Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
Timur ÇAKMAK
16 Kasım 2014Timur ÇAKMAK
311OKUNMA

Teknik İflas ve Sonuçları

Öncelikle “teknik iflas” nitelik itibariyle bir şirketin gerçekten iflas etmesi anlamına gelmez Ancak gerekli tedbirler zamanında alınmadığında istenmeyen i bir şekilde şirketin sona ermesine neden olabilir. Bu nedenle “teknik iflas” konusu üzerinde biraz daha dikkatle durulması gerektiği düşünülmektedir.

Genel olarak yeni TTK’nın 376 ncı maddesi teknik iflas durumunu düzenlemektedir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasında son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının ½ sinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulunun genel kurulu hemen toplantıya çağıracağı ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunacağını, yine aynı maddenin ikinci fıkrası ise son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının 2/3 ünün zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, genel kurulun derhal toplantıya çağrılacağını ve sermayenin 1/3 ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona ereceğini hükmetmektedir. İşte teknik iflas yani borca batıklık durumu burada devreye girmektedir. Eğer böyle bir durum söz konusu ise TTK 376 ncı maddesinin üçüncü ve son fıkrasında şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulunun şirketin varlıkları ile ilgili olarak hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartacağı, bu bilançodan varlıkların, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildireceği ve şirketin iflasını isteyeceğini belirtmektedir. Yine aynı fıkrada iflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olması halinde şirket borca batıklık durumundan kurtulabilecektir. Aksi hâlde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru, iflas bildirimi olarak kabul olunmaktadır.

Yukarıda da belirtildiği üzere, şirketin son yıllık bilançosuna göre sermaye ve kanuni yedek akçeler tutarının 2/3 ünün zarar nedeniyle karşılıksız kalması halinde yönetim kurulunun çağrısı üzerine genel kurul, sermayenin tamamlanması veya 1/3 ü ile yetinme kararlarını almaz ise şirket sona erer. Burada usulü Ticaret Sicili Yönetmeliği’nde de belirtildiği üzere,

1-Sermayenin Tamamlanması,

2- Sermayenin Azaltılması ve 1/3 ile şirketin devamına karar verilmesi veya

3- Sermayenin azaltılarak zararın şirket dışına atıldıktan sonra eş zamanlı arttırılması yöntemleri kullanılabilmektedir.

Ancak dikkat edilmesi gereken hususlardan biri ise bize göre 1/3 ile yetinme kararı verilebilmesi için sermayenin zarar sebebiyle 1/3 ün altına düşmesi halinde en azından kayıtlı sermayenin 1/3 ünün fiilen şirkete konulacak sermaye ile tamamlanması gerekmektedir. Aksi halde şirket zaten teknik iflas eşiğinde olduğundan alacaklılardan birinin alacağını istemesi ve şirketin de bu alacağı ödeyememesi halinde şirketin iflas istenebilecek ve arzu edilmeyen bir şekilde şirketin sona ermesine neden olunabilecektir.

1/3 Tamamlanmadan Sermaye Azaltımı Yapılabilir mi?

Peki sermayenin 1/3’ü fiilen zarar sebebiyle kaybedilmesine rağmen diğer bir anlatımla sermayenin 1/3 ünün şirkette fiilen bulunmamasına rağmen sermaye azaltımına gidilebilir mi? Aslında teknik olarak bu konuda bir engel bulunmamakla birlikte TTK 376/2 inci maddesi lafzına bakıldığında 1/3 ile yetinmek için 1/3’e eşit sermayenin fiilen şirkette bulunması gerektiğini düşünmekteyiz. Yine TTK’nun 473/2 inci maddesi uyarınca, sermayenin azaltılmasına rağmen şirket alacaklılarının haklarını tamamen karşılayacak miktarda aktifin şirkette varlığı belirlenmiş olmadıkça sermayenin azaltılmasına karar verilemez. Dolayısı ile her iki madde birlikte yorumlandığında şirket alacaklılarının haklarını tamamen karşılayacak bir aktifin varlığının tespiti halinde şirketin sermaye azaltımına gidilebileceği ancak bu azatlıma gitmek için şirketin en azından sermayesinin 1/3 ünün fiilen şirkette olması gerektiği düşünülmektedir. Aksi halde şirket zaten iflas pozisyonunda olacağından öncelikle bu durumun giderilmesinin daha uygun olacaktır. Ancak uygulamada sermaye ve yedek akçeler toplamının 1/3 ünden daha az öz kaynak olması halinde de sermaye azaltımına gidildiği görülmektedir. Bu nedenle konunun Ticaret Bakanlığı’nca bir tebliğ ile netleştirilmesinin uygun olacağını düşünmekteyiz.

Teknik İflas Halinde Yönetim Kurulunun İflas İstemiyle Mahkemeye Başvurmasının İstisnaları

Şirketteki sermayenin 2/3 ü kaybolduğunun anlaşılması veya borca batık durumda olduğu şüphesinin bulunması durumunda Yeni TTK 376 ncı maddesinin üçüncü fıkrası ile sunulan imkânlar nedeniyle iflas talebi için mahkemeye başvurmaya gerek olmayabilir.

Söz konusu 3. fıkra, şirketin borca batık olması durumunda uygulanacak kuralları düzenlemektedir. Borca batık olma kavramı ise şirket aktiflerinin yıllık bilançoda olduğu gibi defter veya iktisap değeriyle değil de gerçek veya olası satış değeriyle değerlemeye tabi tutulsalar bile alacaklıların alacaklarını alamamaları yani şirketin borç ve taahhütlerini karşılayamaması anlamına gelmektedir. Borca batık olma emarelerinin olması durumunda ise yönetim kurulunun hem işletmenin devamı esasına göre hem de aktiflerin olası satış değerleri üzerinden bir ara bilanço düzenletmesi önerilmektedir. Bu durumda iki bilanço hazırlanması oldukça önem arz etmekte olup özellikle aktiflerin olası satış değerlerine göre çıkarılan bilanço, eğer şirketin alacaklıların alacaklarını karşılayacak bir durum arz etmesi halinde yönetim kurulunun mahkemeye şirketin iflası için başvurmasına gerek olmadığı sonucunu ortaya koyar. Maddenin gerekçesinde de ifade edildiği üzere aktif ve pasiflerin işletmenin sürekliliğine göre değerlendirilmesi, faaliyetine devam edecek bir işletme esas alınarak değerlendirme yapılması anlamına gelmekte ve böyle bir değerlendirme işletmenin borca batık olma durumuna rağmen bazı olgular, beklentiler, etkisini yitiren sebepler dolayısıyla şirketin yaşama ümidinin var olup olmadığını ortaya koyacaktır. Dolayısıyla işletmenin sürekliliği esası uyarınca işletme varlıklarının değerlendirilmesi sonucunda çıkarılacak ikinci bir ara bilançoya göre eğer borca batıklık durumunu ortadan kaldıracak emareler var ise yönetim kurulu şirketin iflasını istemek için mahkemeye başvurmayabilecektir.

Yönetim kurulunun mahkemeye iflas istemi için başvurmasının ikinci istisnası ise, alacaklılardan bazılarının kendi alacaklarını diğer alacaklıların alacaklarının sırasından sonraya gitmesini yazıyla kabul etmesi halinde gerçekleşmektedir. Alacaklılar böyle bir taahhütte bulunduklarında iflas halinde önceki alacaklar ödenmeden sona giden alacak garameye (taksime) katılmamaktadır. Eğer bu taahhütlerin tutarı ara bilanço ile ortaya çıkan sermaye açığına (zarar sebebiyle kaybolmuş tutara) eşitse iflas bildirimi zorunluluğu ortadan kalkmaktadır.

Bu nedenle 376 ncı maddenin son fıkrası, şirketin iflastan kurtulması için büyük önem taşımaktadır.

Teknik İflas Şartlarının Varlığı Durumunda Yönetim Kurulunun Sorumlulukları Nedir?

Yeni TTK’nun 375 inci maddesi anonim şirketlerde yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görevlerini düzenlemektedir. Aynı maddenin 1/g bendi ise borca batıklık durumunun varlığında mahkemeye bildirimde bulunulmasının da yönetim kurulunun vazgeçilemez ve devredilemez görevleri arasında olduğunu belirtmektedir. Benzer bir düzenleme TTK’nun 625 inci maddesinde limited şirketlerde müdürler için de düzenlenmektedir. Yine İcra İflas Kanununun (İİK) 345/a maddesi idare ve temsil ile görevlendirilmiş kimseler veya tasfiye memurlarının, 179 uncu maddeye göre şirketin mevcudunun borçlarını karşılamadığını bildirerek şirketin iflasını istemezlerse, alacaklılardan birinin şikâyeti üzerine, on günden üç aya kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hükmünü içermektedir. İİK’nun 179 uncu maddesi ise sermaye şirketleri ile kooperatiflerin borçlarının aktifinden fazla olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verileceğini, ancak idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflâsın ertelenmesini isteyebileceğini, Mahkeme projeyi ciddî ve inandırıcı bulursa, iflâsın ertelenmesine karar vereceğini….hükmetmektedir. Dolayısıyla İİK’nun 179 uncu maddesindeki bildirim zorunluluğunun yerine getirilmemesi istenmeyen cezai sonuçlara yol açmaktadır. Yine söz konusu bu cezai sorumluluklar için zamanaşımı süresi Türk Ceza Kanununun 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık olup, zamanaşımı olmadığı sürece bu tür bir suçlama ile yönetim kurulu üyelerinin karşılaşma ihtimalinin olduğunu belirtmek isterim. Dolayısıyla, teknik iflas durumuna yönetim kurulunun özel hassasiyet göstermesi ve sorunun bir an evvel çözümü için uğraşı içinde olması gerektiği düşünülmektedir. Ancak mevcutta teknik iflas şartları gerçekleşmiş şirketlerin durumlarını değerlendirmeleri ve makul bir sürede şirket varlıklarının ve sermayesinin iyileştirilmesi planlamalarını yapması ve gerekli tedbirleri alması tavsiye olunmaktadır.

Yorumlarınızı Bize Yazınız
Soru Sor