Nazmi KARYAĞDI
Nazmi KARYAĞDI

Batının Bitmeyen Oyunu: Kendisini Yönetenlere Muhalif Bir Millet Yaratmaya Çalışmak

569

Orta Asya’dan çıkıp Viyana önlerine kadar giden bir millette liderlik geleneksel olarak çok önemli ve doğal bir meziyettir.

Milleti yeni ufuklara, yeni coğrafyalara götüren, buraları önce askeri strateji, teknik ve zekâyla daha sonra ise adalet ve merhametle fethedenler (Fatihler) elbette ki milletten çok büyük saygı görürler.

Millet, Fatihlerine büyük güven duyar.

Nasıl duymasın ki? Batılı yazarlarca günümüzün liderlik kitaplarında büyük özellikler diye ballandıra ballandıra ayyuka çıkarılan özellikler, bizim milletimizin sinesinden çıkan Alparslanlarda, Selahaddin Eyyubilerde, Fatih Sultan Mehmetlerde ve Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’te vardır. Ve var olmaya devam edecektir.

Millet olarak bu strateji dehaları ve yönetim bilgeleri ile nasıl övünmeyiz ki.

Ancak Batının (emperyalist güçlerin) Türk milletine gizli bir strateji ile sürekli olarak uyguladığı “kendi yöneticilerine muhalif millet yaratmak” oyununu görmemiz lazım.

Bu yaklaşımın kökenine indiğimizde, Haçlı Seferlerinden beri Batının Doğuya oryantalist bakış açısının yattığını görürüz. Öte yandan Türkiye hakkında bilgi sahibi olmak istediklerinde hep aynı ve yanlı kaynaklardan besleniyor olmaları da kendilerindeki önyargının daha da güçlenmesine neden olmaktadır.

Bu strateji liderlerimiz hayatta iken uygulanabildiği gibi onlar öldükten sonra da hâlâ uygulanmaya devam ettirilebiliyor.

Örneğin Atatürk’ün sağlığında çok fazla yürütemedikleri bu stratejiyi o öldükten sonra bile bırakmadılar. Etrafımız yedi düvel düşmanla sarılmışken milleti etrafında kenetleyerek kurtuluş mücadelesinde örgütleyerek esaretten kurtaran, egemenliği millete veren ve ülkeyi bağımsızlığına kavuşturan, ekonomik ve siyasi olarak da güçlü kılmak için milletle birlikte pek çok devrimler yapan Atatürk’ün ölümünden yıllar sonra bile ona düşman nesiller yaratabilmişlerdir.

Keza Sultan II. Abdülhamid. Kendi döneminde imparatorluğun hiç toprak kaybına uğramaması, yeni okulların açılması (ilk kız okulu, ilk sanat ve mimarlık yüksek okulu olan eğitim kurumu: Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şahane, ilk hukuk fakültesi…), Afrika açılımı ile Güney Afrika’da Cape Town’da bizzat şahit olduğum Hamidiye Camisi ve Türk Hamamı, Japonya’ya gönderilen Ertuğrul gemisi, Hicaz demiryolu, Haydarpaşa ve Sirkeci Garı, Posta Telgraf teşkilatının 1877’de etkin hale getirilmesi, 1894’te Minnesota ve Wisconsin’da meydana gelen yangında bölge halkına insani yardım olarak 300 Osmanlı lirası gönderilmesi, ülke içinde ve dışında İmparatorluğun geleceğini ve güvenliğini sağlamaya yönelik dönemin en iyi haberalma teşkilatı… (Bkz. Çağımızın en büyük vatanseverlerinden rahmetli Prof. Oktay Sinanoğlu’nun kaleminden, Türkiye Nereden Nereye? Bilim+Gönül Yayınları, 2015) Aynı strateji bu kez II. Abdülhamid’i kendi milletinin bir kısmına “Kızıl Sultan” olarak benimsetebilmiştir.

Emperyalist sistemin işi olan bu oyunu kendi öz milletine nasıl benimsetebilirsiniz?

Rahmetli Necip Hablemitoğlu’nun kitaplarında belirttiği, her devirde gazeteci/köşeyazarı kimlikli “etki ajanları” sayesinde ve kumandalı Batı basının taktığı hakaretamiz sıfatları kullanan ve kendisini para ile besleyen milli olmayan bir medya ile bunların benimsetildiğini görmekteyiz.

Her insan düşünce özgürlüğü sınırları içerisinde karşısındakinin kişilik haklarına da saygı duyarak fikrini açıklayabilir. Bundan daha doğal bir şey de olamaz. Ancak yapılanın düşünce özgürlüğü altında ne gibi sonuçlar amaçladığını görmek gerekiyor.

Batı’da da düşünce özgürlüğü sınırları içerisinde kendi liderlerini eleştiriye rastlarız. İtham şeklindeki ifadeler ise ancak suçüstü veya yargısal hüküm gibi durumlarda ortaya çıkmaktadır. Örneğin ABD Başkanı Nixon’un Watergate skandalı, Bill Clinton ile stajyer Monica Lewinsky skandalında olduğu gibi. Hiçbir zaman dedikoduya, iftiraya ya da halkı kendisini yönetenlere karşı kin ve nefret duyurmaya yönelik bir kampanya göremezsiniz.

Ülkemizde yaşananları gözümüzde canlandırdığımda, ülkenin yönetiminde oldukları dönemde pek çok liderimizin “kendisini yönetene muhalif millet yaratma stratejisinin” muhatabı olduğunu görmekteyim.

Bu senaryoyu ilk önce Batı medyasında ve Hollywood yapımı işlerde görmeye başlarsınız. Batı medyasında Türk liderleri için kullanılan kavramların bir müddet sonra Türkiye içindeki etki ajanları tarafından tedavüle sürüldüğüne şahit olursunuz.

Millet olarak bize oynatılmaya çalışılan ve kendimize zarar vermekten başka bir sonuç doğurmayan oyunun farkına varma zamanın geldiğini hatta geçtiğini söyleyebilirim. Bana göre uyanık olmazsak korkarım bugün de gelecekte de bu oyunlar devam edebilecek.

Tarihte 17 devlet kuran ve bunun sonuncusunu da Türkiye Cumhuriyeti ile taçlandıran milletimiz liderlik vasıflarını genlerinde, kodlarında taşıyor ve taşıyacak.

Şunu da görmek gerekiyor. Batı bu oyunu kendisi dışında tüm dünyaya uyguluyor. Bkz. Rusya’ya, İslam dünyasına, Asya’ya, Latin Amerika’ya…

Ve batı basınına baktığınızda haber verme tarzının, ne hikmetse, kendisi dışında her yerde demokrasinin geri olduğu, insan haklarının olmadığı, diğer ülkelerin yolsuzluklara batmış olduğu, bu ülkelerin insanlarının hep kötü yönetildiği yönündedir.

Ancak Batı, milletle yöneticileri arasında mesafe inşa etmeye çalışsa da asil Türk Milleti her zaman bu mesafeyi kaldırmıştır.

Kendi değerlerine sahip çıkmıştır.

Kendisi için düşüneni, kendisi için çalışanı ve kendisini seveni hep görmüştür.

YASAL UYARI : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları yazara aittir. Yazar adı ve "vergialgi.net" internet sitesi adı kullanılmadan alıntı yapılamaz.
VERGİALGI, yeni e-konomi'nin bilgi paylaşım platformudur.