Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
Soner ALTAŞ
21 Ocak 2016Soner ALTAŞ
774OKUNMA

Şirketin İflasını İstememenin Yaptırımı Var mıdır?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 124. maddesinde, anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketin sermaye şirketi sayıldığı açık bir şekilde belirtilmiştir. Kanun, sermayenin korunması ilkesinin bir gereği olarak da, bu şirketlerden mali durumu bozulanlar için bazı yükümlülükler getirmiştir. Bu yükümlülüklerin bir kısmı şirketin borca batık olmasına ilişkindir. Borca batık olma kavramı, şirket aktiflerinin yıllık bilânçoda olduğu gibi defter değerleriyle değil gerçek değerleriyle değerlemeye tâbi tutulsalar dahi, alacaklıların, alacaklarını alamamaları, yani şirketin borç ve taahhütlerini karşılayamaması demektir.

TTK’ya göre; sermaye şirketinin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim organı, (anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde müdür veya müdürler kurulu, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde ise yönetici veya yöneticiler) aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde ise, yönetim organının, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirmesi ve şirketin iflasını istemesi gerekir.     

Benzer şekilde, İcra ve İflas Kanunu’nun 179. maddesinde de “Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin borçlarının aktifinden fazla olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir.” denilerek, borca batıklığın, sermaye şirketleri için iflas sebebi olduğu vurgulanmıştır.

İcra ve İflas Kanunu’nun 345/a maddesinde ise “İdare ve temsil ile görevlendirilmiş kimseler veya tasfiye memurları, 179. maddeye göre şirketin mevcudunun borçlarını karşılamadığını bildirerek şirketin iflasını istemezlerse, alacaklılardan birinin şikâyeti üzerine, on günden üç aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmüne yer verilmiştir.

Dolayısıyla, şirketin aktifinin pasifini karşılayamayacak derecede olması ve yönetim organının buna rağmen iflas talebinde bulunmaması, suç teşkil edecektir. Yargıtay’ın bu konudaki yerleşik görüşü, iflas koşulları doğduğu halde bunu istemeyenlerin suç işledikleri ve cezalandırılmaları gerektiği yönündedir. Bu nedenle, mali durumu bozuk olan sermaye şirketlerinde konunun yönetim organı tarafından yakinen takip edilmesi, şirketin borca batık durumda olduğunun tespit edilmesi halinde ise durumun vakit geçirmeksizin yetkili mahkemeye bildirilmesi ve şirketin iflasına, şartları varsa da iflasın ertelenmesine karar verilmesini talep etmeleri gerekir.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor