Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Mükellef Hakları

Dr. Numan Emre ERGİN
04 Mayıs 2020Dr. Numan Emre ERGİN
7326OKUNMA

Maliye İnternete Erişimi Engelleyebilecek

Dijital Hizmet Vergisi (DHV)’ni ihdas eden 7194 sayılı Kanun ile Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen bir yetki, hem Anayasa’ya aykırılık iddialarını gündeme getirmektedir, hem de bu yetkinin kullanılması halinde ciddi tartışmalar doğacaktır.

Öncelikle, Bakanlığa nasıl bir yetki verildiğini açıklayalım.

Söz konusu yetki uyarınca, Vergi Usul Kanunu (VUK) kapsamına giren vergilere (gümrük vergileri dışında, genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar ile il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar) ilişkin beyanname verme ve ödeme yükümlülüklerini süresinde yerine getirmeyen 7194 sayılı Kanun kapsamındaki dijital hizmet sağlayıcılarına veya Türkiye’deki yetkili temsilcisine, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için dijital hizmet vergisini tarha yetkili vergi dairesi tarafından internet sayfalarındaki iletişim araçları, alan adı, IP adresi ve benzeri kaynaklarla elde edilen bilgiler kullanılarak VUK’ta sayılan tebligat yöntemleri, elektronik posta veya diğer tüm iletişim araçları ile ihtarda bulunulabilir ve bu durum Gelir İdaresi Başkanlığının (GİB) internet sitesinde ilan edilir. İlandan itibaren otuz gün içinde bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde, dijital hizmet sağlayıcılarının sunmuş oldukları hizmetlere erişimin, bu yükümlülükler yerine getirilinceye kadar engellenmesine Hazine ve Maliye Bakanlığınca karar verilir ve bu karar erişim sağlayıcılarına bildirilmek üzere Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK) gönderilir. Engelleme kararlarının gereği bildirimden itibaren yirmi dört saat içinde erişim sağlayıcıları tarafından yerine getirilir.

Yukarıdaki kanun hükmünün 4 temel özelliği bulunmaktadır.

İlk olarak, hüküm dijital hizmet sağlayan bütün mükellefleri kapsamaktadır. DHV, aslında Google, Facebook, Amazon gibi küresel teknoloji şirketlerini vergilendirmeyi hedeflemektedir. Bu nedenle, bizim kanunumuz dijital hizmet sunan herkesi DHV mükellefi olarak tanımlamasına rağmen DHV açısından Türkiye’de 20 milyon TL, dünya çapında da 750 milyon Avro hasılat elde etmeyenleri bu vergiden muaf tutmuştur.

Ancak, kanun koyucu erişim engeli açısından böyle bir muafiyet belirtmediğinden, Bakanlık bu müeyyideyi sadece global şirketlere değil DHV kapsamındaki tüm mükelleflere uygulayabilecektir.

İkinci olarak, müeyyideye muhatap olma açısından sadece DHV değil, Vergi Usul Kanunu kapsamına giren bütün vergiler kapsama girmektedir.

Üçüncü olarak, müeyyidenin uygulanabilmesi için kapsamlı bir tebligat yapısı öngörülmüş, tedbirin uygulanması için illa tebligat gerekmemekte olup GİB internet sitesinde ilan ederek erişimi engelleyebilecektir.

Dördüncü olarak, erişimin engellenmesi için mahkeme/hâkim kararı da aranmamaktadır.

İnternet sitelerindeki içeriğin erişiminin engellenmesi yeni bir durum değildir. Hatta bu konuda 2007 yılında çıkarılmış bir Kanunumuz da bulunmaktadır: 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun.

Söz konusu Kanun’da belirlenen suçların işlenmesi halinde, erişimin engellenmesi kararı, soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi veya acil durumda Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından verilebilmektedir.

Yine Kanunda belirtilen bazı durumlarda Cumhurbaşkanı veya ilgili bakanlığın talebi üzerinde BTK Başkanı erişimin engellenmesine karar verebilir ama bu karar Başkan tarafından yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur.

Görüldüğü üzere, erişimin engellenmesi kararı hâkim/mahkeme kararı uyarınca verilmesi gereken bir karar olup kanunda hâkim/mahkeme tarafından verilen kararın denetim usulü de belirlenmiştir.

7194 sayılı Kanun’da ise Hazine ve Maliye Bakanlığı bir mahkeme/hâkim kararına ihtiyaç duymadan erişimi engelleyebilmektedir. Bakanlığa verilen bu yetkinin aşırı ve Anayasa açısından problemli olduğunu düşünüyorum.

Her şeyden önce, Maliye’ye verilen bu yetki “sanal işyeri kapatma cezası”ndan farksızdır. Geçmişte VUK’un mükerrer 354. maddesinde, belge düzenine uymama nedeniyle uygulanan işyeri kapatma cezası bulunmaktaydı. Yasanın yürürlükte olduğu dönemde, bu cezanın Anayasa’ya aykırılığı tartışmaları yapılmaktaydı ve madde 2004 yılında yapılan yasal değişiklikle yürürlükten kaldırılmıştı. Bu defa, 7194 sayılı Kanun ile getirilen erişimi engelleme yetkisi ile işyeri kapatma cezası dijital ortamlar için yeniden getirilmiş olmaktadır.

Peki söz konusu erişimi engelleme tedbirinin Anayasa karşısındaki durumu nedir?

Bu müeyyide, Anayasa’nın temel hak ve özgürlük kısmında düzenlenen 35. maddedeki mülkiyet hakkına, 48. maddedeki teşebbüs hürriyetine, (duruma göre) 22. maddedeki haberleşme hürriyetine, 26. maddedeki düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetine, 28. maddedeki basın hürriyetine, 29. maddedeki süreli ve süresiz yayın hakkına müdahale etmektedir.

Anayasa’nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklere müdahale için şekli anlamda bir kanunun varlığını aramakta ama bununla yetinmeyip sınırlamanın hakkın özüne dokunamayacağını ve Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağını belirtmektedir.

Anayasa Mahkemesi (AYM), müdahalenin toplumsal bir ihtiyacı karşılaması ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olması halinde demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğunu değerlendirmektedir.

Ayrıca, AYM ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları uyarınca, temel hak ve özgürlüklere yapılacak bir müdahalenin hukuki olması için 3 aşamalı bir testi geçmesi gerekmektedir. 1) Kanunilik, 2) Meşru amaç (kamu yararı) 3) Adil denge (ölçülülük).

Ölçülülük ise a) elverişlilik, b) gereklilik, c) orantılılık olarak üç alt ilkeye ayrılmaktadır.

“Elverişlilik” öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını, yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

Vergi beyannamelerinin verilmemesi veya beyan edilen verginin ödenmemesi halinde dijital hizmet sağlayıcılarının internet sitesine erişimin engellenmesi, kanunla düzenlenmiştir ve kamu gelirlerinin ödenmesini sağlamak açısından meşru amaca sahiptir. Ancak, bu düzenleme ölçülülük testine takılmaktadır. Zira, bu müeyyide gereklilik ve orantılılık kriterlerini sağlamadığından Anayasa’ya aykırıdır.

AYM’nin bu konuda çok sayıda kararı bulunmakta olup yakın zamanda verdiği Wikipedia kararı da iyice irdelenmelidir. Türkiye, internetteki içeriğin sansürlemesi ve erişim engellemesi konusunda maalesef uluslararası arenada iyi bir üne sahip değildir. Bu yetkinin kullanılması halinde, ortaya çıkacak uluslararası tepkiyi tahmin etmek zor olmayacaktır.

Yazımı latifeyle karışık bir soruyla bitirmek istiyorum. Günümüz insanının ıssız bir adaya düşmesi halinde yanına mutlaka almak isteyeceği üç şey sizce nedir? Benim cevabım: Instagram, Youtube ve Google.

Gel de Kanunu uygula…

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor