Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
Ahmet OZANSOY
21 Aralık 2014Ahmet OZANSOY
316OKUNMA

Engelliler Feryat Ediyor!

Vergiler, en genel anlamıyla toplumun ihtiyaçları için harcanır. İhtiyaçların öncelenmesi de siyasi tercih meselesidir. Ülkemizde, kimi olumlu gelişmelere rağmen engellilerin yaşam koşullarının geliştirilmesinin öncelendiğini söylemek çok zor. Üstelik bazen mehter takımı gibi 2 adım ileri, 1 adım geri adım atılarak engelliler mağdur ediliyor.

Posta kutuma en çok engellilerden e-mail geliyor. Hepsi bir başka sorunla boğuşuyor. İşte onlardan birinin gönderdiği e-mail. Yüreğiniz dayanırsa okuyun lütfen…

Sayın Ahmet bey, hasta babam ve ben evde iki kişi yaşıyoruz. Babam  %93 ağır özürlü, böbrek yetmezliği (dialize giriyor 5 senedir), şeker hastalığı yüksek tansiyon damar tıkanıklığı bulunan bir hasta ve 2006 yılında vefat eden annemin emekli aylığıyla yaşam savaşı veriyoruz. Van’da ikamet ediyorduk, Van depreminden sonra babamın tedavisine devam edebilmek için halamın yanına Antalya iline göç etmek zorunda kaldık ve yol masrafları için de bin bir zorlukla kredi çektik.

Antalya’ya taşındık taşındıktan sonra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından aldığımız evde bakım maaşına devam etmek için Van’da bulunan dosyamızı Antalya’ya naklettirdik. Dosya geldikten sonra tekrar başvuru yapmamız lazımmış. Sanki Van başka Antalya başka ülkenin toprakları. Başvuraya gittiğimde Van’da istedikleri evrakların aynısı tekrar istendi ve gelir testini 40.-TL geçtiğimiz gerekçesiyle evde bakım parası kesildi. Ben o an inanır mısınız yaşamak istemedim. Annemden babama kalan maaş 1.063.-TL. Zaten kredi sebebiyle hepsinide alamıyoruz, evimiz kira. Babam ağır hasta olduğundan ben de çalışamıyorum. Bu gelir uyuşmazlığı konusu hiç bir yerde vurgulanmıyor yani bir tek biz miyiz mağdur olan. Lütfen bir çözüm yolu bulun sayın AHMET bey. O kadar mağdurum ki.... (O.Alptekin)

Evde Bakım Ücretinin Serüveni

Evde bakım ücreti, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’na, 5378 sayılı Kanun’un 30’ncu maddesi ile eklenen Ek-7’nci maddeye göre ödenmektedir. Bu madde, 3 aşamalı bir değişim geçirmiştir. Aşağıda yasa maddeleriyle okuyucuyu sıkmadan neler olduğunu özetleyeceğim.

EK-7’nci Maddenin İlk Hali

Söz konusu Ek-7’nci maddenin ilk şeklinde evde bakım ücreti ödenmesi 2 koşula bağlanmıştı:

  • Özürlünün kendisinin sosyal güvenliğinin olmaması,
  • Özürlünün ailesinin olmaması veya ailesinin ekonomik ve sosyal yoksunluk içerisinde olması.

Bu ifadede geçen “aile” teriminden ne anlaşılması gerektiği de açık değildi. Uygulamada; özürlüyle aynı evde oturan herkes, özürlünün ailesi sayılıyor idi. Bu durum pek çok haksızlık doğurmaktaydı. Zira kendilerinden fedakârlık yaparak özürlüye bakan akrabaları cezalandırılmış oluyordu. İşte yasa koyucu bu durumu fark ederek bahse konu yasayı değiştirdi.

5579 Sayılı Kanun’la Yapılan Devrim Gibi Değişiklik

Söz konusu EK-7’nci maddede 2007 yılında 5579 sayılı yasa ile devrim gibi bir değişiklik yapıldı. Bu yeni halde bakım ücreti alma koşulları değiştirilerek teke indirildi.

  • Özürlünün kendisinin ve özürlünün bakmakla yükümlü olduğu kişilerin (eşi ve çocukları ile geliri olmayan anne babası) gelirleri toplamının aylık kişi başı net asgari ücretin 2/3’ünden az olması.

Değişikliğin “devrim” niteliği gerekçede belirtilen çağdaş sosyal devlet anlayışından kaynaklanıyordu. Gerekçede özetle;  “Ek-7’nci madde ile bakıma muhtaç özürlülerin, bakım hizmetinden faydalanabilmesi için herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tâbi olmama şartı getirilmiştir. Oysaki bakıma muhtaç özürlünün ailesinin herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tâbi olması, özürlünün temelde alma hakkına sahip olduğu hizmetten faydalanmasına engel teşkil etmemelidir. … Bu kısıtlama ile özürlüler arasında ayrımcılık yapılmakta ve Anayasa’nın eşitlik ilkesi ihlal edilmektedir. Bakıma muhtaç özürlü birey, kendisinin ya da ailesinin sosyal güvencesinin olması nedeniyle bakım hizmetinden yararlanamamaktadır. … Uygulamada sosyal güvenlik sistemi içerisinde yer alan özürlü ailelerinin yarısından fazlasının bir asgari ücret aldığı, geri kalan kesimin de iki asgari ücret ile yaşamını idame ettirdiği bilinmektedir. … Özürlü ailelerinin belirlenen bakım ücretlerini, aldıkları maaşla karşılayamamaları ve bu hizmetten yararlanamamaları sonucunu doğuracaktır. … … Özürlülükte, bakım sorumluluğunun aile yanında toplum tarafından da üstlenilmesi gerekmektedir. Bakıma gereksinim duyan özürlü bireylerin psikolojik ve sosyo-ekonomik gereksinimlerinin çağın gereklerine uygun bir şekilde herhangi bir ayrım yapılmaksızın karşılanması zorunludur” denilmektedir.

Gerekçenin en çarpıcı cümlesi; özürlü bakımının ailenin değil, toplumun sorumluluğunda olduğunu vurgulamasıdır.

Fakat yasa ile yapılan “devrim”, Yönetmelik’le yapılan bir “karşı devrim” ile sonlandırılmıştır.

Bakım hizmetinin uygulanmasına yönelik detayların belirlendiği, “Bakıma Muhtaç Özürlülerin Tesbiti ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik”in “Tanımlar” başlıklı 4’üncü maddesinin “h” bendinde; “Bakmakla Yükümlü Olunan Bireyler”, (uzun uzun yazmayacağım) engellinin yedi sülalesini içerir şekilde tanımlanmıştır.

Yasa “özürlünün bakmakla yükümlü olduğu bireyler ve bunların gelirleri”nden bahsederken, Yönetmelik “özürlüye bakmakla yükümlü olanları” tanımlamış, üstelik bu tanımı da hiçbir hukuksal dayanağı olmadan son derece geniş tutmuştur. Özürlü olmayan bireylerin bile bakmakla yükümlü olmadığı kişiler, özürlüler bakımından bakmakla mükellef sayılmışlardır. Örneğin özürlü olmayan bir kişi söz gelimi dayısının oğluna bakmakla mükellef değilken, kendine bakmaktan aciz özürlü, dayısının oğluna bakmakla mükellef sayılmıştır.

Oysa Medeni Kanun’un 323’üncü maddesine göre özürlüye bakmakla yükümlü olanlar sadece ve sadece özürlünün 18 yaşını doldurmamış olması koşuluyla anne ve babadır. Özürlü 18 yaşını doldurduktan sonra “bakmakla yükümlü olma” fiili onlar için de kalkar.

İşte açıkça Kanun’a aykırı olan Yönetmelik’in bu maddesinin iptali için 2011 yılında Danıştay’a dava açıldı. Maalesef bu dava henüz sonuçlanmadan (ki, hâlâ sonuçlanmadı), “normal şartlarda” iptali kesin olduğundan 2828 sayılı Yasa’nın bahse konu Ek-7’nci maddesi tekrar değiştirildi.

6518 Sayılı Yasayla Geriye Gidiş

19 Şubat 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6518 sayılı Yasa’nın 21’nci maddesiyle 2828 sayılı Yasa’nın Ek-7’nci maddesi tekrar değiştirildi. Değişiklik daha önce Yasa’da yer alan “özürlünün bakmakla olduğu bireylerin toplam gelirleri” ifadesi yerine “hane halkının toplam geliri” ifadesini getirdi. Böylece aynı evde yaşayanlar toplu olarak değerlendirmeye tâbi tutuldu. Yani bir şekliyle Yasa’nın ilk şeklindeki “aile” terimine geri dönülmüş oldu. Üstelik “hane halkı” teriminden ne anlaşılması gerektiği de Yasa’da açıklanmadı. Genel hukuk sistemimiz içerisinde de böyle bir tanım yok. Bu ifade yalnızca TÜİK tarafından yapılan istatistiksel hesaplamalarda dikkate alınan bir kavram.

Sonuçta, yasal olarak gelirini özürlüyle paylaşmak zorunda olmayan, sadece toplumsal ve sosyal nedenlerle özürlüyü evinde ikamet ettirip bakımını üstlenenler cezalandırılmaktadır. Bu kişiler özürlünün anne babası dahi olsalar, neticede yasal olarak özürlüye bakmakla yükümlü değiller. 5579 sayılı Yasa’nın gerekçesinde açıkça ifade edildiği üzere özürlülere bakım sorumluluğu, aile yanında toplum tarafından üstlenilmesi gereken bir yüktür. Bu anlamda 6518 sayılı Yasa ile bir geriye gidiş oldu ve özürlüye bakım sorumluluğu toplumdan alınıp tekrar özürlünün ailesine yüklendi. Dünyadaki gelişimlere tamamen ters yönde atılan bu adım, değil birkaç yüz lira, çok daha yüksek paralar ödense dahi zaten “bir engelliye bakmak” gibi dünyanın en ağır yüklerinden birini üstlenen engelli ailelerine, yüklerini biraz olsun hafifletmek şansı tanımamış oldu. Üstelik bu yükün hiç değilse bir kısmının toplumca üstlenileceği önce yasa koyucu tarafından ilan edilerek özürlü aileleri sevindirildi, bu iradeye yönetmelikle uyulmayarak bu sevinç kursakta bırakıldı, nihayet yönetmeliğin yasaya uydurulması beklenirken, neredeyse yasa yönetmeliğe uygun hale getirilerek engelli ailelerinin umutları da ellerinden alınmış oldu.


Rahmetli Cem Karaca ne diyordu: “Döneceez, döneceez, aynı yere geleceez!”


Dönüp dolaşıp 6 yıl sonra aynı yere gelindi! Maalesef.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor