Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Ekonomi, Maliye

Mertcan Ertan
11 Mart 2021Mertcan Ertan
3212OKUNMA

Kara Para ve Gelir Adaletsizliğine Etkisi

Kara Paranın Tanımı

Dünya üzerinde üç çeşit paradan söz etmek mümkündür. Bunlar; beyaz para, gri para ve kara paradır. Örneklerle açıklayacak olursak;

Beyaz para, yasal yollarla elde edilmiş ve kayıt altındaki paradır. En anlaşılır tabiriyle, helal paradır.

Gri para, yasal yollarla elde edilmekle birlikte kayıt dışı olan paradır.

Kara paraysa yasal olmayan yollarla elde edilen paradır ve kayıt dışıdır.

Kara para en genel tanımıyla suçtan elde edilen malvarlığı değerlerinin yasal olmayan kaynağının gizlenmesi amacıyla meşru bir kaynaktan elde edilmiş gelir gibi gösterilmesi yönündeki işlem ve eylemlerdir. Kara paranın ekonomik, sosyal, ahlaki ve hukuki anlamda tanımını yapmak mümkündür.

Sosyal anlamda kara paranın tanımı toplumsal hayata zarar veren her türlü işten elde edilen kazançtır.

Ahlaki anlamda kara para kanunen yasak olup olmamasına bakılmaksızın toplumun ahlaki değerleriyle örtüşmeyen her türlü eylemden elde edilen kazançtır. Bu doğrultuda kara paranın en geniş tanımı ahlaki anlamda kullanılanıdır.

Ekonomik anlamda kara para, kanunen yasaklanmış fiillerin yanı sıra ekonomik düzeni sağlayan kural ve usulleri ihlal ederek kazanılan her türlü kazançtır.

Hukuki anlamda kara paraysa kanunlar ve mevzuat yükümlerince suç sayılmış fiillerden elde edilen kazançlardır.(1)

Kara Paranın Tarihçesi

Kara para ilk başlarda uyuşturucu ticaretinden elde edilen kazanç olarak ele alınmıştır. Daha sonra bu tanıma örgütlü suçlardan elde edilen kazançlar da eklenmiş ve zamanla tüm dünyada ağır suçlardan elde edilen kazanç anlamına gelmiştir.

Kara paranın tarihi paranın tarihi kadar eskidir. Bildiğimiz ilk örnekler üçüncü yüzyılda Avrupalı korsanların yağmadan kazandıkları parayla rahat bir yaşam sürebilecekleri ve kendilerini kabul eden Akdeniz şehirlerine sığınmalarıdır. Dönemin Akdeniz şehir krallıkları günümüz vergi cennetlerine benzemektedir.

Kara para aklama teriminin kökeni ise 1920’li yıllarda ünlü mafya babası Al Capone’un yasadışı işlerden kazandığı parayı aklamak için çamaşırhaneler zinciri kurmasına dayanır.

Türkiye’nin kara parayla tanışması esas olarak 1960’lara, Avrupa’ya doğru yaşanan gurbetçi akınıyla başlamaktadır. Avrupalının yapmak istemediği işlere razı olan Türklerin bir kısmı yasadışı yollara sapmış ve zamanla orada Türk mafyalarını oluşturmuşlardır.

Zamanla Avrupa’daki Türk mafyaları aracılığıyla silah kaçakçılığı, hayali ihracat, döviz-altın kaçakçılığı gibi organize suçlarda artış yaşanmıştır. 

Günümüzde Kara Para

Bugün biz kara paradan bahsederken kara paranın az önce bahsettiğimiz tanımlarından hukuki olanının kullanıldığını görmekteyiz. Kara paranın varlığından bahsedebilmek için öncelikli olarak öncül bir suçun var olması gerekmektedir.

