Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Vergi

Mustafa Sefa KARA
06 Aralık 2020Mustafa Sefa KARA
7336OKUNMA

Şüpheli Alacakların Değerlemesine İlişkin Hatırlatmalar

2020 yılı, Koronavirüs salgını nedeniyle evrensel olarak tüm insanlık üzerinde önemli izler bıraktı. Olmaz dediklerimiz oldu ve neredeyse tüm dünya vatandaşları olarak her birimiz sokakta cerrahi maskelerle dolaşır olduk. Bu süreçte günlerce evden çıkmadığımız zamanlar oldu. Yakınlarımızla olan ilişkilerimizin şekli, alışkanlıklarımız, bağlılıklarımız ve bağımlılıklarımız bambaşka yerlere evirildi. Ancak zor da olsa yılın sonlarına doğru yaklaştık. Meslek mensupları ve işletme sahipleri için ise yılsonları, muhasebesel anlamda yapılması gereken bir dizi işlem anlamına gelmektedir. Değerleme işlemleri ise başı çekmektedir. Bizde buradan hareketle şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılmasına ilişkin hususları siz değerli okuyuculara hatırlatmak ve özellikli birkaç noktayı bilgilerinize sunmak arzusundayız.

Hatırlayacağınız üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun "Şüpheli Alacaklar" başlığını taşıyan 323. maddesinde; Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

1- Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;

2- Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar, şüpheli alacak olarak sayılmıştır.

Bu kapsamda olan alacaklarınız için, pasif nitelikli hesaplar aracılığıyla karşılık ayırabilir ve dönem kazancınızın tespitinde bu tutarları gider olarak dikkate alabilirsiniz.

Mahkemeye dava veya icra merciine takip dilekçenizi vermiş olmanız, alacağın dava veya icra safhasına intikal ettiğini göstermektedir. Ancak, yapacağınız şekli bir başvuru alacağın şüpheli sayılması için yeterli değildir. Bir alacağın dava veya icra safhasında olduğunun kabulü için mahkemeye dava veya icra merciine takip için dilekçe verilmiş olması ve gerek mahkemeye gerek icra merciine yapılan başvuruların ciddiyetle takip edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, şüpheli alacaklar için dava veya icra takibine başladığınız yılda karşılık ayrılması gerekmekte olup, şüpheli hale geldiği hesap döneminde karşılık ayırmadığınız alacaklarınız için daha sonraki dönemlerde karşılık ayırmanız mümkün olmayacaktır.

Diğer taraftan, şüpheli alacak karşılığı ayrılmasında temel unsur, ortada bir alacağın (teminatsız) söz konusu olması, alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olması, bu kapsamda da işletme kayıtlarına hasılat olarak girmiş veya ticareti yapılan/yapılacak mal veya hizmetin doğrudan maliyetiyle ilgisinin olması ve bu mahiyetteki alacağın tahsilinin şüpheli hale gelmiş bulunmasıdır.

Peki, almış olduğunuz çekin sahte çıkması nedeniyle Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuş olmanız, şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılmasında aranan dava şartını yerine getirdiğiniz anlamına gelir mi?

VUK’un 323. maddesinde geçen "dava veya icra safhası" ibaresi bizatihi "alacağın tahsili ve takibine" yönelik yasal sürece ilişkindir. Ancak, cumhuriyet savcılığına yapılan suç duyurusu ile başlayan süreç "alacağın tahsili ve takibine" değil "borçlunun/suçlunun takibine" yönelik bir süreç mahiyetindedir. Dolayısıyla sadece Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulması veya ceza mahkemelerinde dava açılması ile şüpheli alacak karşılığı ayırmanız mümkün bulunmamakta olup, söz konusu alacaklarınız için çekleri düzenleyen firma nezdinde dava veya icra takibi yapmanız gerekmektedir.

Son yıllar da çokça karşılaşılan durumlardan biriside konkordato ilan eden şirketlerden olan alacakların vergisel anlamda nasıl değerleneceğine yöneliktir. Bu alacaklar, “şüpheli ticari alacak” mı yoksa “değersiz alacak” olarak mı nitelendirilecektir?   

Konkordato, bir borçlunun, alacaklılarının belli bir çoğunluğu ile yaptığı ve ticaret mahkemesinin tasdiki ile hüküm ifade eden bir cebri anlaşma olup, bununla alacaklılar, borçluya karşı olan alacaklarının bir kısmından feragat ederler ve/veya borçluya borcunu ödeme konusunda belli bir süre verirler. Konkordato; temelde iflasın engellenmesini ve borçlunun borçlarının yeniden yapılandırılmasını amaç edinmiş bir kurumdur.

2004 sayılı Kanunun 306. maddesi uyarınca, konkordatonun tasdiki kararında alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçlunun borçlarını hangi takvim çerçevesinde ödeyeceğinin belirtilmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda, alacakların borçlu lehine vazgeçilen kısmı, değersiz alacak niteliğini kazanacak ve değersiz alacak ile bu alacağa isabet eden karşılık, konkordatonun tasdiki kararının ilan edildiği (bağlayıcı hale geldiği) hesap dönemi itibariyle 213 sayılı Kanunun 322. maddesi hükmüne uygun olarak yok edilecektir.

Konkordato projesinin tasdik edilmesiyle beraber alacağın vazgeçilmeyen kısmının vadesi ise proje çerçevesinde uzatılmış olacaktır. Buna göre mahkemece tasdik edilen konkordato projesiyle alacaklı ile borçlu arasında yeni bir borç ilişkisi kurularak eski borç vade/miktar itibariyle yenilendiğinden bu alacaklar, şüpheli alacak olma vasfını kaybedecektir. Dolayısıyla söz konusu alacaklar için ayrılmış olan karşılıkların, konkordatonun tasdiki kararının ilan edildiği (bağlayıcı hale geldiği) hesap dönemi itibariyle düzeltilmesi gerekmektedir.

Bir diğer önemli husus ise yurt dışından olan alacaklara ilişkindir. Şüpheli ticari alacaklar açısından alacağın yurt içinden veya yurt dışından olmasının bir önemi yoktur. Yurt dışından olan alacaklar için de VUK’un 323. madde hükümleri geçerlidir. Ancak yurt dışından olan alacakların şüpheli hale geldiğinin ispatlanabilmesi için, esas itibariyle, ticari işin muhatabı firmanın mukim olduğu ülkenin mahkemelerinde dava açılması veya icra takibinde bulunulması gerekmektedir.

Son olarak ise bir alacağa karşılık ihtiyaten haczedilen malların teminat yerine geçip geçmediğini değerlendirmenin faydalı olacağı kanaatindeyiz.

2004 sayılı İcra İflas Kanununun 257. maddesinde, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısının, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebileceği hükme bağlanmıştır.

Şüpheli alacak uygulamasında teminat sayılan haller arasında bulunan (alacaklının alacağının tahsili için icra daireleri aracılığıyla uygulanan) hacizler, alacağın tahsilinin kuvvetle muhtemel olduğunu ve alacağın teminatsız kalmadığının göstergesi olarak değerlendirilmekte olup, borçluların mal, hak veya alacaklarına haciz konulması suretiyle söz konusu alacağın haciz konulan kısmının teminatlı hale geldiği kabul edilmektedir.

Bu minvalde, alacaklıların alacaklarının tahsili için borçluların mallarına icra daireleri aracılığıyla uygulattığı hacizler Vergi Usul Kanununun 323. maddesi kapsamında teminat kapsamında kabul edileceğinden, alacakların hacze konu edilmiş kısmı için şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmamaktadır. Ancak, değerleme günü itibariyle söz konusu alacağın (ihtiyati/kesin haciz konulmak suretiyle elde edilen) teminatı aşan kısım itibariyle anılan maddedeki şartların oluşması halinde şüpheli alacak olarak değerlendirmeye tabi tutulabilmesi mümkün olacaktır.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor