Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Ekonomi, Maliye

Nazmi KARYAĞDI
29 Mart 2021Nazmi KARYAĞDI
6452OKUNMA

Hazine ve Maliye Bakanlığı: Vuslata devam mı? Hicrân mı?

“Devlet denen aygıtın hem savaş hem de barış zamanında omurgası hangi kurumdur?” diye soracak olsanız bana, cevabım her daim Maliye Bakanlığıdır.

Sakın ola ki bunu eski bir Maliyeci olmama bağlamayın lütfen.

Çünkü savaşın kazanılması ve barışın sürdürülmesi gerçekte devletin mali gücüyle sağlanan bir durumdur.

Bu nedenle de maliye, devlet kadar eski hatta devletle yaşıt bir kurumdur.

Ulusal tarihimizde (Anadolu Selçuklularında, Osmanlı İmparatorluğunda) mali yapı hep var olmuştur.

Divan-ı Hümayun’da maliye teşkilatının temsilcisi Başdefterdardı.

Başdefterdar, Fatih Kanunnamesinde padişahın malının vekili olarak tanımlanmıştı.

Değerli üstadım Dr. Mahfi Eğilmez, küçük ancak hacimli HAZİNE isimli eserinde, Fatih Sultan Mehmet’in Kanunname-i Ali Osman ile tek ve merkezi hazine düzenini, İslam Hazinesi (Beytülmal) ile Roma geleneğine dayalı Bizans Hazinesinin bileşimini kurduğundan söz eder.

O dönemde Devlet Hazinesi, Padişah’ın bilgisi ve dolaylı denetimi altında, ancak onun dilediği gibi Hazine’yi kullanmasına engel oluşturacak şekilde bir özerklik kazanmıştı. (Eğilmez, a.g.e., s.37)

Hatta Mahfi üstadın belirttiği üzere Fatih’in, Devlet Hazinesi’nin kasalarının bulunduğu binaları, saraydan uzakta Yedikule’de seçmiş olması bir tesadüf değildi.

1793’te çoklu Hazine sistemine geçerek mali disiplinden uzaklaşan Osmanlı Devlet Hazinesi, 1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla tek ve merkezi hazine sistemine dönmüştü.

Bu durum 1980’lere, Turgut Özal dönemine kadar devam etti.

Devletin parasının ve mülkünün tek yöneticisi, bir başka ifadeyle Devlet tüzel kişiliğinin temsilcisi durumunda olan Maliye Bakanlığı’nda ilk değişim 1983’te sonunda gerçekleşti.

Hazine, Maliye Bakanlığından ayrılarak Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı olarak ayrı bir idari birim haline geldi ve Başbakanlığa bağlandı.

1994 sonunda ise dış ticaret fonksiyonu ayrılarak Hazine Müsteşarlığı 4059 sayılı Kanun’la kuruldu.

Milli Emlak Genel Müdürlüğü ise 2018’de 703 sayılı KHK ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlandı.

Ancak talihin bir cilvesi olsa gerek, 2018’de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişle Maliyenin devleti temsil fonksiyonlarından Hazine yeniden Maliye’ye geri geldi.

Başlığımızda belirttiğimiz vuslat (kavuşma) 35 yıl sonra yeniden gerçekleşti.

Ancak 2018’e gelene kadar Maliye o kadar güçsüzleştirilmiştir ki yeni oluşumun adı Hazine ve Maliye Bakanlığı olur.

Bunu nereden çıkardığımı merak edecek olursanız; bu tür birleştirilen kurumlarda hep güçlü ve baskın olanın isminin önde geldiğine dair onlarca örneği size verebilirim:

Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Maliye ve Gümrük Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı vb.

35 yıl sonra Hazine devasa bir örgüt yapısıyla 15 başkanlık, genel müdürlük, müşavirlik ve daire başkanlığı ile baba ocağına geri döner.

Ancak 35 yıl içinde çok şey değişmiştir.

Hazine’de 17 bakan ve 11 müsteşar gelip geçmiştir.

Öte yandan teknoloji gelişmiş, dünya değişmiş Maliye kendi kurum kültürünü sürdürüp geliştirirken Hazine kendi kurum kültürünü oluşturmuştur.

Öte yandan Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi sonrasında Hazine ve Maliye Bakanlığı;

Olmak üzere toplam 43 birimlemaliye ve para politikasını belirleyen ve uygulayan bir dev haline dönüşmüştü.

Vuslata devam mı? Hicrân mı?

Bugünlerde Ankara kulislerinde Bakanlıklarda bazı değişimlerden söz ediliyor.

Türkiye şimdiden 2023 seçimlerine hazırlanmaya başladı bile.

Acaba Hazine ve Maliyenin 35 yıl sonra gerçekleşen kavuşmaları yeniden hicrâna (ayrılığa) dönüşür mü?

Dönüşür mü dönüşmez mi bilemem.

Söyleyeceğim tahminden ya da spekülasyondan öte bir şey olmaz.

Ancak hem bir eski Maliyeci hem de kurumsal yönetişim konularına kafa yoran bir kişi olarak; tek elde birleştirilen para ve maliye politikalarının hem belirlenmesi hem de uygulanmasının yürütülebilir büyüklükte bir yapı olmadığı kanısındayım.

Politikanın belirlenmesi ve uygulanmasının birbirinden ayrılması gerektiği gibi uygulama birimlerinin de kendi aralarında ayrılması kaçınılmazdır.

Yani hicrân kaçınılmazdır.

Hele ki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bu şemada ilgili kuruluş olarak yer alması dosta ve düşmana karşı bağımsızlığı şart olan bir kurumun, bir Bakanlığın ilgili kuruluşu olması izah edilebilir bir durum değildir düşüncesindeydim.

Kurumsal yönetişim uzmanı olarak şu yaşamsal eksiklikleri de belirtmek durumundayım.

Bugüne kadar birleştirilen herhangi bir Bakanlıkta kurumsal yönetişim çalışmaları yapılıp, kurum kültürleri belirlenerek yeni vizyon çerçevesinde yeni bir kurum kültürünün oluşturulması yönünde hiçbir adıma atıldığını anımsamıyorum.

Zira kurum kültürü ve bunda uyum diye bir durum bizim yönetim anlayışında pek sözkonusu olmaz.

Birleştirilen kurumlar her an ayrılabilir.

Birleştirildiklerindeki amaç ne kadar belirsiz ise ayrıldıklarında da amaç o kadar belirsizdir.

Örneğin; Özal zamanında birleştirilen Sanayi ve Ticaret Bakanlığı uzunca bir süre bu yapıyı korumuştu.

Oradaki dostlarıma entegrasyonun ne zaman tam olarak sağlandığını sorduğumda “Eski kurumlardan gelen son mohikan (!) da emekli olduktan sonra” yeni birimin ortaya çıktığını söylemişlerdi.

Bu nedenle de iki ayrı kurum kültürü ile bir araya getirilen Hazine ve Maliye’de de ayrılık mukadder gözüküyor.

Yararlı olur mu olmaz mı diye soracak olursanız;

Teknolojinin her şeyi bu kadar kolaylaştırdığı ve birleştirip önünüze serdiği bir ortamda birbirleriyle konuşan bilgi işlem sistemleri ve yöneticiler ile güçlü, basiretli, verileri iyi okuyan, furkan sahibi liderlerin çözümün adresi olduğuna inanıyorum.

Çok şey istiyor olsam da, ne mutlu ki, yönetim bilimi bize bunu söylüyor değerli arkadaşlarım.

Tesadüf bu ya yazı biterken, müzik dinleme geçmişime göre Spotify’ın seçtiği bir şarkı bilgisayarımdan yükseliverdi:

“Hicrân yine hicrân mı bu aşkın sonu söyle”*

(* Söz: Selim Aru, Beste: Şerif İçli) 

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor