Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Ekonomi, Maliye

Aysu ŞİRİN
04 Mart 2021Aysu ŞİRİN
6778OKUNMA

Gelir Dağılımında Adalet Terazisi Şaşıyor

Korona virüsü ve yarattığı tahribatları konuşmadığımız bir gün yok diyebiliriz. Vaka ve vefat sayılarındaki artışlar salgının başladığı zamanlardaki kadar dikkatimizi çekmese de hemen her gün altındaki son duruma, döviz kuruna, açıklanacak enflasyon, işsizlik, faiz oranlarına ve getirilen kısıtlamalara yönelik haberlere bakıyoruz. Çünkü sağlığımızı korumak adına verdiğimiz uğraşlar, ekonomik kayıplarımızı dizginlemek adına verdiğimiz mücadeleler ile yarışıyor. Vatandaşlar, virüsün etkilerinden çok ekonominin büründüğü halden endişe ediyor. Akıllardaki “geçimim mi sağlığım mı” ikilemi günden güne tırmanırken, bu süreçte yoksul iyice fakirleşmeye zengin ise zenginleşmeye davam ediyor. Dünya düzenindeki bu acımasızlık, ağırlığını artık daha da hissettiriyor. 

Gelir Dağılımı Nedir ve Neden Önemlidir?

Gelir, bir bireyin üretim ve hizmet süreçleri sonucu elde ettiği parasal ya da nesnel getiridir. Gelir dağılımı ise milli gelirin bireyler, sosyal gruplar ve üretim faktörleri arasında bölüşülmesi olarak tanımlanır. Kimi zaman kişiler, bazı sebeplerle yeterli düzeyde gelir elde edemeyebilirler. Bu noktada devletin, bu kişilere geçimlerini sağlayan gelirleri ulaştırabilmesi adına yeniden dağıtım tedbirlerini uygulaması gerekir. Devletin gelirleri daha eşitlikçi düzene sokma çabası, gelirin yeniden dağıtımı olarak adlandırılır. Bu amacı gerçekleştirmek için kullandığı araçlar ise; istihdam, ücret, fiyat kontrolleri ve vergiler ile kamu harcamalarıdır.

Gelir dağılımında adaletin sağlanması; toplumsal refahı artırır, fırsat eşitliğini artırır ve ekonomik istikrarı sağlar. Adil dağılmayan gelir sadece ekonomik değil sosyo-kültürel ve politik sorunlara da neden olur. Bu sebeple ülkemizde gelir dağılımında adalet, başlıca önem verilmesi gereken konulardandır.

Gelir dağılımının birikimli fonksiyonunu gösteren grafik, Lorenz Eğrisi'dir. Dikey eksende milli gelirin birikimli yüzdeleri yüzde 20'lik paylarla gösterilirken, yatay eksende ise nüfusun birikimli yüzdeleri yüzde 20'lik dilimler halinde gösterilir. Bu iki eksen arasında çizilen doğru mutlak eşitlik doğrusudur ve bu doğruda meydana gelen sapmalar, gelir eşitsizliğinin derecesini ortaya koyar. 

Gelir dağılımı ile ilişkili bir kavram daha var ki o da, Gini Katsayısıdır. Gini katsayısı, bir ülkedeki milli gelirin eşit dağılıp dağılmadığını ölçer. Katsayı 0'a yaklaştıkça dağılımda eşitliğin olduğu, 1'e yaklaştıkça gelir dağılımında eşitsizliğin varlığı görülür.

Kabaca temel kavramları verdikten sonra şimdi ülkemizdeki verilere bir göz atalım. 

Türkiye İstatistik Kurumu'nun Yapmış Olduğu 2019 Yılına İlişkin Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması Sonuçları

11 Eylül 2020 tarihinde TÜİK, yapmış olduğu araştırma ile ilgili haber bültenini yayınladı. Buna göre; Türkiye'de en yüksek gelire sahip yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay, bir önceki yıla göre 1,3 puan azalarak yüzde 46,3'e geriledi.

En düşük gelire sahip yüzde 20'lik grubun aldığı pay ise 0,1 puan artarak yüzde 6,2'ye ulaştı.

Buradan toplumun en zengin yüzde 20'sinin gelirinin, en yoksul yüzde 20'sinin gelirine oranının 7,4 olduğu görülüyor. Ayrıca gini katsayısı hakkındaki veriler de 2019'da bir önceki yıla göre 0,013 puan azalışla 0,39 olarak tahmin edilmiş. Ancak önemle vurguluyorum ki bu araştırma yapılırken ülkemizde korona virüs salgını henüz başlamamıştı. Salgının bu rapordaki veriler üzerinde ne derece etkili olduğunu, 2022 yılı içerisinde açıklanacak yeni bültenle öğreneceğiz.  

İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü, Covid-19'un Türkiye'de Gelir Dağılıma Etkisi ve Mevcut Politika Seçeneklerini Değerlendirdi

Doç. Dr. Ayşe Aylin Bayar, Prof. Dr. Öner Günçavdı ve Prof. Dr. Haluk Levent'in yazmış olduğu  Covid-19 salgınının Türkiye'de gelir dağılımına etkisini ölçen rapor, Nisan 2020 tarihinde yayınlandı.

Hazırlanan bu raporda TÜİK'in 2017 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasının verileri kullanıldı.  Çalışmada dikkat çeken bir nokta ise, zenginler oransal olarak daha az gelir kaybına uğrarken yoksulların gelir kaybının daha büyük oluşu.

Çalışmada, salgının hane halklarının gelirleri üzerinde etkisi iki senaryo üzerinden analiz edilmiş. Her iki senaryoda da, gelir grupları arasında farklı düzeylerde gelir azalmaları mevcut. En yoksul yüzde 20'nin toplam gelirden aldığı payın salgın öncesindeki değeri yüzde 6,5 iken her iki senaryo sonucu da yüzde 1'lik bir düşüşle yüzde 5,6'ya gerilediği görülüyor. En zengin yüzde 20'nin aldığı yüzde 47,5'lik pay ise birinci senaryoda yüzde 48, ikinci senaryoda yüzde 48,2'ye kadar yükseliyor. Yani zenginlerin gelirden aldıkları pay yüzde 1,5 artıyor. Bu durumda salgının aradaki makası daha da açtığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Gelir Dağılımında Adalet Terazisi Şaşıyor
Gelir Dağılımında Adalet Terazisi Şaşıyor

Çalışmada ayrıca 18 farklı sektörün salgından nasıl etkileneceğine ve gruplanmış sektörlerin istihdam özellikleriyle oluşturulan senaryolara göre muhtemel istihdam ve gelir kayıplarına yer verilmiş. Buna göre en olumsuz senaryoda istihdam kayıpları 3,2 milyon kişiye kadar çıkarken, gelir kayıpları ise en kötü etkilenen sektörde yüzde 75'e ulaşıyor.

OECD tarafından en son 2019 (yoksa bir önceki) yılı hesaplamaları esas alınarak yapılan çalışmaya göre Türkiye OECD ülkeleri içinde gelir dağılımı en adaletsiz 5. ülke konumundadır. (Araştırmada gelir, belirli bir yıl içinde hane halkının harcanabilir geliri olarak tanımlanmaktadır.) 

Gelir Dağılımında Adaletsizliğin Sebepleri

Ülkelerdeki vergi toplama ve kamu harcamalarına yönelik tercih ve uygulanan politikalar, adaletsizliğin ortaya çıkışında başta gelen etkenlerdir. Küresel düzeyde bakıldığında servetlerin çok fazla vergilendirilmediği, yüksek bireysel gelir ve şirket gelirlerinin az vergilendirildiği ve sonucunda düşen kamu gelirlerinin sosyal yardımların azalmasına sebebiyet vermesiyle bir kısır döngü yaşanıyor.

Eğitim, sağlık, gıda vb. alanlara yönelik destek ve yardım kalemlerinin azalması, en çok düşük gelire sahip grubu etkiliyor. Gelir dağılımı git gide daha eşitsiz bir hal alıyor.

Salgının olumsuz etkilerinin hissedildiği bir diğer önemli ayak ise yoksulluk. Dünya Bankası, iki yılda bir yayınladığı Yoksulluk ve Refah Raporu'nda, salgının önümüzdeki yılsonu itibarıyla milyonlarca kişiyi aşırı yoksulluğa sürükleyeceğini ve dünyadaki yoksulluğu yeniden 2017 seviyesine gerileteceğini duyurdu. Yoksulluğun yüksek seyrettiği ülkelerde artış olması beklenirken rapordaki dikkat çekici ayrıntı, aşırı yoksulluğun yaşandığı ülkelerin yüzde 82'sinin orta gelirli ülkeler olması. 

 Dünya Nüfusunun En Az Beşte Birinin 2022 Yılına Kadar Korona virüs Aşısına Erişimi Olmayacak

Pandemi süreci devam ederken aşı çalışmalarından sevindirici haberler geldi. ABD'li Pfizer ve Alman Biontech ortaklığında geliştirilen aşı ve Çinli biyoteknoloji firması Sinovac'ın geliştirdiği CoronaVac adlı aşının  sevkiyatlarının başlamasıyla, aşılama çalışmaları da hız kazandı Aşı sevkiyatların ilk üç sırada ABD, Çin ve AB bulunuyor.

Ülkemiz dünyada yapılan aşı sevkiyat sıralamasında sekizinci sırada bulunurken, bugün Türkiye'de yaklaşık 7 buçuk milyon kişinin aşılandığı tahmin ediliyor.

En çok sevkiyatın en ağır etkilenen ülkelere yapıldığı duyurulsa da son yapılan bir araştırma, durumun vahametini ortaya koydu. British Medical Journal dergisinde sonuçları yayımlanan bir araştırmaya göre dünya nüfusunun en az beşte birinin 2022 yılına kadar koronavirüs aşısına erişimi olmayacak. Zengin ülkelerin 2021 için öngörülen potansiyel aşı dozlarının yarısından fazlasını rezerve ettiğine dikkat çekilen araştırmada, bu ülkelerin dünya nüfusunun sadece yüzde 14'ünü oluşturduğu kaydedildi. Zengin ülkelerden Kanada'nın kişi başına dört dozu güvenceye aldığı, ABD'nin her vatandaşı aşılamaya yetecek miktarda rezerv yaptığı, diğer zengin ülkelerin de tüm nüfusa yetecek aşı dozlarını garantilediği belirtildi. Endonezya gibi daha yoksul ülkelerde ise rezerve edilen doz miktarının ancak iki kişiden birine yeteceğine dikkat çekildi.

Araştırmada ayrıca bazı aşıların aşırı düşük sıcaklıklarda depolanması zorunluluğunun daha yoksul ülkelere ek yük getireceği vurgulanırken, aşılara dünya çapında adil erişimin desteklenmesi için daha fazla şeffaflık ve sorumluluk çağrısı yapıldı. Araştırmacılar, bunun bir küresel sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek dünya çapında aşıya dengeli erişimin sağlanamaması durumunda ülkeler arasındaki ticaret ve seyahatlerin de olumsuz etkileneceğini vurguladı. 

Nasıl Bir Yol İzlenmeli?

Gelişmiş ülke ekonomilerinde hükümetler, gelir eşitsizliğinin büyük oranlara ulaşmasının önünü kesmedeki en etkili hamlelerin; yüksek vergi oranları, kamu harcamalarının artırılması ve sosyal politikalara daha fazla kaynak ayırmak olarak görüyor. Ancak eşitsizliğin azaltılması için daha fazla vergi toplamak ve daha fazla harcama yapmak ne kadar sürdürülebilir bir çözümdür, burası tartışılır. Öncelikle atılması gereken adım, ücretler ve sermaye gelirleri arasındaki farkın açılmasını durdurmaktır. İşsizlerin istihdam edilmesi gerekmektedir. İstihdam artışı için de mesleki eğitimlerle emeğin niteliği artırılmalıdır. Yatırım artışlarına ağırlık verilmeli, enflasyonla mücadelede kararlı ve rasyonel adımlar atılmalı, reel faizler düşük tutulmalı ve belki de en önemlisi, gelir dağılımında eşitsizlik yaratan bir düzende, yapısal reformlar ile iyileştirmeler yapılmalıdır.

Sözcü.com/ Mehtap Özcan Ertük /Ekonomi Haberi
http://guncavdi.com/pdfs/covid19rapor.pdf
https://tr.euronews.com/2020/10/07/
https://www.oecd.org/els/soc/41521804.pdf
https://p.dw.com/p/3mnGk
Yeşil Gazete /Abdullah Akyüz
Öner Günçavdı, Ayşe Aylin Bayar (İTD 124)

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor