Nazmi KARYAĞDI
Nazmi KARYAĞDI

Her Alanda Tam Bağımsızlık

551

Dış güçler tarafından Ulusal bağımsızlığımızın her alanda sorgulandığı, kısıtlanmaya çalışıldığı, sınava tabi tutulduğu yıllardan geçiyoruz.

Gün geçmiyor ki ekonomik, askeri, siyasi ve mali alanda önümüze bir engel konulmasın. Ya da ulusal bağımsızlığımızı sınava tabi tutmak isteyen birileri karşımıza çıkmasın.

Hâlbuki Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve ona inanan ve güvenen Türk milleti tarafından Cumhuriyetimizin temeli bu ilke üzerine kurulmuştu.

Bize özgürlüğümüzü veren tam bağımsızlık fikrinden zaman zaman uzaklaşılan politikalar izlense de; bana göre yaşamakta olduğumuz yıllar, tam da bunun sınandığı ve yeniden kazanılması zaruretinin doğduğu yıllar.

Bu nedenle de hassasiyetimiz, arzumuz ve fiillerimiz hep tam bağımsızlığımızı tesis etme ve onu koruma yolunda olmalıdır.

Çünkü biliriz ki sadece Türk milletine değil tüm mazlum milletlere önderlik yapan Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” sözü millet olarak da bizim karakterimizdir.

İşte tüm bu nedenlerle ülkemizin güneyinde devletimizin bekası, milletimizin geleceği için başlatılan Zeytin Dalı Operasyonunda görev alan Mehmetçiklere ve kahraman ordumuza Allah’tan güç ve kuvvet diliyorum.

Sözü fazla uzatmadan konumuz olan tam bağımsızlıkla ilgili bir makaleyi sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Atatürk çizgisi, İnönü çizgisi”

Turgut Özal’ın conformiste bir politikacı olmadığı, kesin; bu defa, “Dünyadaki Yeni Dengeler ve Türkiye” konusunda gençlerle konuşurken; önce ‘dış siyasette iki çizgi izlendiğini, bunlardan birinin Atatürk diğerininse İnönü çizgisi olduğunu’ işaret etmiş; arkasından demiş ki:

“…Atatürk çizgisi, daha aktif bir çizgiydi; herkes Atatürk’ten bahseder ama, Türkiye’nin dış politikası İnönü çizgisindedir. Bu çizgi kapalı, içine dönük, dış dünyadaki gelişmelere kapalı bir çizgidir, bürokratiktir.”(Hürriyet, 18 Kasım 1991)

Doğru söze ne denir, cumhuriyet tarihimizde gerçekten, biri Atatürk’e öteki İnönü’ye ait iki çizgi vardır ki; üstelik, handiyse birbirine karşıt sayılabilecek bu ikilik, ‘münhasıran’ dış siyaset alnında da değildir.

İster misiniz, şöyle bir göz atalım?

Müdafaa-i Hukuk, hep biliyoruz, anti/emperyalist bir kurtuluş cephesiyle; Mustafa Kemal, batılı emperyalist güçlere çok açık bir şekilde tavır koymuş, açık ve seçik olarak demiştir ki:

“… İstiklâl-i tam, bizim bugün, deruhte ettiğimiz vazifenin ruh-u aslisidir; bu vazife, bütün millete ve tarihe karşı deruhte edilmiştir. (…) İstiklâl-i tam denildiği zaman, bittabi siyasi, mali, iktisadi, askeri, harsi ve ilh, her hususta istiklâl-i tam ve serbesti demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklâlden mahrumiyet, millet ve memleketin mana-yı hakikisiyle bütün istiklâlden mahrumiyeti demektir…”(Söylev ve Demeçleri Ekim, 1919)

Dahası Müdafaa-i Hukuk, yalnızca Türkiye’nin haklarını savunmuyordu; Mustafa Kemal davasının evrenselliğini, neredeyse ‘Üçüncü Dünyacı’ diyebileceğimiz şu sözleriyle ortaya koyuyor:

“… Anadolu bu müdafaasıyla yalnız kendi hayatına ait bir vazife ifa etmiyor, belki bütün Şark’a müteveccih hücumlara bir sed çekiyor. Efendiler, bu hücumlar elbette kırılacaktır, bütün bu tasallutlar, mutlaka nihayet bulacaktır.”(Söylev ve Demeçleri, 11 Ekim 1921)

İsmet İnönü’nün bütün hayatında, buna benzer sözler söylediği, hemen hiç işitilmemiştir; o hep dengeleri kolladı, statuquoyu korumayı iş edindi; buna rağmen Mustafa Kemal Paşa, ölümünden bir yıl öncesine kadar, Hatay Meselesi dolayısıyla Batı’yla kanlı bıçaklıydı; oysa İnönü, Atatürk’ün ölümünden çok kısa bir süre sonra, İngiltere ve Fransa ile bilinen anlaşmayı imzalayarak, Türkiye’yi Batı’nın kıçına taktı.

Takış o takış!..

Aradaki fark, yalnız dış siyasette değildir demiştim; kültür politikaları da çok farklıdır.

Müdafaa-i Hukuk öğretisinin kültür idrakini, Mustafa Kemal şöyle özetlemişti: “… milli terbiye programımızdan söz ederken, eski devrin hurafelerinden ve evsaf-ı fıtriyemizle hiç de münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, Doğu’dan Batı’dan gelen bütün tesirlerden uzak, seciye-i milli ve tarihiyemizle mütenasip bir kültür kasdediyorum. (…) Çünkü lâlettayin bir ecnebi kültürü, şimdiye kadar izlenen yabancı kültürlerin tahrip edici neticelerini tekrar ettirebilir. Kültür zeminle (haraset-i fikriyle) mütenasiptir. O zaman millettin seciyesidir.”(Ulusal Kültür Savaşı, s.22)

İnönü ‘cumhuriyetinde’ tutum değişir. 1941’de İnönü şunları yazmıştır: “Eski Yunanlılar’dan beri, milletlerin fikir ve sanat hayatında meydana getirdikleri şaheserleri dilimize çevirmek, Türk milletinin kültüründe yer tutmak ve hizmet etmek isteyenlere, en kıymetli vasıtayı hazırlamaktır.” Aynı dönemde Çankaya’nın kültür danışmanı, Ataç şöyle diyor: “… biz görüyoruz eksiğimizi, Yunanca öğrenemedik, Latince öğrenemedik, Avrupalıların eğitiminden geçmedik; onun için de ne denli uğraşsak, Avrupalılar gibi olamıyoruz.”(Aynı eser, s.22)

Görülüyor k, Özal’ın tespiti doğru; ama bundan çıkardığı sonuçlar doğru mu, o bahsi diğer.”

Alıntı yaptığımız bu makalenin yazarı, ülkemizin yetiştirdiği önemli yurtseverlerden, aydınlardan ve sanatçılardan biri olan rahmetli Attilâ İlhan (1925-2005).

Attilâ İlhan hem yazdıklarıyla hem de yaşadıklarıyla tam bağımsızlık fikrinin toplumumuzda öncülerinden olmuştu.

Bağımsızlığımızı ve milli egemenliğimizi tam manasıyla elde etmek ve geleceğe güvenle bakabilmek için Atatürk’e, Attilâ İlhan’a başvurmakta yarar var.

Özetle; günün sorunlarını çözüp, geleceği güvenle inşa etmemiz için Mustafa Kemal gibi düşünmeye ihtiyacımız var…

(Kaynak: Attilâ İlhan, Hangi Küreselleşme, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 4. Basım, 2015, I. Basım 1997, s.38-40)

YASAL UYARI : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları yazara aittir. Yazar adı ve "vergialgi.net" internet sitesi adı kullanılmadan alıntı yapılamaz.
VERGİALGI, yeni e-konomi'nin bilgi paylaşım platformudur.