Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşeyyeni e-konomi
Nazmi KARYAĞDI
09 Ocak 2019Nazmi KARYAĞDI
98OKUNMA

BIST’teki Yabancı Yatırımcıların Kâr Paylarında Stopaj Sorunu

Geçmişte Maliye ile Hazine ilgili siyasetçilerimizin sıklıkla kullandığı bir kavram vardı: Proaktif olmak.

Bugün sizlere gerçek bir proaktif olma hikayesi paylaşacağım.

Durumu iyi anlatabilmek için bir fıkra ile başlayalım yazımıza:

Temel çevresindekilere sürekli olarak “Bakın ben hastayım, ben öleceğim” diyormuş.

Fakat kimseye kendini inandıramıyormuş.

Bir gün yine “Ben hastayım, ben öleceğim” demiş.

Bakmış yine kimse kendini dinlemiyor, birine bir zarf vermiş ve demiş ki: ”Ben ölürsem, mezar taşıma bu zarfın üzerindeki notu yazın”

Gün gelmiş bizim Temel sizlere ömür, vefat etmiş.

Mezar taşına şöyle yazmışlar:


“Ben hastayım, öleceğim dedim. Bana inanmadınız”
“Bak ne oldi şimdi?”

----- /-------

Beş yıl önce değerli bir üstadımız Gelir İdaresinde ilgililere bir görüşme esnasında:

“1996’da yayınlanan 1 seri no.lu Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları (ÇVÖA) Genel Tebliğinde bir hüküm var.

Buna göre; yabancı yatırımcıların elde ettikleri kâr paylarının ÇVÖA’ndaki düşük oranla stopaja tabi olabilmesi için hisse senetlerinin nama yazılı olması gerekiyor.

Sermaye Piyasası Kanununda 1999’da yapılan değişiklikle sermaye piyasası araçları kaydileştirildi. Yani sermaye piyasası araçları artık Merkezi Kayır Kuruluşunca kayda alınarak izleniyor. Hisse senedi hamiline de olsa sahibinin kim olduğu MKK’da kayıtlı hale geldi.

Yani nama yazılı senetten beklenen “gerçek lehtarın kim olduğunu bilme imkanı” bu değişiklikle hamiline yazılı hisse senetleri için de geçerli hale gelmiş oldu.

Böylece Genel Tebliğdeki “nama yazılı olma” zorunluluğu aslında fiilen kalkmış oldu.

Aradan 20 yıla yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen Genel Tebliğ bu değişime ayak uydurmadı.

Yarın bir vergi inceleme elemanı gelir ve “Genel Tebliğ de nama yazılı olma şartı var. BIST’te yabancıların ellerinde bulundukları hamiline hisse senetlerinden elde ettikleri kâr payları ÇVÖA’ndaki düşük orana göre değil, %15’lik stopaj oranına tabi tutulması gerekirdi” diyerek ek tarhiyat yapıp vergi ziyaı cezası kesebilir.

Bu durumda ÇVÖA devre dışı bırakıldığı gibi ülkeye portföy yatırımı için gelen yatırımcıların ülkeden çıkmasına veya yeni yatırımcıların gelmesine engel bir durum oluşabilir.

Bu nedenle böyle bir durumla karşılaşmamak için Genel Tebliğin ilgili hükmünü bir an önce değiştirmek gerekiyor”
diye uyarıda bulunur.

5 yıl sonra

Geçen hafta üstadımız beni aradı. Beş yıl önce uyardığı konu hakkında danışmanlığını yaptığı şirkette vergi incelemesi yapıldığını ve aynen daha önce anlattığı hususların bir bir başına geldiğini, vergi ve vergi ziyaından oluşan tarhiyatların yapıldığını söyledi.

“Derdimizi ne denetim elemanına ne Rapor Değerlendirme Komisyonuna ne de Uzlaşma Komisyonuna anlatabildik.

Hepsi de “Üstad ne yapalım, Tebliğ böyle. Gelir İdaresi Genel Tebliği değiştirmediği sürece biz de onu uygulamak zorundayız” diye bizi Gelir İdaresine ya da Mahkemeye yönlendirdiler.”

Yani tıpkı başlangıçta anlattığımı fıkrada olduğu gibi:

“Ben hastayım, öleceğim dedim. Bana inanmadınız”

“Bak ne oldi şimdi?”

BIST’te işlem göre hisse senetlerinin %65,26’sı yabancıların elinde bulunuyor.(4.1.2019)

Önümüzdeki Mart’tan itibaren kâr dağıtımı sezonu başlayacak.

Bu durumda şirketler kâr dağıtırken vergi ve ceza riskiyle karşılaşmamak için ÇVÖA’yı bir kenara bırakarak yabancı yatırımcılardan %15 stopaj yapacaklar.

Ya da düşük oranlı stopaj yapıp vergi inceleme elemanlarının gelip kendilerine ek vergi tarhiyatı yapıp ve ceza kesmesini bekleyecekler.

Sizce bu durumdaki şirketler nasıl davranırlar?

Biz yine hatırlatmış olalım.

1 seri nolu ÇVÖA Genel Tebliğini değiştirmezsek pek çok yabancı yatırımcı “Look, what happened now?* diyecekler.

(* Bak, ne oldu şimdi?)