Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
Ali ÇAKMAKÇI
07 Haziran 2015Ali ÇAKMAKÇI
244OKUNMA

Hisse Geri Satışı Yoluyla Vergi İndiriminde Kullanılabilecek Nakit Sermaye Artışı Yaratılabilir mi?

Hisse Geri Satışına İlişkin Yasal Açıklamalar
Bildiğimiz üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), şirketin kendi paylarını iktisap etmesi konusunda önemli bir yenilik getirmiştir. Kanunda, şirketlere, genel kurul kararı ile esas veya çıkarılmış sermayelerinin en fazla onda biri oranında kendi paylarını iktisap veya rehin olarak alma hakkı tanınmıştır.

TTK’nın 379/3. maddesinde şirketin net aktifinin, iktisap edilecek payların bedelleri düşüldükten sonra, en az esas sermaye veya çıkarılmış sermaye ile kanun ve ana sözleşme uyarınca dağıtılmasına izin verilmeyen yedek akçelerin toplamı kadar olması gerektiği belirtilmiştir. Başka bir ifade ile şirket pay iktisabı için yapacağı ödemeyi, bağlı malvarlığı unsurlarından değil, bilanço karı ve serbest yedek akçelerden oluşan serbest malvarlığından yapmalıdır. Bu durum, kar dağıtımı olarak değerlendirilemez zira sadece ödemenin kaynağının belirlenmesi açısından önem arz etmektedir. Ancak, şirketin serbest malvarlığı ne kadar fazla olursa olsun yapılabilecek en fazla iktisap esas veya çıkarılmış sermayenin onda birine karşılık gelen miktardır. Şirket, yasal sınırı aşacak şekilde kendi paylarını iktisap edemez. Yasal sınırı aşan iktisaplar ve 379. maddedeki koşullara aykırı olarak yapılan iktisaplar, altı ay içinde elden çıkarılmalıdır. Bu durum ise şirket açısından transfer fiyatlandırması eleştirisini gündeme getirebilecektir.

Şirketin iktisap edebileceği paylarının bedellerinin tamamen ödenmiş olması gereği de diğer bir unsurdur. Ayrıca, pay senetleri borsada işlem gören şirketler hakkında Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemelerinin geçerli olacağını belirtmekte fayda bulunmaktadır.

Yönetim Kurulu’na bu yetki en fazla beş yıllık süre için verilebilir. Genel Kurul kararında, Yönetim Kurulu’nun iktisap edeceği veya rehin alacağı paylarının toplam itibari değerleri ve paylara ödenebilecek en yüksek ve en düşük bedel belirlenmelidir.

Konu hakkında Genel Kurul’un alması gereken bazı kararlar bulunmaktadır.

Bunun için yapılması gereken işlemlerin genel olarak aşağıdaki gibi olması gerektiği ifade edilebilir:

Genel Kurul’un Yönetim Kuruluna Yetki Vermesi
TTK’nın 379/2. maddesinde Genel Kurul kararı ile Yönetim Kurulu’nun şirketin kendi paylarını iktisap etmesi hususunda yetkilendirilmesi gerekmektedir. Bir diğer ifadeyle, Genel Kurul alacağı bir kararla Yönetim Kurulu’na en fazla 5 yıl içinde kullanması amacıyla aşağıdaki gibi bir karar alarak yetkilendirme sağlayabilecektir:

“Yönetim Kurulu’nun tamamı ödenmiş tescilli ..adet ve toplam nominal bedeli …-TL olan şirket sermayesinin en fazla %10’unun itibari değeri olan  …..–TL  ….adet payın şirket tarafından geri satın alınmasında;

a) Şirketin nakit durumu, ve 6102 sayılı TTK’nın diğer tüm yasal diğer kriterleri dikkate alınmak suretiyle geri iktisap edebilmesine, Yönetim Kurulu’nun her bir geri satın alma anında bu yasal kriterleri dikkate almasına;

b) Yönetim Kurulu tarafından bu yetkinin peyderpey veyahut blok halinde kullanılabilmesine;

c) Geri alınan paylara ilişkin olarak konu hakkında ikinci bir Genel Kurul kararına kadar oy kullanma hakkı, kar payı, toplantıya katılma hakları gibi tüm haklarının yasal düzenlemeler gereği dondurulmasına;

d) Geri satın alınacak her bir pay senedinin nominal bedelinin en az .…-TL ile an fazla ….-TL  arasında olmasına; buna karşın şirketin gerçek değerinin bir şirket değerleme raporu ile tespit ettirilmek suretiyle belirlenmesi gerektiği;

e) Yeminli Mali Müşavirlik şirketinden alınacak bir Raporla alacaklıların haklarına zarar gelmeyeceğinin tespitinin yapılmasına;

f) Yönetim Kurulu’na hisse geri alımına ilişkin olarak verilmiş bu yetkinin kanuni sınırlamalar dikkate alınarak en fazla 5 yıl süreyle kullanılabilmesine (daha kısa bir sürede belirlenebilir).

Konunun Vergisel Değerlendirilmesi
Şirketlerin ivazlı bir şekilde kendi paylarını geri satın almaları mevzuatımıza yeni girmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, vergi mevzuatımızda uygulamaya ilişkin bir görüş veya herhangi incelemeye rastlanılmamıştır. TTK’nın amir hükmü gereği yasal şartları sağlamak suretiyle gerçekleştirilecek işlemlerde Maliye Bakanlığı’nın muvazaa iddiası ile kâr dağıtımına bağlı vergilendirme yapması üzerinde durulabilmektedir.

Kâr dağıtımına bağlı vergilendirme eleştirisi yapılırken, TTK’nın amir hükmü gereği bahsi geçen hisselerin tedavülden kalkmadıkları, şirketin ileride geri satması durumunda vergiye tabi kâr unsurları üzerinde yeni gelen ortağın hak sahibi olduğu, bu durumda bir kârın birden fazla kez dağıtıma konu edilemeyeceği; Kanunun şirket paydaşlarını bu geri satın almada özel bir gerekçe sunmaya zorlamadığı veya ispat külfeti altına sokmadığı; bu konuda devralınan hisselerin hiçbir pay sahipliği vermediği; özellikle zararda olan veya dağıtılabilir serbest kârı olup ta zararı kâr tutarından büyük şirketlerde kâr dağıtımı yapılmamasının mümkün olmadığı; payların ileride devredilmemesi durumunda ise kârın mevcut hisse paylarına dağıtılabileceği (veya bir kârın kaç defa dağıtılıbileceği) görüşleri ileri sürülebilecektir.

Bu hisselere isabet eden kârların özvarlık içinde kalmaya devam edeceği öğretide çok açık olmakla birlikte, birkaç istisna dışında birçok ticaret hukukçusu yazarın kâr dağıtımına bağlı vergilendirme yapılmasının imkansız olduğu yönünde görüşlerine rastlanılmıştır. Şirket, mal varlığını dağıtmamaktadır, bunun için sermaye azaltımına gitmesi gerekmektedir. Buradaki en önemli eleştiri hisselerin değerinin çok üstünde bir değerle satın alması olacaktır. Fakat, bağımsız değerleme şirketleri kanalıyla bu konudaki risk ortadan kaldırılmaktadır.

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere kâr dağıtımına bağlı vergilendirme için, Ticaret Kanunu uyarınca elde edilmiş bir ticari kârın varlığı, bunun dağıtımına ilişkin Genel Kurul kararına ihtiyaç bulunmaktadır. Ayrıca, tüm ortaklar yerine belli ortakların hisselerinin geri satın alınmasında bize göre kâr dağıtımı eleştirisinden nispeten uzaklaşılmakla birlikte, her ortağın %10 hissesinin geri alınması ise kâr dağıtımına bağlı vergilendirme eleştirisini daha çok gündeme getirebileceği düşünülmektedir.

Kanunda belirlenmiş bulunan yasal sınırı aşan iktisaplar ve 379. maddedeki koşullara aykırı olarak yapılan iktisaplar, altı ay içinde elden çıkarılmalıdır. Bu durum ise şirket açısından transfer fiyatlandırması eleştirisini gündeme getirebilecektir.

Ayrıca, şirket ileride hisseleri elden çıkarmayıp sermaye azaltımında bulunması durumunda sermaye içindeki vergiye tabi kârların vergilendirilebileceğini, geri alınan hisselerin ileride tekrar satışında ise iştirak kazancı istisnasından yararlanılamayacağı düşünülmektedir.

Ayrıca, hisse payını 2 tam yıldan fazla tutan gerçek kişiler ile hisseleri ivazsız edinmiş olan gerçek kişiler ve hisseleri BİST’te işlem gören şirketlerin hisselerini ez az 1 tam yıl elinde tutan gerçek kişilerin bu satıştan doğan kazançları verginin konusuna girmemektedir.

Konu hakkındaki tartışmalı bulunan bazı hususların; idari düzenlemeler, doktrin ve içtihatlarla netleşeceği de gözden uzak tutulmamalıdır.

Özsermayeye İlişkin Faizin İndirilmesine İzin Veren Yasal Düzenleme
6637 sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 7 Nisan 2015 tarih ve 29319 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe girmiştir. Kanunda bazı önemli değişiklikler yapılmış olup, detayları aşağıda yer almaktadır:

1- Nakit Özsermaye Faizinin İndirimi Mümkün Hale Getirilmiştir

Kanun ile nakdi sermaye artışı yapan sermaye şirketlerinin teşvik edilmesi amaçlanmıştır. Bilindiği üzere Türk şirketlerinin ciddi şekilde borç yükü taşıması, beraberinde çok önemli riskleri de bünyesinde taşımaktadır. Bu kapsamda, özsermaye lehine bazı özel düzenlemeler gündeme alınarak bu şirketlerin sermaye yapılarının daha sağlıklı bir çerçeveye oturtulması hedeflenmiştir.

Kanun ile 5520 sayılı KVK’nın 10. maddesinin birinci fıkrasına (ı) bendi eklenerek “sermaye şirketlerindeki” nakit sermaye artışları” üzerinden hesaplanan faizin kurumlar vergisi matrahından indirilmesi imkanı sağlanmaktadır. Bir diğer ifadeyle, sadece sermaye şirketlerinde nakdi sermaye artışlarının teşvik edilmesi hedeflenmektedir.

Bu durumda, sermaye şirketi olmayan kurumlar vergisi mükellefleri ile gerçek kişi mükellefler bu uygulamadan yararlanamayacaklardır. Ayrıca, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri, finansman şirketleri, varlık kiralama şirketleri, bankalar ve sigorta şirketleri gibi finans, bankacılık ve sigortacılık sektöründe faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri de bu haktan yararlanamayacaktır.

Buna göre; sermaye şirketlerinin ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları ile yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden “ilgili hesap döneminin sonuna kadar” hesaplanan faiz tutarının % 50'si kurumlar vergisi matrahından beyanname üzerinde indirim konusu edilebilecektir.

Kanun hükmünde geçerli olan faiz, T.C. Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan "Bankalarca Açılan TL Cinsinden Ticari Kredilere Uygulanan Ağırlıklı Yıllık Ortalama Faiz Oranı" dikkate alınarak hesaplanacaktır.

Yukarıda açıklanan indirimden, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin “tescil edildiği hesap döneminden itibaren başlamak üzere” izleyen her bir dönem için ayrı ayrı yararlanılacaktır. Tescil yapılmadığı sürece indirim imkanı bulunmamaktadır. Sonraki dönemlerde sermaye azaltımı yapılması halinde azaltılan sermaye tutarı indirim hesaplanmasında dikkate alınmayacaktır.

İndirim tutarı, aynen kıst amortisman uygulamasındaki gibi “nakdi sermayenin ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle hesap döneminin kalan ay süresi kadar hesaplanır”. Matrahın yetersiz olması nedeniyle ilgili dönemde indirilemeyen tutarlar sonraki hesap dönemlerine devredebilecektir. Bir diğer ifadeyle, zarar artırıcı unsur olarak dikkate alınacaktır.

2- Kapsama Dahil Olmayan Sermaye Artışları
Sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklananlar dahil olmak üzere, sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından kaynaklanan sermaye artırımları indirim hesaplamasında dikkate alınmayacaktır.

Keza, geçmiş yıllar kârları, sermaye ve kâr yedekleri gibi işletme özkaynakları içinde yer alan değerlerin sermayeye eklenmesi halinde, işletmeye dışardan ilave nakdi bir kaynak girişi olmayacağı gerekçesiyle, bilançoda yer alan özkaynak kalemlerinden karşılanan sermaye artışları dolayısıyla indirim hakkından yararlanılamayacağı kabul edilmiştir.

Ayrıca, sermaye şirketlerinde ortaklar veya ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımları da indirim hesaplamasında dikkate alınmayacaktır. Bu tespitin yapılması ise kendi içinde çeşitli zorluklar taşıyabilmektedir. Amaç, esas itibariyle borçla finanse edilen şirketin muvazzalı şekilde nakdi sermaye artışı yapmasının önüne geçilmek istenmesidir.