Peki nedir bu öncül suç? Öncül suç, hukuki olarak gelirin elde edilmesini mümkün kılan suçtur. Suç gelirine kaynak teşkil eden bu suçlar, benimsenen yaklaşıma göre mevzuatlarda farklı şekillerde kendine yer bulmaktadır. Örnek vermek gerekirse; Amerika Birleşik Devletleri’nde 300 tane öncül suç vardır. Türkiye’de bir önceki mülga 4208 sayılı kanunda 28 tane öncül suç vardı bugün ise eşik sistemine geçilmiş ve belirli hapis cezası sınırlarını aşan suçlar öncül suç olarak kabul edilmektedir. Yürürlükteki 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasına Dair Kanun’da TCK 282. Maddesine göre asgari altı ay ve daha fazla hapisle cezalandırılması gereken suçlardan elde edilen malvarlıkları, paralar ve faydalar kara para olarak adlandırılmaktadır. Burada önemli olan nokta bir ekonomik değer elde edilmesidir.

Dünya öncül suçu nasıl belirlemiştir?

  • Tüm ağır suçların öncül suç olarak kabulü,
  • Tüm suçların veya belirli kategorideki ağır suçların veya belirli hapis cezası sınırını aşan suçların öncül suç olarak kabulü,
  • Öncül suçların sayma suretiyle belirlenmesi,
  • Karma yaklaşım.(2)

Türkiye’de kara para aklamanın veya aklamaya yardımın yaptırımı 2 yıl ila 5 yıl arası hapis cezası ve adli para cezasıdır. Bugün büyük çaplı kara para aklama işlemleriyle terörizmin finansmanının genelde kesiştiği görülmekte fakat yasalar nezdinde ikisi arasında bağlantı halen tam olarak sağlanamamış durumdadır. Dolayısıyla kara para aklama ve terörizmin finansmanı yasalar nezdinde de birleştirildiğinde ceza oranları da artırılacaktır çünkü burada söz konusu iki suç vardır.

Ülkemizde belki de kara para ve terörizmin finansmanı noktasında en büyük farkındalık PKK’dan sonra FETÖ’yle birlikte oluşmuş durumdadır denilebilir. Son yıllarda MASAK raporları incelendiğinde kara para ve terörizmin finansmanı noktasında yapılan operasyonların büyük çoğunluğunun FETÖ’ye karşı düzenlendiği görülmektedir. İleride değineceğiz; dernekler, vakıflar, uluslararası şirketler ve finansal kuruluşlar yoluyla yurtdışına çokça fon çıkışı sağlanmış ve daha sonra bu fonlar ülke içindeki suç eylemlerinin fonlanması için kullanılmıştır.

Her kara para terörün finansmanı anlamına gelmemektedir çünkü terör örgütleri yasal bir kaynaktan da fon talep edebilmektedirler ama şunu unutmamak gerekir ki kara paranın temel anlamda özü, suçtan kaynaklı bir gelirdir.

Kayıt dışı ekonomi ve kara para arasındaki farktan bahsedecek olursak, kayıt dışı ekonomide amaç vergiden kaçmak ve olabildiğince az vergi ödemektir. Burada kişi veya kurum yasaları doğrudan delerek vergi kaçırmayı hedeflerler. Örnek vermek gerekirse yapılan satışa ilişkin fatura kesilmemesi, eksik veya yanlış beyan verilmesi, mükellefiyet tesis ettirilmeden ticari faaliyette bulunması ve benzeri eylemler yasaları doğrudan delerek vergi kaçırma yöntemleridir. Kara para ise gerekirse vergi ödemeyi göze almaktadır. Kara paranın vergiyle bir sıkıntısı yoktur. Onun amacı peçeleme, gizleme veya parayı asıl kaynağından uzaklaştırarak yasal hâle getirmektir. Bütün maliye sisteminin vergi üzerine kurulduğu Türkiye’de, şüpheli işlem bildirimleri yapmakla yükümlü olan kuruluşların ve meslek mensuplarının kara paranın aklanmasını da sosyal bir olgudan ziyade vergisel yönüyle ele aldıkları MASAK raporlarında sabittir.

