Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
Nazmi KARYAĞDI
09 Haziran 2013Nazmi KARYAĞDI
87OKUNMA

Devletin Borcunu Kapatan Türk Milletine Teşekkürler

Hatırlanacağı üzere Türkiye, 14 Mayıs 2013’te Uluslararası Para Fonu IMF’ye olan borcunun son taksidi olan 421 milyon doları ödeyerek borçlu konumundan çıktı.

 

Elbette bu durum tüm devlet borçlarının kapandığı anlamına gelmiyor. Nitekim 7 Haziran tarihinde Hazine Müsteşarlığınca yayınlanan “Kamu Borç Yönetimi Raporu 2013”e göre;

 

  • 2012 sonu itibariyle genel yönetim borç stoku 240 milyar lira; AB tanımlı (AB Hesaplar Sistemi 95) olarak ise 510 milyar 888 milyon lira.

 

  • 2004 yılında AB tanımlı genel yönetim borç stokunun 333 milyar 248 milyon lira olduğu dikkate alındığında borç stokunda ciddi bir artış gösterdiği gözlenmekte.

 

Masstricht Kriteri; AB Tanımlı Borç Stoku/GSYH :%60

2002 yılında kamu net borç stokunun GSYH’na oranı AB tanımlı hesaba göre %74 iken 2012 sonu itibariyle %36,1 olarak hesaplanmış durumda.

 

Bu durumda %60’lık Maastricht kriterine göre elde ettiğimiz %36,1’lik oran, son yıllarda millet olarak borç ödeme kabiliyetimizin oldukça iyi bir seyir izlediğini ortaya koymakta.

 

Dünya Kurtarma Paketleri Liginde İlk 10’dayız

Financial Times gazetesince yapılan araştırmaya göre krizlerden çıkışta ülkelerin yüklenmek zorunda kaldıkları kurtarma paketleri liginde Türkiye, 2000 yılı krizinin faturası ile ilk 10’a girmiş durumda.

 

Aşağıdaki grafik rakiplerimizle birlikte ligdeki durumumuzu net bir şekilde gösteriyor:

 

 

 

IMF Politikaları İle IMF Borcunu Kapatma İronisi

2000’li yılların başında Bakanlar Kurulu’na dışarıdan atanan Devlet Bakanı Kemal Derviş tarafından hazırlanan ve “Güçlü Ekonomiye Geçiş” programı olarak adlandırılan IMF programları ve politikaları kesintisiz olarak uygulandı.

 

Sonuçta diğer borçlu ülkeler gibi Türkiye de kendi isteğiyle IMF politikalarını hayata geçirmek durumunda kaldı.

 

İşin ironik tarafı ise; IMF ve diğer kredi verenlere milletçe borç kapatma sürecimizi IMF program ve politikalarıyla gerçekleştirmiş olmamız.

 

Borcun Kapatılmasında Vergi Gelirleri Politikamızın Geldiği Nokta

Özel sektörde zaman zaman stratejik (!) yönetim aracı olarak ortaya çıkan “quick win” (hızlı kazanım) anlayışının borçların kapatılmasında vergi sistemimize de hakim olduğu gözlenmekte.

 

Buna göre 1993 yılında gelir üzerinden alınan vergilerin (gelir ve kurumlar vergisi) toplam vergi gelirleri içindeki payı %44,2 iken 2012 sonu itibariyle %32,9’a inmiştir.

 

Vergi gelirleri yapımız,

 

  • akaryakıt, doğal gaz, alkollü içecekler, sigara, motorlu taşıtlar, dayanıklı tüketim mallarından alınan Özel Tüketim Vergisi (toplam vergi gelirleri içindeki payı %22,6)

 

  • İthalde alınan KDV (toplam vergi gelirleri içindeki payı %15,8)

 

  • Dahilde alınan KDV (toplam vergi gelirleri içindeki payı %16,8)

 

  • Harçlar (toplam vergi gelirleri içindeki payı %3,1)

 

  • Motorlu taşıtlar vergisi (toplam vergi gelirleri içindeki payı %2,1)

 

  • Damga vergisi (toplam vergi gelirleri içindeki payı %2,4)

 

  • Özel iletişim vergisi (toplam vergi gelirleri içindeki payı %1,4)

gibi vergi adaletinden uzak bir yapıya bürünmüştür.

 

Osmanlı’nın Borçlarını da Türkiye Cumhuriyeti Kapatmıştı

Tarihe baktığımızda Osmanlı Devleti’nden kalan borçların Türkiye Cumhuriyeti dolayısıyla da Türk Milleti tarafından üstlenmiş olduğunu ve 1924 yılında başlayan borç ödeme takviminin, hukuken 25 Mayıs 1954 tarihinde sona erdiğini görmekteyiz.

 

Sizce de geçmişte olduğu gibi gelecekte de ödeyeceği vergilerle ve diğer faturalarla Devletin borcunu kapatacak olan Türk Milleti yani bizler teşekkürü hak etmiyor muyuz?