Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
Bülent TAŞ
18 Mart 2019Bülent TAŞ
415OKUNMA

Bölgesel Yönetim Merkezleri Muafiyeti Niye Getirildi Niye Kaldırıldı?

6728 sayılı Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanununa eklenen ve 9 Ağustos 2016 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme ile bölgesel yönetim merkezlerikurumlar vergisinden muaf kılınmıştır.

Muafiyetten yararlanılabilmesi için

  • Tüm giderlerinin kanuni ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan kurumlar tarafından karşılanması,
  • Söz konusu giderlerin Türkiye'de tam veya dar mükellefiyete tabi herhangi bir kurumun hesaplarına intikal ettirilmemesi veya kârından ayrılmaması,
  • Ticaret Bakanlığından alınan izne istinaden kurulmuş olması

koşullarının yerine getirilmesi gerekmektedir.

Bölgesel yönetim merkezleri yabancı sermaye mevzuatı uyarınca irtibat bürosu olarak kabul edilmekte ve mevzuat bu büroların ticari faaliyette bulunmalarını yasaklamaktadır.

Ticari faaliyette bulunması yasak olan irtibat bürolarının vergiye tabi bir gelirleri oluşmayacağı için diğer tüm irtibat büroları gibi irtibat bürolarının izin verilen faaliyetleri ile ilgili olarak Türkiye’de vergilendirilmeleri söz konusu olmayacaktır. Zaten vergiye tabi olmadığı halde yatırımcı nezdinde bir kesinlik, bir öngörülebilirlik yaratabilmek adına getirildiği anlaşılan bölgesel yönetim merkezleri muafiyeti kafaları karıştırmıştı.

Bölgesel Yönetim Merkezleri Muafiyeti Neden Kaldırıldı?
Muafiyet aradan 2 sene geçmeden 7103 sayılı Kanun ile sona erdirilmiştir. Muafiyeti kaldıran düzenleme 1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe girmiş olup 1 Ocak 2019 tarihinde mevcut olan bölgesel yönetim merkezleri için yürürlük 1 Ocak 2022 olarak belirlenmiştir.

Dolayısıyla 1 Ocak 2019’dan itibaren kurulan yeni bölgesel yönetim merkezleri muafiyetten yararlanamayacak, 1 Ocak 2019 da mevcut olanların muafiyeti ise 1 Ocak 2022 de sona erecektir. 

7103 sayılı Kanunun ile ilgili olarak Meclise gönderilen tasarıda bu muafiyeti sona erdiren herhangi bir düzenleme bulunmamakla beraber, Tasarının Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi sırasında bu düzenleme eklenerek yasalaşmıştır.

Plan Bütçe Komisyonu Raporunda vergi mevzuatının OECD ve Avrupa Birliği standartları doğrultusunda uluslararası vergileme ilkelerine uyumluluğunun sağlanması amacıyla muafiyeti kaldıran bu düzenlemenin eklendiği ifade edilmektedir.

Plan Bütçe Komisyonu tutanaklarına göre dönemin Maliye Bakanı istisnanın kaldırılmasına yönelik olarak verilen önergeyle ilgili olarak yaptığı açıklamada, bölgesel yönetim merkezleri irtibat ofisleriyle ilgili istisnayı kaldırdıklarını, geçmişte, iki yıl önce bölgesel yönetim merkezlerine kurumlar vergisi istisnası getirildiğini, bu istisnayı kaldırmak istediklerini ifade etmiştir.

Ayrıca OECD bünyesinde Türkiye’nin de de aktif bir şekilde katıldığı çalışmalarda, Avrupa Birliğiyle birlikte yürütülen çalışmalarda böyle bir istisnaya iyi uygulama örnekleri bakımından gerek olmadığı noktasına gelindiği bilgisini vermiştir.

OECD’nin BEPS kapsamında 5 numaralı aksiyonu ile ilgili olarak yayınladığı 9 Mayıs 2018 tarihli güncelleme raporunda Türkiye’nin bölgesel yönetim merkezi uygulamasının kapsam dışı olduğu belirtilmekte, zararlı vergi uygulaması kapsamında değerlendirildiği yönünde herhangi bir bilgiye yer verilmemektedir. Buna rağmen söz konusu istisnanın kaldırılmış olması konu ile ilgili olarak OECD ve AB ile yapılan görüşmelerde ibrenin bu yöne kaydığına işaret etmektedir.

Bölgesel yönetim merkezleri rejiminin zararlı bir vergi rejimi olarak yorumlanabilmesi ancak giderlerin Türkiye'de tam veya dar mükellefiyete tabi herhangi bir kurumun hesaplarına intikal ettirilmemesi veya kârından ayrılmaması kuralından yani Türkiye’de vergi matrahlarını azaltıcı bir etkisinin olmaması koşuluna bağlanmış olmasından kaynaklanıyor olabilir.

Eğer bu bölgesel yönetim merkezleri rejimden ülke ekonomisine önemli bir katkı bekleniyorsa bu koşul kaldırılarak rejim bir muafiyetten ziyade istisna olarak düzenlenebilirdi. Bunun yapılmamış olması, rejimin ekonomik yararlarının çok önemli düzeyde olmadığı sonucunu doğurmaktadır. Oysaki düzenleme çok büyük beklentiler ifade edilerek kamuoyunun gündemine getirilmişti.

Bölgesel Yönetim Merkezleri Muafiyetinin Kaldırılmasının Sonuçları
Diğer bir sorun bu rejim kaldırıldıktan sonra uygulamanın nasıl olacağı ile ilgilidir. Aslında vergiye tabi olmayan bölgesel yönetim merkezlerine getirilen muafiyet nasıl yeni bir sonuç doğurmuyorsa kaldırılmasının da yeni bir sonuç doğurmaması gerekir.

Ancak bu sefer tartışma yaratabilecek nokta irtibat büroları ile ilgili düzenlemenin zararlı vergi rekabetine yol açıp açmadığı ile ilgilidir.
İrtibat büroları ticari faaliyette bulunmama koşuluyla kurulmalarına izin verilmektedir. Ticari faaliyette bulunamadıkları için de Türkiye’de vergi mükellefi olmamakta vergisel anlamda Türkiye’ye atfedilecek bir kazançları söz konusu olmamaktadır.

Bu bürolara kazanç atfedilmesine izin verilmediği için diğer ülke vergi matrahları bakımından zararlı bir vergi uygulamasından söz etmek mümkün olmamaktadır. Türkiye’de ticari faaliyet olmadığı gerekçesiyle bir kazanç atfedilmiyor olmakla beraber şirket ana merkezi irtibat bürosuna bir kazanç atfediyorsa fiiliyatta buralarda ticari faaliyetlerin bulunduğu sonucu ortaya çıkar. Bu durum da bu büroların elde ettikleri kazançların şube kazancı olarak Türkiye’de normal kurumlar vergisi oranı üzerinden vergilendirilmesi sonucunu doğar. Dolayısıyla zararlı bir vergi rekabeti uygulaması söz konusu değildir.  

Ayrıca bu bürolarda çalışanların ücretleri, yurtdışından döviz olarak gelmesi koşuluyla vergiden istisna edilmektedir. Burada çalışanların yabancılarla sınırlandırılmamış olması nedeniyle yani Türk mukimi çalışanlar da istisnadan yararlandırıldığı için zararlı vergi uygulamasından söz etmek mümkün görünmemektedir.

Sonuç olarak irtibat bürosu olarak kurulabilen bölgesel yönetim merkezleri için muafiyet gereksiz bir düzenlemeydi. Gereksiz yere Türkiye’yi uluslararası platformda tartışılır hale getirmiştir. Kaldırılması yerinde olmuştur. Ancak kaldırılırken zamana yayılması anlamlı olmamıştır. Muafiyet tüm bölgesel yönetim merkezleri için Kanunun yayımı tarihinden itibaren kaldırılmış olsa bile mevcut merkezlerin vergi öder hale gelmesi zaten söz konusu değildir.  Muafiyet getirilirken yaratılan kafa karışıklığı kaldırılırken de sürdürülmüştür.

Abartılı ekonomik beklentilerle alelacele yapılan ve uluslararası sıkıntı yaratabilecek olan bu türden çelişkili yasal düzenlemeler aynı zamanda ülkemizin vergi sistematiğine de zarar vermektedir.