Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Ekonomi, Maliye

Mert YILDIRIM
22 Mart 2021Mert YILDIRIM
3536OKUNMA

Kalıcı COVID-19 ve Kayıp On Yıl

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD), 18 Mart 2021 tarihinde yayımladığı “Trade and Development Report” başlıklı dünya ekonomisinin ve ticaretinin durumunu izlediği raporunun 2021 Mart ayı revizyonunda dünya ekonomisinin 2021 yılında %4,7 büyüyeceği tahmininde bulunmuştur. Ancak ülkelerin kapsamlı politikalar yerine pragmatist uygulamalar ve geçici olarak aldıkları önlemler ile sürdürülebilir bir büyümenin mümkün olmadığı ve pandemi öncesi ekonomik aktivite düzeyini yakalamanın uzun yıllar süreceğini ifade etmektedir.

Raporda öncelikle 2020 yılının ikinci çeyreğinde dramatik bir biçimde varlığını hissettiren COVID-19 salgının neden olduğu makroekonomik etkileri ele alınmıştır.

COVID-19 salgını etkisiyle 2021 yılında ortalama ekonomik aktivitede 1940’lı yıllardan beri en geniş çaplı düşüş yaşanmıştır. Buna göre 2020 yılında dünya genelinde azalan toplam çıktı/üretim miktarının/düzeyinin toplamda tahmini 5,8 trilyon $ gelir kaybına ve ILO tahminlerine göre (1) yaklaşık 255 milyon kişinin tam zamanlı istihdam kaybına yol açtığı belirtilmektedir.

UNCTAD’ın 2020 yılı için büyük ölçüde tutarlı olan ekonomik büyüme tahminlerine(2) göre dünya gayri safi milli hasılası 2021 yılında %4,7 artacağı (UNCTAD’ ın önceki çalışmasında yapılan tahminden yaklaşık %0,6 puan daha iyimser bir rakam) ifade edilmiştir. Bu iyimser tahminin gerçekleşebilmesi ise; aşılamanın tüm dünyada yaygınlaşması, özellikle gelişmiş ülkelerde açıklanan ekonomik kurtarma paketlerinin olabildiğince hızlı şekilde ekonomik reform/yeniden yapılanma paketlerine dönüşecek politikaların izlenmesi ve global ölçekte yeni bir finansal krizin meydana gelmemesi koşuluna bağlanmıştır.(3)

Her ne kadar ekonomik ivmelenmenin 2020 yılının 3. çeyreğinde başlayan ve 2021 yılı boyunca da küresel ölçekte devam etmesi beklense de bu ekonomik iyileşmenin sürekliliği açısından ciddi endişelerin olduğu ifade edilmiştir. Özellikle COVID-19 salgının neden olduğu ekonomik büyüme ve istihdam düzeyindeki kayıpların telafisinin uzun yıllar pek mümkün olamayacağı belirtilen raporda bu endişeler şu başlıklar altında toplanmıştır:

  • Doğu Asya ülkelerinin hızlı ekonomik toparlanmalarının kaynağı olan ihracat ve yatırım odaklı ticaret politikalarının diğer ülkelerce takip edilmesi, ülkelerin elde edecekleri ticaret fazlaları sebebiyle olası ticaret savaşlarının tetiklenmesinde bir risk unsuru olabilecektir. Bu tür bir ticaret/tasarruf fazlası oluşturmaya yönelik politika seti ise işgücü piyasalarının kırılgan yapıda olduğu ve finansal piyasalarının tam olarak regüle edilemediği bir ortamda ülkelerin kurumsal kapasitelerinin ve politika alanlarının sınırlılığı da göz önünde bulundurularak ekonomileri krizlere dayanıksız hale getirebilecektir.
  • Başta ABD’ de açıklanan 1,9 trilyon $ tutarındaki paket olmak üzere diğer ülkelerce açıklanan kurtarma paketleri(4) ile sağlanan desteklerin hane halklarının borçluluk düzeyini arttıran tüketime yönelik harcamalara ve “COVID Balonu” olarak tabir edilen bir finansal krize sebep olması muhtemel finansal varlıklara yöneldiği gözlemlenmektedir. Bunun için yapılan parasal genişlemelerin, doğrudan kamu harcamaları aracılığıyla toplam talebi arttıracak ve yeşil ekonomiye geçişi sağlayacak tüketim ve özellikle yatırım harcamalarına yönlendirilmesi gerekmektedir.
  • Latin Amerika ve Afrika’daki birçok az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkenin emtia/hammadde gelirlerine ve finansal akımlara bağlı ekonomik çeşitliliği sınırlı mali yapıları, bu ülkelerin yüksek borçluluk düzeyi ile birlikte sürdürülebilir bir ekonomik büyümeyi engellemektedir. Her ne kadar 2020 yılının ikinci yarısında emtia fiyatlarındaki artışlar bu ülke ekonomilerine olumlu katkı sunmuş olsa da belirtilen riskler için kolektif bir iş birliğinin/desteğin eksikliği endişe barındırmaktadır.

Yukarıda sayılan küresel ekonomiye dair endişelerin ışığında ayrıca günümüzdeki olaylara dair belirli başlı konulara yine raporda ayrıca değinilmiştir. Bu kapsamda uluslararası düzeyde iş birliğinin eksikliği, gıda fiyatlarındaki artışlar(5), finansal piyasalar ile reel ekonomi arasındaki bağın giderek kopması, giderek artan gelir adaletsizliği(6) ve ülkelerin borçluluk seviyeleri gibi başlıklar altında yansımalar görülmektedir.

Bu sorunlarla beraber küresel düzeyde ekonomik büyümenin 2021 yılı sonrası bir ivme kaybı yaşayabileceği de göz önüne alındığında kapsamlı bir politika değişimi yapılmadıkça dünya ekonomisinin pandemi öncesi düzeyi yakalamasının uzun yıllar alabileceği belirtilmektedir.

Sonuç itibariyle raporda tüm bu sorunlara karşı UNCTAD’ın önceki yayınlarında da belirttiği üzere özellikle iklim krizi(7) ve buna yönelik hedefleri de içerisine alan küresel düzeyde bir aksiyon geliştirilmesi gerekliliği ifade edilmektedir.  

- https://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/---dgreports/---dcomm/documents/briefingnote/wcms_767028.pdf
- https://unctad.org/system/files/official-document/gdsinf2021d1_en.pdf
-
https://unctad.org/system/files/official-document/ditcted2020d3_en.pdf
[1] ILO tarafından yayımlanan “ILO Monitor: COVID-19 and the world of work. Seventh edition” başlıklı raporda 2020 yılında çalışma saatinde 2009 Finansal krizi döneminin yaklaşık 4 katı kayıp yaşandığı, 2019 yılının son çeyreğine kıyasla 2020 yılında %8,8 çalışma saati kaybı (255 milyon kişilik tam zamanlı istihdam kaybına denk gelen) yaşandığı ve küresel ölçekte ücretlerin yaklaşık %8,3 düştüğü belirtilmiştir.
[2] UNCTAD 2020 yılı için dünya genelinde ekonomik büyümenin/ toplam çıktı düzeyinin %3,9 düzeyinde gerileyeceğini tahmin etmiştir. Bu tahmin özellikle 2020 yılının ikinci yarısından itibaren ABD ve Çin’ in beklentilerin üzerindeki ekonomik performansları ile beklentilerinden daha iyimser bir düzeyde gerçekleşmiştir.
[3] Yukarıda sayılan önkoşulların her ne kadar politika yapıcılar tarafından yerine getirileceği taahhüt edilse de uygulamada politika üretiminde daha pragmatist davrandıkları ve krize yönelik genişleyici para politikalarının yüksek enflasyon ve borçluluk düzeyine zemin hazırladığı ifade edilmiştir. Ayrıca her ne kadar WTO (Dünya Ticaret Örgütü) gibi kurumlarca aşının telif gibi fikri mülkiyet hakkı kısıtlamalarından muaf olması gerektiği çağrıları yapılsa da gelişmiş ülkelerin aşı üretim kapasitelerinin sınırlılığına bağlı olarak az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin aşı tedarikinde sorunlar yaşadığı gözlemlendiği dile getirilmektedir.    
[4] AB ülkeleri için 2020 yılı Temmuz ayında kabul edilen mali kurtarma paketinin ise miktar olarak yetersiz kaldığı ve birliğin hali hazırda var olan problemlerinin çözümü için bir gelecek sunmadığı belirtilmiştir.
[5] FAO tarafından yayımlanan gıda fiyatları endeksi 2020 yılı Aralık ayına kıyasla %4,3 artarak 2014 yılından beri en yüksek aylık ortalama artışını göstermiştir. Ayrıca The Agricultural Market Information System (AMIS), savaşlar, iklim değişikliği ve ekonomik krizlere bağlı olarak kronik açlık ile mücadele halindeki nüfusun 2015 yılında 80 milyon kişiden, 2020 yılı sonunda COVID-19 salgının da etkisiyle 270 milyon insana ulaşacağını belirtmiştir.
[6] Raporda kriz sürecinde nüfusun %1’ lik kesiminin net servetinin arttığı ancak buna karşılık yaklaşık 280 milyon insanın günlük 3.20$ ve altında bir gelirle yaşamaya çalıştığı ifade edilmiştir.
[7] Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD), 17 Şubat 2021 tarihinde yayımladığı “Trade and Environmet Rewiev 2021” başlıklı raporunda genel itibariyle, iklim değişikliğinin çevresel etkilerini ve bunların gelişmekte olan ülkelerdeki belirli sosyo-ekonomik yansımalarını ele almıştır. Raporda yerküre sıcaklığının ve deniz suyu seviyesinin yükselmesi gibi önemli çevresel etkileri bulunan sera gazı birikiminin, yapılan iklim modellemelerine göre en iyimser senaryoda 2100 yılına kadar ortalama yerküre sıcaklığını 1,5° C ve ortalama deniz suyu seviyesini 0,4 metre; en kötümser senaryoda ortalama yerküre sıcaklığını 5,5° C ve ortalama deniz suyu seviyesini 1 metre arttıracağı öngörülmektedir. Bu iklim değişikliğinin, gelişmekte olan ülkelerin toplam istihdamının yaklaşık %32’sini oluşturtan tarım, ormancılık ve balıkçılık ile 2019 yılı itibariyle küresel anlamda toplam istihdam ve GSYH’ nin yaklaşık %10,3’ ünü oluşturan turizm gibi iklim değişikliğine duyarlı sektörleri önemli ölçüde etkileyeceği öngörülmektedir. Bunun için özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerinin iklim değişikliğine duyarlılığı arttıracak adaptasyon çalışmalarını yapmasının gerekliliği belirtilmektedir.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor