Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
Ahmet OZANSOY
29 Temmuz 2013Ahmet OZANSOY
90OKUNMA

Deprem Olsun, Komşumun Dükkânı Yıkılsın!

Gazetelerde haberler: Dışişleri Bakanlığı’nda büyükelçiler, meslek memurları ve emekli büyükelçiler Bakanlıklarını ilgilendiren yasa değişikliğinden rahatsızlık duyuyorlarmış. Sebebi, meslek memurluğu sınavını kazanarak, usta-çırak ilişkisiyle meslek memurluğundan yetişmeyip dışardan büyükelçiliğe atananların, ülkeye döndükten sonra, Bakanlık’ta genel müdürlük gibi üst düzey pozisyonlara atanabileceği yönünde yapılan değişikliğin, liyakat sistemine önemli bir sekte vuracağı, Dışişleri’nin kendine özgü kurumsal kimliğinin zarar göreceği endişesi imiş.

 

Doğrusu, bu endişenin bütünüyle yersiz olduğu söylenemez. Cahit KAYRA üstadın dediği gibi “Devlet, kurumlarıyla; kurumlar da gelenekleriyle vardır. Gelenekler yıkılınca, kurumlar da sarsılır.”

 

Doksanlı yılların ilk yarısında Mülkiye’de okurken herkesin öncelikli hedefi ya Maliye’ye girmekti ya da Dışişleri’ne. (Şimdi öyle mi bilmiyorum). Buna gerekçe olarak da, ülkenin en kurumsal, en ciddi ve liyakat sisteminin en iyi işlediği iki bakanlığının Maliye ile Dışişleri olması gösterilirdi ve herkes buralarda kariyer yapmak isterdi. Esasen bu ciddiyet halka da yansımıştı. İyi hatırlıyorum, benim çocukluğumda kabine açıklanırken, başbakan seçimde belli olduğundan herkes Maliye Bakanı ve Dışişleri Bakanının kim olacağını çok merak ederdi.

 

Neticede Mülkiye’de iyi yabancı dil bilenler Dışişleri’ni, bu konuda daha zayıf olanlar ise Maliye’yi gözüne kestirirdi. Buraların sınavlarını kazanamayanlar, şanslarını başka yerlerde denerlerdi.

 

Ben küçük bir Anadolu şehrinin devlet okulunda okuduğumdan olsa gerek, yabancı dilim parlak olmadığından Maliye’yi hedefledim. Nasip oldu, 1998 yılının başında Maliye Müfettiş Yardımcılığı sınavını kazandım. Lakin şöyle ağız tadıyla mesleğimi yapabilmek hiç mümkün olamadı.

 

Mesleğe girişimizin ilk yıllarından itibaren, önceden de devam edegelen sürekli bir kapatılma tehdidi altında çalıştık. Kapatılma gerekçesi olarak dünyada teftiş kurullarının olmadığı yalanından tutun, iç denetim nedeniyle teftiş kurullarının gereksizliğine, Maliye Bakanlığı’nda kast sistemi kurulduğuna kadar ipe sapa gelmez pek çok şey söylendi.

 

Maliye Müfettişleri ve Maliye Müfettişleri Derneği olarak bu gerekçelerin haksızlığını, Cumhuriyet öncesinden gelen ve köklü gelenekleri olan kurumların yok edilmelerinin sakıncalarını, teftiş kurullarının işlevlerinin neler olduğunu kamuoyuna anlatmaya çabaladık. Kimse bizi dinlemedi. Sesimiz, “bir avuç ayrıcalıklı (!) zümrenin, imtiyazlarını kaybetmemek için çıkardıkları gürültü” olarak algılandı ve nitelendi.

 

Ben, bu sessizlik ve ölüme terk ediş karşısında çok şaşırdığımı ve “nasıl olur da, bunun herkese zararı olacağını kimse göremez” diye hayıflandığımı hatırlıyorum. Nihayet 2 yıl önce Maliye Teftiş Kurulu kapatıldı. Teftiş Kurulu kapatılırken, yanında Hesap Uzmanları Kurulu da kervana eklendi.

 

Kısa süre önce bu defa Sayıştay’ın yetkilerinin kısıtlanması ve işlevsizleştirilmesi gündeme geldi. Neyse ki, Sayıştay’cı arkadaşlar, “şimdilik” bu salvoyu savuşturmayı başardılar. Tıpkı, kapatılmadan önceki yaklaşık 25 yıl boyunca Maliye Teftiş Kurulu’nun pek çok kez, ama her seferinde yaralanarak savuşturabildiği gibi.

 

Bakalım Dışişleri başarabilecek mi?

 

Anlamamız gereken şey şu: Yaptığın işin ve sattığın malın kalitesiyle rekabet etmek yerine depremde, dükkânı yıkılan komşunun durumuna sevinebilirsin. Rakibin azalmış ve daha çok satış yapma olanağı elde etmişsindir. Ancak o depremin senin dükkânının duvarlarını da zayıflattığını düşünmezsin. Ta ki, bir sonraki depremde bu defa senin dükkânın yıkılana kadar! Üstelik artık, seni yıkılan duvarların altından kurtaracak karşı dükkânın sahibi de yoktur.

 

Geçmiş olsun!