3- Bakanlar Kurulu Yetkisi
Bu bentte yer alan oranı, şirketlerin aktif büyüklükleri, çalışan personel sayıları ve yıllık net satış hasılatlarına göre veya sermayenin kullanıldığı yatırımdan elde edilen gelirlerin kurumun esas faaliyeti kapsamında olmayan faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri; gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşmasına göre ya da sermayenin kullanıldığı yatırımların teşvik belgeli olup olmadığına veyahut makine ve teçhizat veya arsa ve arazi yatırımları,için sermayenin kullanıldığı alanlar itibarıyla ya da bölgeler, sektörler ve iş kolları itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %100'e kadar artırmaya; halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre %150'ye kadar farklı uygulatmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.

4- Kanunun Maddesinin Yürürlük Tarihi
Söz konusu maddenin yürürlük tarihi Kanunun 26. maddesinde 1 Temmuz 2015 olarak belirlenmiştir. Bu durumda, nakit şeklinde sermaye artışı planlayan mükelleflerin bahsi geçen tarihe kadar bu planlamalarını ertelemelerinin yararlarına olacağı hususunu iletmek isteriz. Aksi takdirde, bu Kanun hükümlerinin getirmiş olduğu haktan yararlanamayacaklardır.

Genel Değerlendirme
Yukarıda yasal olarak çeşitli belirlemelerde bulunduğumuz hisse paylarına ilişkin satışın önünde yasal şartları taşımak suretiyle önemli bir engelin bulunmadığı düşünülmektedir. Bildiğimiz üzere şirket sermayeleri, her ne kadar enflasyon düzeltmesi meri mevzuatımızda bulunsa bile, bugün itibariyle gerçek değerlerini temsil etmemektedir. Şirketler, zaman içerisinde önemli gayri maddi haklara kavuşabildiği gibi, yatırımları veya taşınmazları sayesinde cari değerlerinde çok önemli düzeylerde değer artışları gerçekleşebilmektedir. Bu durum, hisse değerlerinin de kayıtlı değerlerinden ciddi düzeyde sapmalarına neden olabilmektedir. Şirket ortakları, tarihi maliyetle elinde bulundurdukları şirket paylarını şirkete cari değerlerle (yasal kriterleri dikkate almak kaydıyla) satmak suretiyle önemli bir fona sahip olabileceklerdir. Burada şirketin yapması gereken eleştiri boyutundan kaçabilmek adına bağımsız değerleme şirketlerinden şirket değerine ilişkin rapor almalarının faydalı olduğu düşünülmektedir. Şirket, bu hisseleri alacağı bir kararla ileride yeniden satışa arz edebileceği gibi, sermaye azaltımı yoluna da gidebilecektir. Bu hisseler, geri satın alındığı dönemde kar dağıtımı, oy hakkı, toplantılara katılma hakkı gibi hisse senedinin sağlamış bulunduğu hakların hiçbirisine sahip olmayacak, bir anlamda bu haklar bu hisseler için donacaktır. Şirket ortakları, bu hisse satışları yoluyla elde ettikleri fonları cari hesap yoluyla borçlu oldukları tutardan düşerek inceleme riskinden kurtulabilecekleri gibi, yukarıda yer verdiğimiz yasal düzenlemeler ışığında doğrudan veya dolaylı yollarla nakit sermaye olarak yeniden koyabilecektir. Bu sermaye artışını engelleyen herhangi bir durum yasal mevzuat açısından sözkonusu değildir. Yani, sermayesi yoğun şekilde ayni varlıklardan oluşan veya zamanla aktif yapısı nakit dışı varlıklara yönelmiş şirketler sermaye yapılarını nakit sermaye şekline döndürebileceklerdir. Kar dağıtımına bağlı görüşlere ise yukarıda yer vermiştik.

Bir diğer ifadeyle, sermaye şirketlerinin ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları ile yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden “ilgili hesap döneminin sonuna kadar” hesaplanan faiz tutarının % 50'si kurumlar vergisi matrahından beyanname üzerinde indirim konusu edilebilecektir.

Keza, geçmiş yıllar kârları, sermaye ve kâr yedekleri gibi işletme özkaynakları içinde yer alan değerlerin sermayeye eklenmesi halinde, işletmeye dışardan ilave nakdi bir kaynak girişi olmayacağı gerekçesiyle, bilançoda yer alan özkaynak kalemlerinden karşılanan sermaye artışları dolayısıyla indirim hakkından yararlanılamayacağı kabul edilmiştir. Yasal açıdan bu kaynaklar dışında yeni nakdi sermaye artışlarının bu haktan yararlanmasını engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor