Neslihan KARATAŞ DURMUŞ
Neslihan KARATAŞ DURMUŞ

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Mülkiyet Hakkı ve Vergilendirme

131

ÖZET

Mülkiyet hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Ek 1. Protokolünün 1. maddesi ile düzenlenmiştir. Bu maddede mülkiyet hakkına yönelik olarak yapılacak müdahalelere karşı koruma yer almaktadır. Bu düzenleme kişilerin Devlet karşısında korunmasını kapsamaktadır. Kişilerin birbirlerinin mülkleri üzerinde yapmış oldukları müdahaleler Sözleşme koruması dahilinde değildir. Bununla birlikte, kamu yararı ve yasada öngörülen şartlarla kişiler mal veya mülkünden mahrum bırakılabilmektedir. Vergilendirme, Devletin kişilerin mülkiyet hakkına yapmış olduğu doğrudan bir müdahaledir. Ancak bu müdahale Devletin egemenlik gücünden kaynaklandığı için, AİHS bu müdahale konusunda Devletlere geniş takdir yetkisi tanımıştır; ama bu yetki sınırsız değildir. Sözleşmenin geneline hâkim olan “demokratik bir toplumda hâkim olan ilkeler” çerçevesinde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin niteliğine bakılmalıdır. Bu kapsamda çalışmamızda, AİHS’in mülkiyetin korunması ile ilgili Ek 1. Protokolün 1. maddesindeki mülkiyet hakkı ve kapsamı açıklandıktan sonra mülkiyet hakkının korunması ve vergilendirme ile ilişkisine değinilecektir.

Anahtar Kelimeler: İnsan hakları, mülkiyet hakkı, vergilendirme, hukukilik.

THE RIGHT TO PROPERTY AND TAXATION IN THE RULINGS OF THE EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS

ABSTRACT

The right to property is laid out in Article 1 of Protocol No. 1 to the European Convention on Human Rights. This article contains protection against deprivations against the right to property. This protection includes the protection of the individuals against the State. Deprivations made by individuals over each other’s property is not within the scope of the protection of the Convention. Nevertheless, people may be deprived of their property if it is in the public interest and in accordance with the conditions set out in the law. Taxation is a direct intervention by the State to persons right of property. However, as this intervention stems from the sovereignty of the State, the European Court of Human Rights has granted broad discretionary powers for these interventions; even though these powers are not unlimited. Within the scope of the “principles that govern a democratic society” that govern the Convention, the nature of the intervention to the right of property should be considered. Within this scope, our work will first explain the right to property and its scope as per Article 1 of Protocol No. 1 to the European Convention on Human Rights and will then detail the relationship between the protection of the right to property and taxation.

Key words: Human rights, right to property, taxation, lawfulness.

GİRİŞ

Kamu özgürlüklerinin karşıtı olarak kişi özgürlükleri kavramı içerisinde yer alan mülkiyet hakkı, temel haklardan biri sıfatıyla pek çok ulusal anayasada yer aldığı gibi uluslararası insan hakları sözleşmelerinde de yer almıştır1.

Anayasamızın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı, Anayasa’nın kişi hak ve özgürlüklerini düzenleyen ikinci bölümünde yer almaktadır. Uluslararası literatüre bakıldığında 10 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi’nin 17. maddesinde düzenlenmiş olan mülkiyet hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) ilk halinde mevcut değildi. Ek 1. Protokol’ün 1. maddesi ile mülkiyet hakkının korunması ile ilgili düzenleme yapılmıştır. İşbu maddede mülkiyet hakkının sınırlanmasının istisna olduğu ve hangi durumlarda mülkiyete yapılan müdahalenin hakkın kısıtlanması şeklinde nitelendirilmeyeceğine yönelik düzenleme de yer almaktadır. Çalışmamızda AİHS kapsamında mülkiyet hakkının korunması ve istisnası niteliğindeki düzenlemeler ve bu kapsamda da vergilendirme yetkisinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin kararlarında nasıl değerlendirildiği üzerinde durulacaktır.

Mülkiyet hakkı kişilere tanınmış bir hak olup, AİHS’de bunun korunması kişiler tarafından yapılacak bir müdahaleye2 karşı değil, Devletin müdahalesine karşı bir koruma şeklinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda da Devletin egemenlik gücüne dayalı olarak, belirli bir karşılığı olmaksızın kişilerin malvarlıklarına yapmış olduğu müdahale yani almış olduğu parasal edimler “vergiler” özel önem taşımaktadır.

Vergilendirme yetkisi Devletler için hak olmasına karşılık, kişiler için vergi ödeme bir yükümlülük yani ödevdir. Anayasamızın 73. maddesinde bu durum açıkça belirtilmiş olup, madde başlığında da zaten “vergi ödevi” ifadesi yer almaktadır. Anayasamızda mülkiyet hakkı kişi hak ve ödevleri kapsamında değerlendirilirken, vergi ödevinin siyasi hak ve ödevler kapsamında değerlendirildiği görülmektedir.

Vergilendirme ilişkisinde devlet ile kişiler arasındaki ilişki önem arz etmekte, Devlet vergiler yolu ile “doğrudan bireyin kesesine el atmakta, onun gelirine, hatta servetine ortak olmaktadır”3. Diğer bir ifade ile vergilendirme ilişkisinde kişilerin mülkiyet hakkına doğrudan bir müdahale vardır. Bu durumda vergilendirme yoluyla mülkiyet hakkına müdahale edilmesi yasal mıdır şeklinde sorulacak soruya verilecek cevap olumlu olacaktır. Çünkü vergilendirme yetkisi, Devletlerin egemenlik gücünden kaynaklandığı ve dayanağını da Anayasa’dan aldığı için bu müdahale yasal olarak herhangi bir sorun teşkil etmemektedir. Ancak bunun sorun teşkil etmiyor olması, Devlet’in hiçbir kurala bağlı olmaksızın vergi koyacağı, kaldıracağı veya değiştireceği anlamına da gelmemektedir. Devletin vergilendirme sebebiyle mükellefin mülkiyet hakkına müdahalesinin içeriğini toplum yararı oluşturmakta4 olup, devlet vergilendirme yetkisini ancak Anayasanın 73. maddesi kapsamında kullanabilir. Diğer bir ifade ile, “vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır”; Devlet kişilerin “mali gücüne göre” vergi almak durumundadır; “vergi yükününün adaletli ve dengeli dağılımını” gerçekleştirmek Devletin görevidir ve son olarak vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülüklerin muafiyet, istisna, indirim ve oranlarında değişiklik aşağı ve yukarı sınırları belirlenmek şartıyla Bakanlar Kurulunca5 yapılabilir. Buradan da Devlet kişilerin mülkiyet hakkına müdahale niteliğinde olacak şekilde vergi alabilir ama bu yetkisini kullanırken vergilendirme ilkelerine, kanunilik, genellik, adalet, eşitlik, orantılılık, belirlilik gibi6, riayet etmek durumunda olduğu sonucu çıkarılmaktadır. Mülkiyet hakkı ile vergilendirme arasındaki ilişkiyi şu şekilde ifade edebiliriz. Vergilendirme ile mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlama, müdahale olduğu için, mülkiyet hakkı vergilendirme yetkisine karşı duyarlı temel hak ve özgürlükler arasında yer almaktadır7.

AİHS ve Ek protokollerin tamamına baktığımızda vergi ile ilgili tek düzenleme EK 1. Protokol, m.1’de geçmektedir. Mülkiyetin korunması başlığını taşıyan bu madde şu şekildedir:

Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

AİHS’de vergi ile ilgili olarak açıkça yapılan tek düzenlemenin Ek 1. Protokolün 1. maddesinde olmasına karşılık; vergilendirme yetkisi ile ilgili olarak açıkça bir düzenleme yer alamamaktadır. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları çerçevesinde vergilendirme yetkisi ile ilgili sonuçlara ulaşmamız mümkündür. Vergilendirme işlemleri ile ilgili değerlendirme mülkiyet hakkı kapsamında yapılabilecek olup mülkiyet hakkı ile ilgili olarak da kavramsal sorunlar AİHM kararlarında görülebilmektedir. Çalışmamızda öncelikle AİHS kapsamında ve AİHM kararlarında mülkiyet hakkının kapsamı, nelerin bu kapsamda değerlendirildiği, Mahkeme’nin hakkın kapsamını belirlerken kullanmış olduğu tekniklerin neler olduğundan bahsedilecektir. Daha sonra da vergilendirme yetkisinin AİHM kararlarında nasıl değerlendirildiği ve bu yetkiye yönelik sınırlamalarla ilgili olarak AİHM kararları çerçevesinde değerlendirmelerde bulunulacaktır.

Mülkiyet hakkı ve Kapsamı

AİHS’de düzenlenmiş olan mülkiyet hakkının kapsamı Türk hukukunda özel hukuktaki mülkiyet hakkından daha geniştir. İç hukukumuzda maddi mallarla sınırlı olan mülkiyet hakkı AİHM kararlarında daha geniş şekilde ifade edilmekte olup, kişiler için ekonomik değer taşıyan hemen her şey bu kapsamda değerlendirilmektedir8. AİHS’in sistematiği içinde yerini bulan sözleşmedeki kavramların özerkliği ilkesi mülkiyet hakkı için de geçerlidir. Menkul ve gayrimenkul mallar, elle tutulabilen ve tutulamayan varlıklar, hisseler9, patentler, tahkim kararları10, emeklilik maaş hakkı11, ev sahibinin kira alma hakkı12, bir faaliyetin yürütülmesine ilişkin ekonomik çıkarlar13, hukuki bir hak iddiası mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmektedir14.

Mülkiyet hakkının tanımı ile ilgili olarak AİHS’in metninde ve ek protokollerinde açıkça bir düzenleme yer almamakla birlikte, AİHM’in vermiş olduğu kararlarında mülkiyet hakkı kavramı tanımlanmaya çalışılmıştır. Ancak kararlarda bununla ilgili olarak farklı nitelendirmeler yapılmıştır. Mahkeme 1979 tarihinde Marckx/Belçika kararında bu konudaki terim sorununa ilk kez açıklık getirerek, Ek 1. Protokolün 1. maddesinde korunmaya çalışılan hakkın “mülkiyet hakkı” olduğunu belirtmiştir15. Mahkeme bu kararında Protokolün 1. maddesini sadece hali hazırda mevcut bulunan mülklere uygulanacağını, “gelecekte mal ve mülk elde etme hakkının” garanti altına alınmadığını belirtmektedir16. Bununla birlikte mülkiyet hakkının kapsamıyla ilgili olarak Mahkeme, taraf Devletlerin ulusal mevzuatları ile bağlı olmadığını, Ek 1. Protokolün 1. maddesindeki “mal” kavramının özerk bir anlamı olduğunu, maddi/fiziki mallar dışındaki mal ve menfaatlerin de “mülkiyet hakkı” çerçevesinde değerlendirileceğini; iç hukukta bu hakkın mülkiyet hakkı ya da sınırlı ayni hak olarak nitelendirilmesinin bir önemi olmadığını açıkça belirtmiştir17.

Ek 1.Protokol, m.1’ de mal kavramı yerine kullanılan İngilizce “possession” ve Fransızca “biens” kelimelerinin kapsamı Türk hukukundaki maddi mallar dışında yer alan gayri maddi malları ve sözleşmeden doğan hakları da kapsamaktadır. Bu açıdan konu değerlendirilirken, AİHM önüne gelen davalarda, öncelikle AİHS kapsamında bir mal yani mülkiyetin olup olmadığını tespit edilmekte, daha sonra bu malın kullanımın engellenmesi veya malı kullanmaktan yoksun bırakılmanın olup olmadığını değerlendirilmektedir. Bundan dolayı, belli bir menfaatin ulusal hukuk tarafından mal olarak nitelendirilmemiş veya mülkiyet hakkı sonucunu doğuracak şekilde düzenlenmemiş olması, bu menfaatin Ek 1. Protokolün 1. maddesi kapsamında “mal” olarak nitelendirilmeyeceği anlamına gelmez18. Bununla birlikte Mahkeme Öneryıldız ve Diğerleri/Türkiye kararında “mülk" kavramının "mevcut mülkler" ile sınırlı olmadığını; kıymetleri, başvuranın üzerinde mülkiyet hakkını fiilen kullanabilmeye yönelik makul ve "yasal bir beklentiye" sahip olduğunu iddia edebileceği arazileri de kapsayacağını19 belirtmiştir.

Mülkiyet hakkı genel olarak Devletlere getirilmiş olan negatif yükümlük20 olarak nitelendirilebilecek olmakla birlikte, zaman içerisinde Mahkeme bunun kapsamını genişleterek mülkiyet hakkının korunması açısından Devletlerin negatif yükümlülükleri yanında pozitif yükümlülükleri21 de olabileceğine vurgu yapmıştır22. Diğer bir ifadeyle, Mahkeme, AİHS’in Devletlere yalnızca kişilerin hak ve özgürlüklerine müdahale etmeme mükellefiyetini değil, bu hak ve özgürlüklerin fiilen etkin şekilde kullanılabilmesi sağlamak için gerekli tedbirlerin alınması mecburiyetini de yüklemektedir. AİHM tarafından devletin pozitif yükümlülüklerinin de olduğunun kabul edilmesi 1968 tarihli Belçika Dil Davasından sonra olmuştur. Öneryıldız ve Diğerleri/Türkiye kararında da Devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini ifade etmiştir23.

Devletlere getirilmiş olan bu pozitif yükümlülüklerin kaynağına bakılacak olursa, ilk olarak Sözleşmenin 1. maddesi yani devletlere getirilen kendi yetki alanları içinde bulunan herkese tanımlanan bu hak ve özgürlükleri güvence altına alma görevi karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte Ek 1. Protokolün 1. maddesindeki kişilerin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile ifade edilmek istenilen, Devletlerin haksız olarak yapacakları müdahalelere karşı bireylerin korunmasıdır24. Diğer bir ifadeyle kişilerin mülkiyet hakkından barışçıl şekilde yararlanmasıdır. Bunların yanında sosyal devlet anlayışı ve demokratik bir toplumda olması gereken hukukun üstünlüğü ilkesi Devletlere getirilmiş olan pozitif yükümlülüklerin dayanağını teşkil etmektedir. Burada şunu da belirtmek gerekir. Mülkiyet hakkı gerçek kişiler yanında kurumların/ tüzel kişilerin haklarını da korumaktadır.

Mülkiyet hakkına genel veya kamu yararı kapsamında bir müdahalenin yapılıp yapılmadığı Mahkeme tarafından tespit edilecektir. Bu açıdan bakıldığında da Mahkeme genel olarak Devletlere geniş takdir yetkisi tanımıştır25. Çünkü her Devlet ve her toplum nelerin kendileri için kamu yararı oluşturduğunu, neyin toplumun genel yararına uygun olduğunu, uluslararası hakimlerden daha iyi bilir26. Devletlere tanınmış olan geniş takdir yetkisi sadece idareye tanınmış bir yetki olmayıp, aynı zamanda yasama ve yargı organlarının takdir yetkisini de kapsamaktadır27.

AİHM’in taraf devletlere vergilendirme konusunda takdir yetkisi verdiği kararlarda açık ve nettir. Ancak AİHM eski kararlarında vergilendirme yetkisini Devletlerin kendi egemenlik yetkileri çerçevesinde, tek taraflı olarak belirlemeleri şeklinde değerlendirildiğinden, Mahkeme kararlarında bu yetkinin kapsamı ve nasıl kullanıldığına çok değinmemişti. Fakat uluslararası ticaretin gelişmesi, devletlerin almış olduğu vergilendirme ile ilgili kararın diğer bir taraf devleti de etkileyebilmesi ve vergi rekabeti çerçevesinde Devletlerin kendi ülkelerine yatırımları çekmek amacıyla yapmış oldukları birtakım düzenlemelerden dolayı, AİHM kararlarında devletlere tanınan geniş takdir yetkisinin belirli kurallar çerçevesinde değerlendirilmesi yönünde karalar vermiştir. Herhangi bir davada mülkiyet hakkına bir müdahalenin olup olmadığını değerlendirilirken AİHM tarafından uygulanan üç kural analizi bulunmaktadır. Bu analiz ilk kez Sporrong-Lönnroth/İsveç davasında28 ortaya konulmuştur. İlgili madde düzenlenen üç kural şu şekilde ifade edilebilmektedir.

Birinci Kural mal ve mülk dokunulmazlığı ilkesinin ihlali yani, Ek 1. Protokolün 1.maddesnin birinci fıkrasının birinci cümlesinde “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır” yer bulan mülkiyetten barışçıl biçimde yararlanma hakkını içermektedir.

İkinci Kural mal ve mülkten yoksun bırakma yani Ek 1. Protokolün 1.maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde “Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.” şeklindedüzenlenen mülkiyetten yoksun bırakmayı ve bunun gerçekleşebilmesi için tabi olunan şartları içermektedir.

Üçüncü Kural mal ve mülkün kullanımının kontrol edilmesi yani Ek 1. Protokolün 1.maddesnin ikinci fıkrasında düzenlenen “Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” ifadesindenDevletlerin, başka yöntemlerle birlikte, genel yarara uygun gördükleri kanunları çıkararak bu amaca uygun olarak mülkiyetin kullanılmasını sınırlama hakkını tanımayı içermektedir.

2. ve 3. Kural devletin mülkiyet hakkı müdahale edebilmesine imkân tanımakla birlikte bu müdahalenin sınırsız olmadığı ve belirli şartlar altında müdahalenin yapılabileceğini düzenlemektedir. İlgili şartlara uygun olmadan yapılan müdahale hakkın ihlalini teşkil eder. Buna karşılık 1. Kural ise hakka herhangi bir müdahalenin yapılabilmesi yetkisini veren bir düzenleme değildir, fakat Devletlerin kamu yararını sağlamak amacıyla mülkiyete müdahale teşkil eden ve maddede sayılmayan nitelikteki her türlü müdahale için uygulanmaktadır29.

Sporrong-Lönnroth/İsveç Kararının 61. paragrafında belirtildiği gibi AİHM öncelikle ikinci daha sonra da üçüncü kuralın uygulanıp uygulanmayacağını belirliyor. Son olarak da birinci kurala bakıyor. Kurallarla ilgili müdahalenin olup olmadığını değerlendirirken de facto olarak müdahaleyi de değerlendirmektedir. Özellikle 2. Kural kapsamında Devletin bir kamulaştırması yasal olmamakla birlikte, yapılan müdahale de facto olarak kamulaştırma gibi değerlendirilebilmektedir. Mahkemenin şikâyet konusu olayı her yönüyle değerlendirmesi ve konu ile ilgili gerçekleri araştırması gerektiği ve yapılan bir müdahalenin de facto bir kamulaştırma olup olmadığını belirlemesi gerekir30.

AİHM önüne gelen bir davada karar verirken öncelikle Ek 1. Protokol’ün 1. maddesi kapsamına giren bir hakkın olup olmadığını değerlendirecektir. Daha sonra bu mülke yönelik bir müdahalenin olup olmadığına bakacaktır. En sonunda da yapılan bu müdahalenin türünün belirlenmesi gerekir ki bu üç kural analize göre yapılmaktadır.

Bununla birlikte, Mahkemenin kararında sıkça vurguladığı üzere bu üç kuralın farklı olması, onların bağlantısız olduğu anlamına gelmemektedir31. Dördüncü bir kural olarak da belirtilebilecek olan bir ilke vardır ki bu da bu üç kuralın bir bütün olarak ele alınması gerekliliğidir32.

Mülkiyet hakkı konusunda Devletlere aynı zamanda pozitif yükümlülük getirildiği yönünde Mahkemenin yapmış olduğu değerlendirmelerde, Mahkeme Devletlere getirilen bu pozitif yükümlülüğü Ek 1. Protokolün 1. maddesi kapsamında kullanmış olduğu üç kural analizinden 1. Kural bağlamında değerlendirmek eğilimindedir33.

Mülkiyet hakkının Korunması ve vergilendirme

Devletin egemenlik gücünden hareketle kamusal güç ve yetkilerle donatılmış olması, mülkiyet hakkına sınırsız şekilde müdahale edeceği anlamına gelmemektedir. Mülkiyet hakkının sınırlandırılmasının tabi olacağı bazı kurallar vardır. Diğer bir ifade ile kamu kurum ve kuruluşları keyfi bir şekilde kişilerin mülkiyet haklarını sınırlandıramazlar34.

Mülkiyet hakkının korunması esas olup, bunun sınırlanması istisnadır. Ek 1.Protokolün 1. maddesi hükmüne bakıldığında mülkiyet hakkının istisnaları diğer bir ifadeyle müdahale edilmesi iki istisnaya tabidir. Birincisi kamu yararı veya genel yarar nedeniyle uluslararası hukukun genel ilkeleri ile hukukun aradığı şartlar çerçevesinde kişiler mülkiyet hakkından mahrum bırakılabilir. İkincisi de vergilerin, diğer katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için kişilerin mülkiyet hakkına sınırlama getirilebilmektedir. Yasal yeterli bir dayanağı olduktan sonra Devlet mülkiyet hakkına müdahalede bulunabilir35.

Bununla birlikte, bu sınırlamaların gerçekleştirilebilmesi de istenildiği şekil ve miktarda olamaz. Madde metninden ve sözleşmenin geneline hâkim olan ilkelerden de anlaşılacağı üzere, mülkiyet hakkına müdahale kamu yararı veya genel yarar amacıyla yapılmalı, hukuka dayalı olmalı ve ölçülü olmalıdır. Bunlar yanında yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olması da Sözleşme’nin ihlal edilip edilmediğinin tespitinde önem arz etmektedir.

AİHM, hukuka dayalı olma durumunu yani hukukiliği geniş yorumlama yönünde iradesini kullanmıştır. Sadece kanunlarla yapılan düzenlemelere dayalı olarak yapılan müdahaleleri değil normlar hiyerarşisindeki kanunların altında olan mevzuat hükümlerini de hukukilik kapsamında değerlendirmiştir. Aynı zamanda hukuki bir dayanak olması müdahale için tek başına yeterli olmayıp, işbu düzenlemenin hukuk devleti ilkesine uygun şekilde yapılması, düzenlemelerin belirli ve öngörülebilir36 şekilde yapılmış olması ve kanunun taşıması gerekli niteliklerin olması gerektiği AİHM kararlarında vurgulanmıştır. Bu durumun demokratik bir toplumda olması gereken hukukun üstünlüğünden kaynaklandığı ve bunun Sözleşme’nin bütün maddelerinde geçerli olduğu AİHM kararlarında sık sık dile getirilmektedir. James ve Diğerleri/Birleşik Krallık Kararında Mahkeme “… tutarlı bir şekilde karara varılmıştır ki Sözleşmede geçen “kanun” veya “kanunilik” terimleri sadece iç hukuku ifade etmemekte ayrıca kanunun nitelik olarak hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşır olması anlamına gelmektedir.” ifadelerine yer vermiştir.

Mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla AİHM’e yapılan bir başvuru olduğunda Mahkeme öncelikle bu müdahalenin hukuki bir dayanak çerçevesinde olup olmadığını değerlendirmektedir. Bu ölçüt sağlanamadığı takdirde Mahkeme diğer ölçütlerle ilgili bir değerlendirme yapmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasında bulunabilecektir. Hentrich/Fransa37 kararında da değinildiği üzere, AİHM, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların bulunması halinde müdahalenin hukuka dayalı olduğu sonucuna varılabileceğini belirtmiştir.

Mülkiyet hakkına müdahalenin Sözleşmeye uygun olabilmesi için kamu yararına dayanıyor olması gerekmektedir. Bu AİHS’de açıkça ifade edilmiş olup, bu konuda Devlet organlarına da takdir yetkisi38 tanımaktadır. James ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararı kamu yararının tespiti konusundaki yerleşik içtihatlardan olup kamu yararının ilgili Devlet tarafından zamana ve mekâna göre farklılık gösterebileceğinin tespiti açısından da önemlidir. Ancak bu durumda da orantılılık ilkesine riayet edilmelidir. Aksi halde mahkûmiyet ile karşı karşıya kalabilecektir.

Yapılan bir müdahalede genel yarar veya kamu yararının olduğunu ispatlayacak olan Devlettir. Devlet uyuşmazlık olduğunda kamu yararını ispatlayıcı nitelikte bilgi ve belgeleri Mahkeme’ye sunmalıdır. Nelerin kamu yararı olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda da AİHM yerel makamlara geniş takdir yetkisi vermiştir. Çünkü kamu yararı kavramı geniş kapsamlı olup bunu en iyi değerlendirecek olanların yerel makamlar olduğu yönünde kararlarda belirtilmiştir.

Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olması yani orantılı olması da gerekmektedir. Ölçülülük veya orantılılığın tespitinde de toplumsal yarar ile kişisel yarar arasında adil dengenin olup olmadığına bakılmalıdır. Bunun belirlenmesinde de kişilere bireysel ve aşırı yük yüklenip yüklenmediğine bakılmaktadır. Hentrich/Fransa kararında Mahkeme “… mağdur olarak bireysel ve aşırı bir yük ile sıkıntıya sokulduğu” sonucuna vararak mülkiyet hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir. Scollo/İtalya davasında Devlet tarafında alınana önlemler vasıtasıyla mülkiyet hakkına müdahale edildiği ve bu müdahale esnasında seçilen yolun orantılı olmadığı sonucuna varmıştır. Buradan da şu sonuca varmak mümkündür. Devletin yapmış olduğu müdahale kamu yararına yönelik ve meşru bir amaca hizmet ediyor olsa dahi izlenen yol ile ulaşılmak istenilen hedef arasında makul bir orantılılığın bulunması gereklidir39. Bu konudaki iyi örneklerden biri Agosi/Birkleşik Krallık kararıdır.

Mülkiyet hakkına müdahalenin kapsamını belirlemek ile ilgili olarak AİHM’in verdiği önemli içtihatlardan biri de Chassagnou ve Diğerleri/Fransa davasında40 olmuştur. Mahkeme, bu davada müdahalenin orantılığını tespitinde geniş yorumlamayı kabul etmiş ve mülkiyete en küçük bir sınırlama bu kapsam dahilinde değerlendirmiştir. Bu konudaki görüşü daha sonra da devam ettirmiş olan Mahkeme, bu konudaki yorumunu daha vermiş olduğu kararlarda da devam ettirmiştir. Herrmann/ Almanya davasında41 da davacı, kendi mülkü üzerinde yapılan müdahaleye ahlaki açıdan karşı çıkmıştır. AİHM de davacının bu talebinde haklı olarak kabul etmiş ve kişinin mülküne yapılan müdahalenin etik olarak kendisine aşırı bir yük getirdiğine karar vermiştir42.

Özellikle Devletin vergilendirme ile ilgili olarak sahip olduğu geniş yetkisini kullanırken ölçülülük ilkesine riayet etmesi gerekmektedir. Diğer bir şekilde ifade edecek olursak, vergilendirme yetkisi çerçevesinde Devletin belirlemiş olduğu vergi politikaları kapsamında alınan tedbirler ile bu politikaları uygulayarak ulaşmak istediği sonuçlar arasında makul bir ilişkinin olması gerekir. Bu durum AİHM kararlarında “adil denge sağlamak” şeklinde de ifade edilmektedir. Başka bir şekilde söyleyecek olursak, Devletin vergi yoluyla müdahalesi sonunda kişiler aşırı bir yükle karşı karşıya kalmamalıdırlar.

Devlet bazı durumlarda yeni vergiler yürürlüğe koyarak veya yürürlükteki vergi oranları üzerlerinde değişiklikler yaparak kişilerin mülkiyet haklarına müdahalede bulunmaktadır. AİHM bu konuda Devletlere geniş takdir yetkisi tanımış olduğu için 1995 yılındaki Gasus Dosier ve Fördertchnik GmbH/Hollanda kararına karar birçok başvuruyu kabul edilmez olarak değerlendirmiştir. Vergilendirme ile ilgili kararlarının çok azında mülkiyet hakkının ihlali şeklinde değerlendirme yapmıştır.

AİHM vergilendirme yetkisini kullanılması konusunda Devletlere tanımış olduğu geniş takdir yetkisini kullanırken de yukarıda bahsedilmiş olan kriterler her zaman sınır oluşturabilecek niteliktedir. Uyulması gereken kriterlerden bazılarını şu şekilde sıralamamız mümkündür: Verginin kanuni bir dayanağının olması, kamu yararı ile bireysel yük arasında adil bir dengenin olması ve vergilerle ilgili düzenlemelerin öngörülebilir olması gibi.

Verginin asli amacı mali olmasına karşılık; sosyal, ekonomik, çevresel vs gibi farklı amaçlarının olduğu da bir gerçekliktir. Suçla mücadele, toplumsal gereklilikler, halk sağlığını korumak, kamu güvenliğini sağlamak43, çevre kirliliğini önlemek gibi amaçlarla da vergisel politikalarda değişiklikler yapılabilmektedir. Vergi ya da diğer katkıların mali olmayan amaçları da AİHM tarafından genel yarar kapsamında değerlendirilmektedir44.

Vergilendirme ile ilgili olarak AİHM’e yapılan bir başvuru olduğunda Mahkeme kişilere vergiler vasıtasıyla aşırı bir yük getirildiği ya da ilgilinin mali durumunun temelden sarsıldığı45 durumlarda başvuruyla ilgili değerlendirme yapmaktadır.

AİHM vergilendirme ve cezalarla ilgili olarak açılmış olan davalarda Ek 1. Protokol m.1’in ihlal edilip edilmediğini tespit ederken, kişilere kesilen cezanın ve verginin mükelleflerin mahrum oldukları haklarıyla orantılı olması gerektiği yönünde değerlendirme yaparak karar vermektedir46.

Vergilendirme yoluyla kişilerin mülkiyet haklarına bir müdahale AİHS’de öngörülen kıstaslar çerçevesinde olduğu müddetçe hukuki anlamda sorun yoktur.

Bununla birlikte, vergisel işlemler sebebiyle yapılan müdahale sadece ek vergi almak şeklinde değil, Devletin üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmemesi veya geç getirmesi sebebiyle de ortaya çıkabilmektedir. Bazı durumlarda kişiler kendi yapmış oldukları hatalı işlemler sebebiyle ya da idarenin yapmış olduğu düzenlemeler sebebiyle vergiyi fazla ödeyip daha sonradan bunu talep edebilmektedirler. Böyle durumlarda kişilerin önceden mülkiyetlerinden çıkmış bir paranın zamanında ve faiziyle mükellefe ödenmesi gerekmektedir. Şayet Devlet geri ödeme yapmaktan kaçınırsa veya bunu çok geç yaparsa bu durumda mükelleflerin mülkiyet haklarına yapılmış haksız bir müdahaleden bahsedebiliriz. Buffalo S.r.l in Liquidation/ İtalya47 kararında ve S.A. Dangeville/Fransa48 kararında Mahkeme fazladan ödenen verginin geri ödenmesindeki gecikmeyi ve geri ödemedeki imkansızlığı Sözleşmenin ihlali olarak nitelendirmiştir.

SONUÇ

Demokratik toplumların birçoğunun Anayasasında geçerli olan mülkiyet hakkının korunması AİHS’in Ek 1. Protokolünün 1. maddesi ile de koruma altına alınmıştır. Bu maddede öngörüldüğü üzere, Devlet herkesin mülkiyet hakkını koruma yükümlülüğü altındadır. Genel olarak negatif yükümlülük gibi değerlendirilen mülkiyetin korunması hakkı AİHM kararının bir kısmında pozitif yükümlülük olarak değerlendirilmektedir. Diğer bir ifade ile Devletler, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için birtakım önlemler de almak zorundadırlar.

Sözleşmenin genelinde olduğu gibi mülkiyet hakkının korunması konusunda değerlendirme yapılırken, Devletin yapmış olduğu işlemlerin (müdahalelerin) demokratik toplumlarda geçerli olup olmadığına bakılmaktadır.

Sözleşme mülkiyet hakkının korunmasını esas almış olmakla birlikte kamu yararı ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak ve yasada öngörülen şartlarla mülkiyet hakkına müdahalede bulunabilir.

Buna karşılık Devletlerin egemenlik güçlerinin sonucu olarak tahsil etmiş oldukları veya getirmiş oldukları ek vergisel yükümlülükler mülkiyet hakkında müdahale olarak nitelendirilmemektedir. AİHM vergiler konusunda Devletlere geniş takdir yetkisi tanımıştır. Her Devlet kendi egemenlik sınırları içerisinde uygulamış olduğu vergilerin nasıl ve hangi oranda olması gerektiği konusunda geniş yetki sahibidir. Ancak vergisel yükümlülüklerin mülkiyet hakkının ihlali olarak nitelendirilmemesi için kamu yararı ile kişi yararı arasında orantılılık olmalı yani adil bir denge olmak zorunda olduğu gibi, bu yükümlülüklerin kanun ve diğer düzenlemeler ile önceden düzenlenmiş olması gereklidir. Diğer bir ifade ile öngörülebilir olmalıdır. Bu gereklilikler çerçevesinde, AİHM önüne gelen davalarda Devletin geniş takdir yetkisini göz önünde bulundurarak hareket etmekte ancak vergilendirme ilkelerini de mutlaka göz önüne alarak kişilerin haklarının ihlal edilmesinin önüne geçmeye çalışmaktadır.

Son olarak, AİHM’nin mülkiyet hakkına ilişkin bir dava önüne geldiğinde, dava konusu olayla ilgili olarak değerlendirme yaparken şu soruların cevaplarını bulmaya çalışarak hareket ettiğini belirtmek lazım. “1-Vergilendirme yoluyla mülkiyet hakkına müdahale meşru bir temele dayanmakta mıdır? 2- Toplumun genel yararının gerektirdiği taleplerle bireylerin temel haklarının korunması için gerekli olan gereksinimler arasında adil denge gözetilmiş midir? 3- Adil dengenin gerçekleşmesi amaç ile kullanılan araç arasında orantılılık gerektirdiğinden, makul bir orantılılık ilişkisi kurulmuş mudur? Müdahale sonucunda kişi bireysel aşırı bir yüke katlanmakta mıdır?”49 Tüm bu sorulara verilecek cevaba göre mülkiyet hakkına yönelik bir ihlal olup olmadığı sonucuna varılabilmektedir.


  Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mali Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, neslihankaratas@hotmail.com
1 Gözübüyük, Şeref/Gölcüklü, Feyyaz (2013) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, 10. Baskı, Ankara, Turhan Kitabevi, s.417.
2 Kişiler tarafından birbirlerinin mülkiyet haklarına yapılacak olan müdahale ulusal hukukta yer alan düzenlemeler ve kurumlar aracılığıyla çözümlenmektedir.
3 Öncel, Mualla/Kumrulu, Ahmet/ Çağan, Nami (2014), Vergi Hukuku, 23. Baskı, Ankara, Turhan Kitabevi, s.2.
4 Yaltı, Billur (2006) Vergi Yükümlüsünün Hakları, İstanbul, Beta, s.43.
5 24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra Bakanlar Kuruluna verilen bu yetki Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacaktır.
6 Vergileme ilkeleri ile ilgili olarak detaylı bilgi için bkz. Akdoğan, Abdurrahman (2013) Kamu Maliyesi, 13. Baskı, Ankara, Gazi Kitabevi, s.202 vd.
7 Güveyi, Nazmiye (2016) Mülkiyet Hakkına bir Müdahale Aracı Olarak Vergilendirme, Legal Mali Hukuk Dergisi, C:12, S:141, s.2612.
8 Akıllıoğlu, Tekin (2012) “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Mülkiyet Hakkı Ve Kazanılmış Hak Üzerine Bazı Gözlemler” İdare Hukuku ve İlimler Dergisi, C:15, S:2, s.11
9 Bramelid ve Malmström/İsveç kararında şirket hisseleri mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
10 Stran Greek Refineries ve Stratis Andreadis/Yunanistan kararında AİHM tahkim kararının mülk olarak kabul edilmesi kararını almıştır.
11 AİHM 1975 yılında vermiş olduğu Müller/Avusturya kararında emeklilik fonuna yapılan ödemenin, bu fonun bir bölümünde mülkiyet hakkına sahip olunabileceğini belirtmiştir. Ancak bu korumanın gerçekleşmesi, iç hukukta var olan emekli maaşı ve sosyal güvenlik hakları için mümkündür.
12 Mellacher-Avusturya kararında kira alma hakkının elinden alınmasının malvarlığının kamulaştırılması gibi değerlendirilebileceği, bundan dolayı da mülkiyet kapsamında olduğu kararını vermiştir.
13 Tre Traktörer Aktiebolag/İsveç Kararında bir işin yürütülmesiyle ilgili ekonomik çıkarlar 1. Protokolün 1. maddesi kapsamında mülkiyet kapsamında değerlendirilmiştir.
14 Carss-Frisk Monica “Mülkiyet Hakkı” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 No’lu Protokolünün 1. maddesinin uygulanmasına ilişkin kılavuz, İnsan Hakları El Kitapları, s.6.
15 Sarı, Gürbüz (2006), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1. Protokole göre Malvarlığı Haklarının Korunması, İstanbul, Beta, s.2
16 Aida, Grgić/Zvonimir, Mataga/Matija, Longar/Ana, Vilfan (2007) “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Mülkiyet Hakkı-Klavuz Kitap” Avrupa Konseyi, İnsan Hakları El Kitapları, Numara 10, s.6.
17 Gasus Dosier ve Fördertchnik GmbH/Hollanda kararı, Başvuru No:15375/89, T:25.02.1995. s.e.t.25.04.2018
18 Yaltı, s.48.
19 Öneryıldız ve Diğerleri/Türkiye Kararı, Başvuru No:48939/99, T:30.11.2004, §124.
20 Devlete, kanunların izin verdiği durumlar dışında hakka müdahale etmeme görevi yüklemektedir.
21 Kişilerin kendilerine tanınmış olan haklarda etkin şekilde yaralanabilmesi için Devletin bazı tedbirler almasını yani, Devletin aktif şekilde müdahale etmesini gerektirmektedir. Devletlere getirilen pozitif yükümlülükler Mahkeme içtihatları ile şekillenmiş olup, Sözleşmenin 1. maddesi ve diğer maddelerinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkmıştır.
22 Şimşek, Suat (2012) “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarına Göre Mülkiyet Hakkının Korunması Açısından Devletlerin Pozitif Yükümlülükleri” Sayıştay Dergisi, S:84, s.3.
23 Öneryıldız ve Diğerleri/Türkiye Kararı, §135 “…Devlet görevlileri ve makamları başvuranın mülkiyet çıkarını korumak için ellerinden geleni yapmamıştır…”.
24 Broniovski/Polonya Kararı, Başvuru No:31443/96, T:22.06.2004. Mahkeme tarafında mülkiyet hakkı ile ilgili olarak verilen pilot karar olarak nitelendirilmiştir. Bkz s.e.t.23.04.2018.
25 Öneryıldız ve Diğerleri/Türkiye Davasında bu durumu Mahkeme açıkça belirtmiş olup, sorunların nasıl çözüleceği ile ilgili olarak Mahkemenin ulusal makamların yerine geçme gibi bir niyetinin de olmadığına vurgu yapmıştır.
26 Yaltı, s.63.
27 Şimşek (2012), s.8.
28 Sporrong-Lönnroth/İsveç Kararı, Bavuru No: 7151/75, 7152/75, T:23.09.1982.
29 Sarı, s.48.
30 Carss-Frisk, s.34. 1993 tarihli Papamichalopoulos-Yunanistan kararı buna güzel bir örnek oluşturur.
31 Gümüşkaya, Gamze (2010) “Mülkiyet Hakkına Vergisel Müdahaleler Bakımından İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne Kişisel Başvuru” İstanbul, On İki Levha, s.85.
32 Gemalmaz, H. Burak (2014) “Mali Güç Ölçütünü Dikkate Almayan Aşırı Vergi Mülkiyet Hakkı İhlalidir: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Macaristan’a Karşı14 Mayıs 2013 Tarihinde Verdiği NKM Kararının İncelenmesi” İstanbul Barosu Dergisi, C:88, S:2,s.134.
33 Şimşek (2012), s.6.
34 Gemalmaz (2014), s.132
35 Renucci, Jean François (2013) Droit Européenne des Droit de l’Homme-Droits et Libertés Fondamentaux Garantis par la CEDH, 5éme Edition, Paris, LGDJ Lextenso Editions, s.261.
36 Guiso-Gallisay/ İtalya Kararı, Başvuru No: 58858/00, T:08.12.2005, § 82-83
37 Hentrich/Fransa Kararı, Başvuru NO: 13616/88, T:22.09.1994.
38 James ve diğerleri/Birleşik Krallık Kararı, Başvuru No:8793/79, T:21.02.1986, §46.
39 Carss-Frisk, s.52.
40 Chassagnou ve Diğerleri/Fransa Kararı, Başvuru No: 25088/94, 28331/95 et 28443/95, T:29.04.1999.
41 Herrmann/ Almanya, Başvuru No:9300/07, T:26.06.2012.
42 Renucci, s.263.
43 Şimşek, Suat (2010) “Vergi Politikaları, Mülkiyet Hakkı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi” Maliye Dergisi, S:159, Temmuz-Aralık, s.331.
44 Gümüşkaya, s.148.
45 Aida/Zvonimir/Matija/Ana, s.46
46 Moon /Fransa, Başvuru No:39973/03, T:09.07.2009, §51.
47 Başvuru No:38746/97, T:22.07.2004.
48 Başvuru No:36677/97, T:16.04.2002
49 Yaltı, s.51.

YASAL UYARI : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları yazara aittir. Yazar adı ve "vergialgi.net" internet sitesi adı kullanılmadan alıntı yapılamaz.
VERGİALGI, yeni e-konomi'nin bilgi paylaşım platformudur.