Vergi, Maliye, Ekonomi, Sosyal Güvenlik, Ticaret Hukuku Hakkındaki Herşey

Mükellef Hakları

Nazmi KARYAĞDI
10 Ağustos 2020Nazmi KARYAĞDI
6847OKUNMA

Az Gittik Uz Gittik. Mükellef Haklarında Ne Kadar Yol Gittik?

Ocak 2006’nın son günleri…

Gelir İdaresi Kurucu Başkanı Osman Arıoğlu’nun makam odası.

Saat 19:00 suları.

Her gün olduğu gibi o saatte Başkanın odası yine çok kalabalık.

Başkan Yardımcıları, Daire Başkanları, Grup Başkanları ve Müdürler Başkan’ın onayı alınmasına ihtiyaç duyulan önemli konular için sıra ile görüşme yapıyorlar.

Birkaç hafta sonra Erzurum’da dönemin Maliye Bakanı rahmetli Kemal Unakıtan tarafından kamuoyuna duyurulacak olan “Mükellef Hakları Bildirgesi”ni ilk kez Kurucu Başkanımıza sunacağım.

Odada en az 7-8 kişi var. Başkanın yanısıra, şimdi hatırlayabildiklerim, Başkan Yardımcısı Bülent Taş, Daire Başkanı Mürsel Ali Kaplan ve Gelirler Genel Müdürlüğünün KDV konusundaki efsane müdürlerinden rahmetli Grup Başkanı Ahmet Öğüt…

Başkanın talebi üzerine yüksek sesle bildirgeyi okudum.

Mükellef Hizmetleri Daire Başkanlığının yetenekli kadrosuyla son üç aydır üzerinde çalışmalar yaptığımız Bildirge artık gün yüzüne çıkıyordu.

Bildirgeyi hazırlarken hareket noktamız şuydu: Diğer ülke örnekleri 3-4 sayfa idi. Oldukça geniş hazırlanmıştı. Bizimki mütevaziydi. Çünkü “mükellef odaklılık” kavramı ile Maliye Bakanlığı tanışalı henüz birkaç yıl oluyordu.

“Toplam Kalite Yönetimi ve Türk Vergi İdaresi” çalışmamı tamamlayıp 2001’de kitap olarak yayınlandıktan sonra 2003 yılında rahmetli Unakıtan’ın beni bizzat görevlendirmesiyle Maliye Bakanlığı’nın tamamında Toplam Kalite Yönetiminin“müşteri odaklılık” ilkesi “mükellef odaklılık” olarak uyarlanmaya başlanmıştı.

Aslında o zaman için diğer ülke bildirgelerini birebir çevirip, gökteki yıldızları bile vadetmek mümkündü.

Ama biz gerçekçi olma yolunu tercih ederek şimdilik yapabileceklerimizi, verebileceklerimizi taahhüt edelim istedik.

Çünkü biliyorduk ki gökteki yıldızları vadedip büyük hayal kırıklığı yaratırsak, mükellef odaklı dönüşüm hem vergi mükelleflerinde hem de çalışanlarımızda başlamadan bitebilirdi.

….

Ve nihayet Mükellef Hakları Bildirgesi 24 Şubat 2006’da Maliye Bakanı Kemal Unakıtan tarafından Erzurum’da kamuoyuna açıklandı.

Unakıtan, “Türkiye, çağdaş ülkelerde olan bir sisteme kavuşuyor. Belki bu bildirge, muhteviyatı itibariyle çok uzun bir bildirge değildir ama Türk mali sistemine getirdiği yenilikleri anlatması ve verdiği mesaj açısından çok çok önemlidir” diyerek Bildirgeye olan inancını ortaya koyuyordu.

….

Bugün, neredeyse 15 sene olmak üzere.

Vergi idaremiz; Gelir İdaresiyle ve Vergi Denetim Kuruluyla, bu süre içinde mükellef hakları alanında oldukça önemli adımlar attı.

Zaman zaman münferit de olsa, atılan adımlardan geriye dönüşler de oldu.

Ancak şu bir gerçek ki artık Türk Vergiciliğinde “mükellef odaklılık” kavramı herkes tarafından benimsenmiş bir kavramdır.

Mükellef odaklılık nedir?

Mükellef odaklılığı iki temel ögeden oluşan bir kavram olarak değerlendirmek gerekir.

Biri mükellef hizmetleri diğeri ise mükellef hakları.

Özellikle vergi idaremizin 2005’ten bu yana mükellef hizmetleri alanında kat ettiği mesafeye bakacak olursak dünya ölçeğinde üst sıralarda geldiğimizi samimiyetle söyleyebiliriz.

Dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen bir kişi olarak diyebilirim ki; dijital uygulamalar, mükellefe yardım ve mükellefi bilgilendirme gibi alanlarda oldukça iyi durumdayız.

İşte bu nedenle de Maliye’de görevli arkadaşlarla ne zaman bir araya gelsek “Şimdi sıra mükellef haklarında” diye hep aramızda konuşuruz.

Zira mükellef hakları, vergicilikte gönüllü uyumu sağlamak açısından en kritik unsur.

Herkes tarafından bilinen bir gerçektir.

Bir vergi sisteminde yasa çıkararak, kurullar, kurumlar kurarak, bildirgeler yayımlayarak mükellef hakları hayata geçmez.

Bir ülkede mükellef hakları, İdarenin alt düzenlemeleriyle, her bir yöneticinin/çalışanın uygulama ve davranışlarıyla ve yargının verdiği kararlarla ete kemiğe bürünebilir.

Ötesi maalesef kuru laf kalabalığından ya da göz boyamadan öteye geçmez.

Bu sebeple de İdarenin mükellef haklarına saygılı uygulamaları ve vergi yargısının bu uygulamalar üzerindeki denetimi ile mükellef hakları tesis ve teslim edilebilir.

Fakat son günlerde verilen Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 19.2.2020 tarih ve E:2020/9, K:2020/2 kararı ile Anayasa Mahkemesi’nin 9.6.2020 tarih ve 2016/12198 numaralı Ayfer Atalmış’ın bireysel başvurusuna yönelik kararı, İdarenin mükellef haklarını kısıtlayan işlemlerine adeta yeşil ışık yaktı.

Özetle iki yüksek yargı mercii verdiği kararla;

Yasal kayıtlarına intikal ettirdiği faturalar nedeniyle naylon fatura kullanıcısı olarak para ve hapis cezası uygulamasına maruz kalan mükellefe, bu işleme temel dayanak olan faturaları düzenleyen mükellefin naylon fatura düzenleyicisi olduğuna dair tanzim edilen Vergi Tekniği Raporunun (VTR) verilmemesinin hukuka uygun olduğunu ifade etti.

Sözü hiç uzatmadan hukuki ilkelerle ifade etmek gerekirse; Vergi Tekniği Raporlarının mükellefe verilmemesi "adil yargılanma", "savunma hakkı", "silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargılama ilkesi" gibi temel yargılama ilkelerini ortadan kaldıran ve mükellef haklarını zedeleyen bir durumdur.

Verilen hak geri alınır mı?

Mükellef haklarında “İki ileri bir geri” şeklindeki örnekler Vergi Denetim Kurulu Yönetmeliği ile başladı.

Vergi Denetim Kurulu’nca 31 Ekim 2011’de Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmeliğin 57. maddesinin 3. fıkrasıyla “Yürütülmekte olan incelemelerde birden fazla mükellefi veya vergi türünü ya da aynı mükellefin birden fazla vergilendirme dönemini kapsayan eleştiri konusu yapılabilecek hususların tespit edilmesi halinde, konunun tek bir raporda ifade edilebilmesi amacıyla Vergi Tekniği Raporu düzenlenebilir. Bu raporlar, sonrasında düzenlenecek vergi inceleme raporlarının ekini oluşturur. hükmü düzenlendi.

Böylece VTR’lerin vergi inceleme raporlarına eklenmesi zorunlu hale getirildi.

Aradan dört yıl geçtikten sonra Vergi Denetim Kurulu (25 Ekim 2016 tarihli Resmi Gazete) Yönetmeliğe 57. maddesine eklenen 4. fıkra ile naylon fatura düzenleme fiiline ilişkin olarak tanzim edilen VTR’lerin vergi inceleme raporuna eklenme zorunluluğu kaldırıldı:

“Sahte belge düzenleme fiili dolayısıyla düzenlenen Vergi Tekniği Raporunun başka bir mükellefin sahte belge kullandığına ilişkin tespitler içermesi durumunda, söz konusu Vergi Tekniği Raporu, sahte belge kullanan mükellef nezdinde düzenlenecek vergi inceleme raporlarına ek yapılmaz. Ancak, sahte belge kullanma fiili nedeniyle düzenlenecek vergi inceleme raporlarında, sahte belge düzenleyicisinin bu fiili işlediğinin tespitine dair Vergi Tekniği Raporunda yer alan bilgi, belge ve değerlendirmelere ayrıntılı olarak yer verilir.”

Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı tarafından 22.02.2017 tarih ve 53065925-612.99-7259 sayılı Vergi İncelemelerinde Uygulama Birliği Sağlama ve Koordinasyon Genelgesinde de;

“Sahte belge veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanma incelemeleri sonucu düzenlenen vergi inceleme raporlarında, kullanılan belgelerin sahte belge veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olduğunu tespit eden Vergi Tekniği Raporunun eklenememesi halinde, bu rapordaki bilgi, belge ve değerlendirmelere ayrıntılı olarak yer verilmesi ve yetkili makamlarca talep edilmesi halinde söz konusu raporun ilgili vergi dairesi müdürlüğünden temin edilebileceği hususuna yer verilmesi gerektiği bildirildi.” (Kaynak: http://www.ksavukatlik.com/vergi-incelemelerinde-uygulama-birligi-saglama-ve-koordinasyon-genelgesi/ Erişim: 3.8.2020)

Kısaca belirtmek gerekirse, Vergi Müfettişinin rapora eklemediği VTR’yi mükellefler vergi dairesinden istesin denilmekteydi.

Eğer Vergi Dairesi ile Vergi Denetim Kurulu Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı ise “Ben vermem, ondan iste” demek ne kadar anlamlıdır?

Peki, sizce vergi dairesi VTR’yi hakkını aramak isteyen mükellefe verir mi? Veriyor mu?

Eğer cevap hayır ise; mükellef haklarından söz edebilir miyiz? 

VTR’yi mükellefe vermemenin gerekçesi ne olabilir?

Bu soruya verilecek resmi cevap; “Vergi mahremiyeti” olarak ifade ediliyor.

Kendinizi savunabilmeniz için sizin cezalandırılmanıza neden olan kişi hakkında ne tespitler yapılmış, hangi deliller toplanmış ve naylon fatura düzenleyicisi hükmüne nasıl ulaşılmış bunları bilmeniz lazım.

Çünkü naylon fatura kullanıcısı olmadığınıza inanıyorsanız ve gerçek de bu yönde ise hem kendi durumunuzu ispat etmek hem de size sürülen bu lekenin (naylon fatura kullanıcısı, KOD’a alınmış mükellef) kaynağının doğru olmadığını ortaya koymak durumundasınız.

Bu arada gerçek olmadığı halde, hakkınızda naylon fatura kullanıcısı olduğunuz yönünde rapor yazılması sürecinde Vergi Müfettişi (ya da vergi dairesi müdürü) ile aranızdaki olası diyaloğu da kısaca buraya alalım:

“Ne yapalım maalesef VTR var. Rapor yazmasam olmaz.”

Rapor Değerlendirme Komisyonuna bu durumu anlattığınızda ise sonucu değiştirecek bir cevap almanız orada da mümkün değildir.

21. yüzyıl vergiciliği nasıl olmalıdır?

Günümüz vergiciliği sapla samanı, haklı ile haksızı, dürüst ile kaçakçıyı ayırmak durumunda olan bir meslek olmak zorundadır.

Düzenlemelerin ve uygulamaların kaçakçıları esas alarak yapılması, yargı kararları yoluyla da İdarenin elini güçlendirilmesi, maalesef, sayıları çoğunluğu oluşturan dürüst mükelleflerin cezalandırılması anlamına gelmektedir.

Vergicilik, vatandaşın yaşam hakkıyla birlikte önemli insan haklarından biri olan mülkiyet hakkına doğrudan bir müdahaledir.

Ve bizim mükellef hakları anlayışımıza göre mükellefe hassasiyetle muamele edilmesi gerekir.

Eğriye eğri, doğruya doğru şekilde işlem yapılmalıdır.

Yani suç işleyene kanunların öngördüğü yaptırımlar uygulanmalı ancak dürüst mükellefler de onurlandırılmalı, boş yere onları maddi ve manevi olarak yormamalıdır.

Aksi takdirde; 2006’da Mükellef Hakları Bildirgesiyle başlayan yeni dönem, İdarenin geçmişte attığı adımlardan ufak ufak geri dönmesi ve bunu destekleyen yargı kararlarıyla “Güneşin altındaki buz kitlesi gibi yavaş yavaş erimeye” devam edecektir.

Yorumlarınızı Bize Yazınız

Soru Sor