Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
24 Aralık 2014
26OKUNMA

Sümbül Dağı'nın Karları

Cahit KAYRA
 
Tarihçi Kitabevi , Sosyal Tarih
Basım Tarihi: Mayıs 2014, Birinci Baskı , Sayfa Sayısı:  160

“Her Türk erkeğinin anılarında “askerlik anıları” varsa da her maliye müfettişinin anılarında da “turne” anıları vardır.
Cahit Kayra’nın ikinci “turne”si Hakkâri, Ahlat, Tatvan ve Diyarbakır olmuş.

***
Aradan kaç yıl geçmiş?
Kayra bunca yıl sonra oralara gidip görmüş mü?
Hayır!

Fotoğraflar, filmler, televizyonlar, anlatılanlar...
Ama arada o kadar fark var ki!
Kayra’ya verilen gizli bir görev de var.
O dönemde maliye müfettişleri Başbakan adına görev yaparlardı, neredeyse her memur onlardan çekinirdi.

***

Kayra’nın bu gizli göreve altın idi.
Türkiye’ye altın giriyor.
Nasıl oluyor bu iş?
***

O günlerde Suriye ve Irak’ta altın Türkiye’dekinden daha ucuz. Adam ucuza alıyor, Türkiye’ye getirip satıyor. Adam ucuz altını almış gelmiş, diyelim 6 liradan Türkiye’ye getiriyor, götürüp 8 liraya satıyor, niçin kaçırsın. Üstelik sahte reşat altını da basıp piyasaya sürmüşler, Türkiye’den niye almasın?
Ucuz bulunca alıyor!
Sen de Türk parasının değerini düşürürken bunu düşünseydin ya!
Peki, o günler ile bu günler arasında ne fark var?
“Aradaki farkın ne kadar büyük olduğu hem istatistiki rakamlardan hem de görsel olarak bugünkü durumu gösteren fotoğraflardan anlaşılıyor. Elli hanelik, çamurdan yapılı Tatvan’ın yerinde bugün elli bin nüfuslu bir mamure varsa...”
Kayra soruyor:

Bu nasıl oldu?
“Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in eseridir.
Mustafa Kemal ile birlikte bugünlerin temellerini kuran idealist insanların, yakın arkadaşı İsmet İnönü’nün, Necati Bey’in, Mahmud Esad’ın, Dr. Galip’in, Mustafa Şeref’in, Saracoğlu Şükrü’nün, Hasan Ali Yücel’in ve bütün ‘İnkılapçı Kadro’nun eseridir.
Dünya yanıp yıkılırken, savaşsız geçirilen yıllar içinde uygar ve çağdaş olmaya çalışan laik bir toplumun yarattığı bir mucizedir.”

***

Kayra “Bu bir mucizedir” diyor.
“Atatürk ideallerinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kazandırdıklarının ne mutluluk olduğunu anlamak zorundayız.
Ve... bu benzersiz kazancı, toplumumuzun bütünü ile, hepimiz, soy farklılıklarının yarattığı akıl ve mantık dışı çatışmaları bir tarafa atarak, kaybetmemek gerektiğini, tam anlamı ile idrak etmemiz gerek. Bu ülkede yaşayan bütün insanların gelecekleri bu anlayışa, bu bilincin üzerine kuruludur. Anlamak gerek.
Ben böyle düşünüyorum.”
Biz de... “

(Hasan Pulur, Milliyet, Olaylar ve İnsanlar, 22.6.2014, Sümbül Dağı’nın Karları yazısından) 

“1972 yılında Maliye Müfettiş Muavinliğine atandığımda eski Maliye Müfettişlerinden Cahit Kayra Maliye Tetkik Kurulu Başkanı idi.

Mülkiye’den mezun olduğumuzda kızlı erkekli bir grup arkadaş sınavlarına girmeyi planladığımız çeşitli devlet kurumlarından sınavlarla ilgili broşür toplamaya, bilgi derlemeye başladık. Nasıl bir gelecek bizi bekliyor, sınavlarda ne gibi konular var, yurtdışı eğitim imkanı tanınıyor mu, ücret nasıl gibi sorularımıza yanıt arıyorduk. O tarihte bilgisayar ve internet olmadığı için bu bilgileri beş dakikada derlemek yerine kurumlara gitmek zorundaydık. Sıra Maliye Teftiş Kurulu’na gelince kızları almadıklarını öğrendik. Aramızda bulunan kız arkadaşlar bu işe çok tepki gösterdi. Bize kurul hakkında bilgi veren kalem memuruna Anayasa’ya aykırılıktan, kadın erkek eşitsizliğine kadar verip veriştirdiler. Bu gürültüyü duyarak dışarı çıkan Teftiş Kurulu Başkanı (sonradan Adnan Erdaş olduğunu öğrendim) ne olduğunu öğrendikten sonra bizi odasına davet etti. Ve bize kızları niçin almadıklarını anlattı. Bazı teftiş yerlerine katır sırtında gidilmesinin gerektiği, bazı yerlerde otel olmadığı için hükümet binasında yatak kurup yatmak zorunda kalınacağı gibi örnekler verdi. Hiçbirimiz bu anlatılanlarla ikna olmamıştık. 20. yüzyılın son çeyreğinde katır sırtında gidilen, oteli ya da han odası bulunmayan yer mi olur diye birbirimize sorular sormuştuk.

Cahit Kayra’nın Tarihçi Kitabevi yayınları arasından çıkan Sümbül Dağı’nın Karları kitabını okuyunca yıllardır çözemediğim bu soruların yanıtını buldum. Kayra, bu kitabında 1946 yılında yaptığı Hakkari turnesini anlatıyor. Anlattıklarını okudukça insanın inanası gelmiyor. Katır sırtında yolculuklar mı istersiniz, attan düşen insanlar mı istersiniz, eşkıyanın yol kesmesi mi istersiniz, kendi yatağını ta İstanbul’dan turne yerine taşımak mı istersiniz, ne isterseniz var. Jules Verne öyküleri gibi fantastik maceralar anlatıyor Kayra kitabında. Adeta teftiş turnesine değil Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’ndeki orta dünyaya gider gibi gidiliyormuş o zamanlar turneye.

Bizimle görüşen Maliye Teftiş Kurulu Başkanı Adnan Erdaş da bu deneyimleri yaşamış bir kişiydi. Dolayısıyla o zaman anlamakta güçlük çektiğim örneklerinin o dönemler için doğru olduğunu Kayra’nın kitabını okuyunca anladım.

Kayra’nın kitabını okuyunca bir başka şeyi daha anladım. Türkiye, ulaşıma çoğunlukla kapalı, bir üretim faaliyeti olmayan, sürekli devletin eline bakan bir yapıdan bugünkü yapısına gelmiş. Günümüzde bazen hafife aldığımız hatta küçük gördüğümüz bu gelişme, müthiş bir çabayı gösteriyor. Kayra’nın anlattığı 1946 Türkiye’sinden 70 yıl sonra bugünün Türkiye’sine gelmek gerçekten büyük iş. 7 - 8 araç değiştirerek ve sonunda katır sırtında gidilen yerlere artık uçakla birkaç saat içinde ulaşmak mümkün oluyor.

Bugün artık ne Maliye Teftiş Kurulu var ne de Maliye Müfettişleri. Türkiye, birçok alanda büyük atılımları başardı belki ama 1879 yılında kurulmuş olan bu kurumu yaşatmayı ve o kurumun hafıza birikimini korumayı başaramadı.

(Mahfi EĞİLMEZ, Kendime Yazılar)