Kara paranın küresel ve Türkiye boyutunda hacmine gelindiğinde, dünyada vergi cennetlerinde yıllık yaklaşık 3,5 trilyon dolar paranın aklandığı tahmin edilmektedir. Türkiye’de ise 100 milyar dolar civarında bir paranın aklandığı bunun 50 milyar dolarının uyuşturucu ticaretinden kaynaklandığı ve komisyoncuların %7 komisyon aldığı düşünülmektedir. Her yıl yaklaşık olarak 7 milyar dolar kara para aklama komisyonculuğu dolayısıyla ülkemizde kalmaktadır.

Kara paranın ekonomiye etkisine bakıldığında; sisteme ne zaman girip çıkacağı belli olmayan, sistemde izlenmeyen, konjonktürden bağımsız, istikrarı ve gelir adaletini bozan bir unsur olduğu görülmektedir. Kara para daha çok kayıt dışı ekonomilere yönelir çünkü hareket kabiliyeti buralarda yüksektir. OECD raporlarında kara para aklamanın en az olduğu ülkeler Finlandiya, Norveç, İsveç, Estonya gibi kayıt dışı ekonominin az olduğu ülkelerdir. Türkiye ise hem jeopolitik konumu hem de yüksek kayıt dışı ekonomi dolayısıyla kara para trafiği konusunda da çok kilit bir ülke konumundadır.

Dünyada kara para konusunda bir samimiyet var mıdır? Kanaatimizce ülkeler kara paranın aklanması konusunda samimi değillerdir. Kara para konusunda ABD’de ilk düzenleme 1976 yılında yapılmış daha sonra Birleşmiş Milletler’de, Avrupa Birliği’nde ve benzeri kurumlarda da düzenlemeler yapılmıştır ama bugün baktığımızda dünyanın en gelişmiş ülkeleri dışarıdan gelen paranın kara para olup olmadığıyla ilgilenmemektedirler. İngiltere, Fransa ve son günlerde ülkemizde de yapılan “Varlık Barışı” antlaşmalarıyla yurtdışındaki varlıkları ülkelerine davet etmektedirler ve bu paranın suç geliri olup olmadığıyla ilgilenmemektedirler.

Ülkelerin şeffaflaşması, OECD standartlarına yaklaşmalarından bahsedince akıllara şöyle bir soru gelebilir; ülkeler kara parayı tamamen önlemek isterler mi? Kara paranın tamamen önlenmesi pek mümkün gözükmemektedir çünkü sisteme girmeyen ve kayıt dışı kalan bu parayla devletler; başka ülke veya coğrafyalardaki uluslararası olarak kabul görmemiş müttefik unsurları destekleyebilirler. Sınır dışı veya içinde psikolojik ve asimetrik harekâtlar düzenleyebilirler ve tüm bu faaliyetlerin finansmanını da sisteme girmeyen kara parayla gerçekleştirebilirler.

Kara paranın aklanmasında en sık duyduğumuz ve bir aralar ülke gündemimizde de yer alan vergi cennetleri ve kıyı bankacılığı yöntemidir. Avrupa Birliği son dönemde çokça adayı vergi cenneti ilan etmiştir. Bu adaların özelliği ne diye bakıldığında; söz konusu adalar, çok ciddi sır saklamaktadırlar. Yasal kurumlar çoğunlukla hiçbir koşulda buradaki firmaların, bankadaki mevduat sahiplerinin bilgilerine ulaşamamaktadır. Sadece buralarda değil Avrupa’nın merkezinde İsviçre’de bile bilgi almak aslında çok zordur. Vergi cenneti denilen yerlerde faiz oranları serbest, vergi oranları çok düşük, yasal düzenlemeler yok denecek kadar az, muhasebe ve raporlama standartları yok ve adeta tüm sistem bilgilerin karanlıkta bırakılması üzerine kurulmuş durumdadır.

Vergi cennetlerine örnek vermek gerekirse; Amerikan Samoası, Panama, Cayman Adaları, Jersey Adaları, Virgin Adaları ve benzeri adalar bugün gelişmiş ülkelerin kontrolündedir. Dolayısıyla kara parayla mücadele konusundaki samimiyetsizlik tam olarak buradan başlamaktadır. Dünyanın geri kalanına dayatılmaya çalışılan ve esasında tam anlamıyla uygulanabilse kara para aklama ve terörizmin finansmanını bir noktada çok azaltacak uygulamalar en başta gelişmiş ülkelerin kontrolündeki adalarda göz ardı edilmektedir. Bu göz ardı etme durumu da kontrolün ve paranın kendilerinde olmasından kaynaklanmaktadır.

Kara para aklamanın aşamalarına bakıldığında üç belirgin aşama görülmektedir. Bunlar; Yerleştirme, Ayrıştırma ve Birleştirme aşamalarıdır.

Yerleştirme aşamasında, elde bulunan nakitten kurtulmak ve kaydî paraya çevirmek gerekir. Bu aşama kara paranın tespitinin en kolay ve en az maliyetli olduğu aşamadır. Eğer bu aşama geçilirse, kara paranın izini bulmak da paranın suçla bağlantısını kurmak da oldukça zorlaşacaktır.

İkinci aşama olarak ayrıştırmada, nakit formundan kurtulan para kaynağından olabildiğince uzaklaştırılmaya çalışılır. İşlem sıklığı, hacim, karmaşıklık ve yasal işlemleri benzetilerek denetim mekanizması atlatılmaya çalışılır.

En son birleştirme aşamasındaysa paraya yasal bir görünüm verilerek istenen kaynakta tekrar birleştirilmesi hedeflenir. Mali sisteme dâhil edilmiş ve gelecek bir soruşturma neticesinde paranın kaynağına ilişkin yasal bir görüntü elde edilmeye çalışılır.

Türkiye’de en çok kullanılan yöntemlere bakıldığında; ABD raporlarında Türkiye’de en fazla fiziki kuryelerle yurtdışına para çıkartıldığı görülmektedir. En klasik, basit ve sade yöntem olmasının yanında uygulanması diğer yöntemlere göre daha kolaydır. Fiziki kurye denildiğinde akıllara önce bir bavulla yurtdışına çıkartılan ekonomik değerler gelmektedir lakin Reza Zarrab, ABD’de yargılandığı davada mahkemede verdiği ifadesinde Türkiye’den altınların Dubai’ye ve diğer şehirlere uçakla gittiğini açıklamıştı. Temel olarak bu da fiziki kurye yöntemidir, yalnızca ölçeği çok daha büyüktür. Türkiye’de kullanılan yöntemlerden biri de şirinler dediğimiz yöntemdir. Bu yöntemde para çok küçük meblağlara bölünür ve bir sürü kişi üzerinden yurtdışına çıkartılır. Söz konusu yöntemi ülkemizde kullanan en büyük örgüt FETÖ olmuştur. Yüzbinlerce kişi ve kurum üzerinden yurtdışına; bağış, himmet, yardım adı altında paralar akmıştır.

Bir başka yöntem olarak hayali ihracatlar ülkemizde hâlâ çok yaygındır. Türkiye’de patlak veren hayali ihracat skandalı aslında kara para olayıyla alakalı olarak değil devletten haksız KDV iadesi alınmasıyla ortaya çıkmıştı. Fakat kara para aklamayla ilgili hayali ihracat hâlâ devam etmektedir çünkü en başta da bahsettiğimiz üzere kara para aklayanların çoğunlukla vergiyle ilgili bir sıkıntıları olmamaktadır. Bizim tüm yasalarımızda vergi ön planda olduğu için sistemin içinde bulunan ve aslında işi bu işlemleri tespit etmek olan, muhasebeciler, denetçiler, müfettişler olaya çoğunlukla vergisel yönüyle yaklaşmakta ve işin kara para ticareti yönünü kaçırabilmektedirler. Ülkemizin turizm cenneti olmasından dolayı kara paranın aklanmasında da turizm çok önemli yer almaktadır. Yine örnek vermek gerekirse boş odaların dolu gösterilmesi, yüz dolarlık odaya üç yüz dolarlık fatura kesilmesi gibi eylemlerin incelenmesi gerekmektedir.

Kurumlar arası iş birliğinin artırılması kara para aklanmasını tamamen önlemeyecektir ama çok büyük ölçüde caydırıcı ve zorlaştırıcı olacaktır.

Gelir Dağılımına Etkisi

Kara paranın özellikle gelir kaynaklarında meydana getirdiği ciddi kayıplar, mali sistemin işleyişinde önemli sorunlara neden olmaktadır. Bu ekonomi içerisinde yaygınlaşan hastalık aynı zamanda sosyal yaralara da sebebiyet vermektedir. Belirli kişi ve zümrelerin giderek zenginleşmesi ve özellikle genç nesillerin ahlaki problemlerinin artması, toplumsal etiği dejenere etmekte ve sosyal yönden yozlaşmaya neden olmaktadır. (3)

Kara paranın en zor tespit edilebilen zararlarının başında gelir dağılımına yaptığı olumsuz etki gelmektedir. Gelir kaynaklarında meydana gelen eksilme ve gelir dağılımındaki farklılaşmanın yarattığı olumsuz etkinin ölçümü güç olmakla birlikte, topluma sosyal acıdan verilen zararların da telafisi oldukça zorlaşmaktadır. Gelir dağılımı açısından bireyler arasında oluşan uçurum, suç işlemeye eğilimi artırmakta ve kara parayı daha cazip hale getirmektedir.

Kara paranın yoğun olduğu ekonomilerde aklayıcılar yasal bir şekilde gelir elde eden bireylere nazaran çok hızlı bir şekilde zenginleşecektir. Suç örgütleri elde ettikleri büyük gelirler sayesinde kendi üyelerine dağıtmakta oldukları büyük miktardaki haksız kazançlarla suça bulaşmayan ve yasal sistem içerisinde gelir elde eden bireylerin kazançlarına oranla daha fazla gelir elde edecektir.(4) Ayrıca kara para rekabeti olumsuz etkilediğinden, kayıt altındaki sektörde faaliyet gösterenler bir nevi cezalandırılmış olmaktadır. Kayıt dışı ekonomilerde vergi kaçakçılığı yaygın olduğundan resmi sektörde faaliyet gösterenlerin vergi yükü artmakta ve gelir dağılımı olumsuz etkilenmektedir.(5)

Sonuç ve Öneriler

Küreselleşmenin etkisiyle ülkelerarası sınırlar kalkmış ve kara para aklama faaliyetleri daha geniş bir alana yayılmıştır. Bu faaliyetler ülke ekonomilerine zarar vermekte ve önemli maliyetlere neden olmaktadırlar. Gelişen teknoloji kara para aklama faaliyetlerinin yapısını değiştirerek geleneksel kara para aklama yöntemlerine yenilerini eklemiştir. İnternetin yoğun kullanımı, borsadaki faaliyetler, elektronik para ve akıllı kartların yaygınlaşması, kara para aklayıcılarına yeni yöntemler ve yeni aklama imkânları sağlayarak, gelirin bölgeler arası geçişini kolaylaştırmakla kalmamış, denetim faaliyetlerinin de etkisiz hale gelmesine neden olmuştur.

Kara paranın ekonomi üzerindeki etkisi, söz konusu alanın her alt kademesine yayılmıştır. Kara paranın istihdam, rekabet, vergi gelirleri, para talebi, gelir dağılımı, büyüme oranı ve mali kurumlar üzerinde olumsuz sonuçları bulunmaktadır. Kaldı ki ekonomik unsurların birbirleriyle olan bağlantılarından dolayı, sadece para talebinde yahut sadece gelir dağılımında yaşanabilecek bir olumsuzluk dahi, geri kalan tüm ekonomik aktörleri olumsuz etkilemeye yetmektedir. Finansal piyasalarda yaşanan bu olumsuzlar, ülke ekonomilerine duyulan güveni azaltmakta ve bu durum ekonomik etkilerin yanı sıra sosyal yapı üzerinde de negatif sonuçlara sebebiyet vermektedir.

Kara para aklamayla mücadelede devletlerin uluslararası iş birliğinden yana olması gerekir. Az sayıda ülkenin gayretini bu alanda göstermesi kara parayı, mücadelesi zayıf ülkelere yönlendirmekte ancak mevcut sistem içerisinde yaşanan olumsuzluklardan tüm ülkeler etkilenmektedir. Burada yapılması gereken; ülke yasalarının birbirleriyle uyumlu hale getirilmesi, yeni gelişmelere karşın sürekli iletişim kanallarının açık olması ve uluslararası kuruluşlar nezdinde mücadeleye yönelik stratejiler geliştirilmesidir. Öte yandan, kara para ile mücadelede bankalara da önemli sorumluluklar düşmektedir. Kara paranın çoğunlukla on-line işlemlere yönelmiş olması, bankacılık iş ve işlemlerinin yakından takip edilmesini gerekli kılmaktadır. Bankaların şüpheli durumlarda gerekli yasal prosedürün derhal uygulanması için tetikte olması mücadelenin başarısı acısından önemlidir. Bankaların sistemlerini güvenilir ve açık bulunmayan bir sanal alan olarak kurgulamaları da elzem bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu kapsamda hükûmetlerin, uluslararası kuruluşların ve sivil toplum örgütlerinin topyekûn kara para ile mücadeleleri önemlidir. Teknolojik gelişmeler sadece aklayıcılara fırsatlar sunmamalı, kara para ile mücadelede de teknolojik imkânlardan yararlanılmalıdır. Yürürlükteki mevzuat, kara para aklamada kullanılan yeni yöntemlerin de önüne geçebilecek şekilde dinamik tutulmalı ve süreç yakından takip edilmelidir. Bununla beraber cezaların caydırıcılığı ön plana çıkarılmalı ve denetim sureci daha etkin hale getirilmelidir. Alınacak önlemler sayesinde kara para aklamanın cazibesinin azalacağı ve bu durumun hem sosyal hem de ekonomik açıdan büyük faydalar sağlayacağı değerlendirilmektedir. 

- Karaal, H. (2008), ”Suç Ekonomisi ve Karapara Aklama”, Yolsuzluk Ekonomisi ve Yolsuzlukla
Mücadele, Ed. İzzettin Önder, Mehmet Karakaş, Murat Çak, Ankara, TOBB Yayınları,
- Mavral, U. (2001), “Kara Para; Kayıt Dışı Ekonomi İlişkisi ve Türkiye Yansımaları”, Birinci Basım, Ankara: Maliye Hukuk Yayınları.
- Özdemir, M. (1999), “Kara Para Aklama Faaliyetleri ve Önlemler”, Ankara: T.C. Merkez Bankası Yayınları.
- T.C. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu ve Türkiye Bankalar Birliği (2003), “Karaparanın Aklanması Suçu ile Mücadele ve Bankaların Yükümlülükleri”, Yayın No: 235, İstanbul
- T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı, “Faaliyet Raporu 2019”
- https://www.hmb.gov.tr/aklama-sucu-genel-bilgi, son erişim tarihi: 03.03.2021
(1) Türkiye Bankalar Birliği, 2003, s. 8.
(2) https://www.hmb.gov.tr/aklama-sucu-genel-bilgi
(3) Özdemir, 1999, s. 32.
(4) Karaal, 2008, s. 114.
(5) Mavral, 2001, s. 301.

Yorumlar

  • İ
    İsmail Can
    Güzel bir çalışma. Eline, emeğine ve beynine sağlık..

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor