Mustafa Sefa KARA
Mustafa Sefa KARA

Mükellef Güvenilirlik Notu

851

VERGİALGI’da daha önce yayımlanmış olan yazılarımızda da dile getirmiş olduğumuz üzere, mükelleflerin idare ile muhatap olduğu en stresli dönemler vergi incelemelerine tabi tutuldukları dönemlerdir.

Her ne kadar VDK tarafından yapılan reformlarla bu süreç daha şeffaf hale getirilmiş olsa da, öngörülemeyen ve belirsizlik içeren süreçler, psikoloji biliminin de farklı deneylerle ortaya koyduğu üzere insanları her zaman strese sürüklemiştir. Özellikle hesapta olmayan incelemelere muhatap olmak bu süreci daha da zorlaştırmaktadır.

Hesapta olmayan incelemelerin başında “Sahte veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge (SMİYB) Kullanma” incelemelerinin geldiğini söylersek sanırım yanılmış olmayız. Mükelleflerin çok büyük bir çoğunluğu ya bu incelemelere maruz kalmış ya da iade taleplerini sahte belge düzenleyen veya SMİYB kullanmış olan mükelleflerden olan alışları nedeniyle düzeltmek durumunda kalmışlardır.

Mükelleflerin en çok yakındığı husus ise mal veya hizmet aldıkları mükelleflerin kendileri adına düzenledikleri belgelerin sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı olup olmadığını tespit edebilecekleri bir enstrümanın idare tarafından kendilerine sunulmamış olmasıdır.

Mükellefler mal veya hizmet aldıkları mükelleflere ilişkin olarak idareden bilgi talebinde bulunmaları halinde idare, Vergi Usul Kanunun 5. maddesinde yer alan vergi mahremiyeti hükümlerini ileri sürerek bilgi vermekten imtina etmektedir.

İdare ve mükellefler kendi pencerelerinden olayı değerlendirdiklerinde kendilerince haklıdırlar. Mükelleflerin özellikle çok fazla sayıda mal/hizmet alım satımı söz konusu olanların, her satıcının işyerini gidip görmeleri veya cüzi tutarlı faturalar için kendilerince araştırma yapmaları makul ve mümkün görünmemektedir.

Ancak idarenin de işlemin tarafı olmayan mükelleflere diğer bir mükellefin yapmış olduğu alış veya satışlarına ilişkin bilgi vermesi ticari sır niteliği taşıyan bu bilgilerin bir anlamda “ortalığa saçılmasına” sebep olacaktır.

Dolayısıyla vergi mahremiyetini ihlal etmeden mükelleflerin mal/hizmet aldıkları mükelleflerin güvenilirliği hakkında en azından fikir sahibi olabilecekleri bir mekanizmayı oluşturmak gerekmektedir.

Bilindiği üzere bankalar kredi taleplerini değerlendirirken müşterilerin bir nevi karnesi olan kredi notunu/puanını göz önünde bulundurmaktadırlar. Kredi notu ya da kredi puanı, bireyin banka ve finans kuruluşları ile arasında geçen her türlü mali dengelere dayanarak çeşitli analizler neticesinde ortaya çıkarılan sayısal bir ifadedir.    

Bireylerin kredi notunu etkileyen çeşitli nedenler vardır. Bu olumsuz maddeler çeşitli finans kuruluşları tarafından şu şekilde belirlenmiştir.

  • Bireysel kredi ve kredi kartı ödeme alışkanlıkları: %30
  • Mevcut hesap ve borç durumu: %25 
  • Yeni kredi açılışları: %20 
  • Kredi kullanım yoğunluğu: %15 
  • Diğer: %10 
  • Kredi Limitinin %30'nu aşmamak.

Görüleceği üzere karnemizi etkileyen pek çok husus söz konusudur. Peki, benzer bir karneyi mükellefler için oluştursak adına da “Mükellef Güvenilirlik Notu” desek nasıl olur? Örneğin;

  •  Beyannamelerin zamanında verilmesi,
  • Vergi ödemelerinin zamanında yapılması,
  • Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanım oranı,
  • Ortakların sicili,

gibi hususlar karneyi etkileyen unsurlar arasında sayılabilir. Mükelleflerin güvenilirliğine etki eden birçok faktör söz konusudur. Uygulama aşamasında bunlar tek tek tespit edilip bir önem derecesi ve genel puanlamaya yapacağı etki belirlenebilir. Akabinde oluşturulan puanlar mükelleflerle paylaşılabilir.

Bu şekilde ilk defa alışveriş yapılan satıcıların güvenilirliği hakkında en azından bir fikir edinilmiş olur. Eğer satıcının notu düşükse daha temkinli yaklaşılır ve gerekirse işyerine gidilerek faturanın gerçekliği araştırılır.

İlk etapta mükelleflerin bu durumdan satış anlamında olumsuz etkilenebileceği düşünülebilir. Ancak amaç ideal sisteme ulaşmaksa, uzun vadede bu uygulamanın mükelleflerin mevcut vergi düzenlemelerine uyumunu artıracağını düşünmekteyiz. Çünkü mükellefler doğal olarak sicillerinin düzgün olmasını arzu edeceklerdir.

Sistemde faaliyet gösteren bir mükellefin vergi yasalarına uyum göstermesi beraberinde birçok mükellefi vergi yasalarına uyum göstermeye sevk edecektir. Dolayısıyla zaman içerisinde sistem otomatik olarak kendi kendini düzeltecektir. En azından uygulamanın başlangıç aşamasında beklenmedik bir SMİYB kullanma incelemesi ile karşılaşmak istemeyen mükellefler, çok daha emin adımlarla ticari hayatlarına devam etmiş olacaklardır.

Günümüz teknolojisinde bu uygulamanın hayata geçirilmesi çokta zor olmayacaktır. Bu çalışma ile amacımız uygulamanın esaslarını belirlemek ve tüm hatlarıyla değerlendirmek değil, sorun üzerine muhatapları ve idari otoriteyi düşünmeye sevk etmek ve konuyu tartışmaya açmaktır.

Bu nedenle özet olarak zihnimizdeki fikir uçuşmaları siz değerli okuyucularla paylaşılmıştır. Sorunlar üzerinde düşünmezsek, sorunlar sorun olarak kalmaya devam edecektir.

Bir kıvılcıma sebep olabilirsek ne mutlu…

YASAL UYARI : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları yazara aittir. Yazar adı ve "vergialgi.net" internet sitesi adı kullanılmadan alıntı yapılamaz.