik beklentiler yer alıyor.

Sanayicilerimizin, üretim faktörlerini etkileyen döviz kuru, finansman maliyeti, hammadde fiyatları, işgücü gibi temel parametrelere ilişkin genel beklentisinin olumsuz yönde olduğu görülüyor. Dünya’da küresel ticaret savaşlarının yaşandığı bir konjönktürde, bu beklentiler Türk sanayisi adına özellikle rekabet gücü açısından maalesef olumlu bir tabloya işaret etmiyor.

Sonuç

İhracata dayalı, teknoloji geliştiren, katma değeri yüksek ürün üretebilen, değer zinciri oluşturabilen bir sanayi ve üretim altyapısına sahip olmak vatandaşlar olarak hepimizin ortak dileği. Fakat dilek ve temennilerin hayata geçmesi için zamanımızı ve enerjimizi doğru işlere kanalize etmemiz gerekiyor. Biz bu noktada ne yapıyoruz diye geriye dönüp baktığımızda ve hatta şu an içinden geçmekte olduğumuz çalkantılı ekonomik konjonktürde dahi İnşaat sektörüne yatırımı ve tüketimi teşvik etmeye çalıştığımızı görüyoruz.

İnşaat sektörüne yapılan yatırımların tekrar gelir getirici üretim faktörlerine dönüşmeyeceğini, bu büyüme modelinin sağlıklı olmadığını sanırım söylemeyen ekonomist ya da uzman kalmadı. Ben bilineni tekrar etmeyeceğim ama siz değerli okuyuculara bir soru soracağım. Ekonomi yönetimi sizin elinizde olsa siz ne yapardınız? Cevabı duyar gibiyim, “sanayinin çarklarını döndürmeye çalışır, bu alana daha çok yatırım yapacak aksiyonlar almaya gayret ederdim.”

Peki bu hemen mümkün mü? Benim cevabım ise hayır! Nedeni ise çok basit. Ülkemizin en büyük 500 sanayi şirketinin yer aldığı listeye bakarsanız ne demek istediğimi hemen anlayacaksınız. Zira İSO 500 listesi ağırlıklı olarak demir-çelik üreticileri, çimento üreticileri ve işlenmiş gıda üreten firmalar ile bazı kamu iktisadi kuruluşlarından oluşmakta. Listede benim tespit edebildiğim inşaat sektörüne dayanan 42 tane demir - çelik, 23 tane de çimento üreticisi şirket var! Bu tablo bize esasında inşaat sektörünün Türk sanayisinin varlığı için itici güç olduğu gerçeğini gösteriyor.

Özetle, sanayiye daha çok yatırım yapalım, paraları betona gömmeyelim demek şu aşamada tüm ekonomik sistemin tıkanması anlamına geliyor. Çözüm adına yapılması gereken ise teknolojiye dayanan ve katma değeri yüksek ürün üretebilen yeni bir sanayi alt yapısı kurgulamak. Bunun içinde yepyeni bir eğitim modeline geçmek şart. Zira bilinen ve eski şeyler ile yeni şeyler söylemek ya da üretmek artık mümkün değil.