Nazmi KARYAĞDI
Nazmi KARYAĞDI

Bakanlar Kurulu’nun Vergi Cennetlerini Belirlemesi ve Sonuçları

2173

VERGİALGI.net sitesini yakından takip edenler hatırlayacaktır. Geçtiğimiz haftalarda yazdığımız “Double Irish Cream: Türkçesiyle Kaymaklı Ekmek Kadayıfı veya Çifte Kavrulmuş Lokum”  yazımızın sonunu:

“Türkçeye “double irish cream”ı nasıl çevirebiliriz diye düşündüğümüzde ilk akla gelenler; kaymaklı ekmek kadayıfı ya da çifte kavrulmuş Türk lokumu oldu.

Ne dersiniz, vergicilik alanında çifte kavrulmuş Türk lokumu konusunda (vergi cennetleri) yapılması gereken bir şeyler yok mu?”

diyerek bitirmiştik.

Bu yazıdan sonra okuyucularımızdan sorunun cevabının ne olduğu yönünde karşı sorular aldık.

2006’da yapılan Kurumlar Vergisi Kanunu reformu

2006 yılında kurumlar vergisi reformu kapsamında yasalaşan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yer alan düzenleme ile Bakanlar Kurulu’na bir yetki verilmişti. Bakanlar Kurulu bu yetki çerçevesinde;

  • Kazancın elde edildiği ülke vergi sistemi, Türk vergi sisteminin yarattığı vergilendirme kapasitesinden daha düşük düzeyde bir vergilendirme imkanı sağlıyorsa,

  • Kazancın elde edildiği ülke ile Türkiye arasında bilgi değişimi yoksa,

bu ülkeyi “vergi cenneti” olarak tanımlayabilecekti.

Vergi cenneti olarak nitelenen ülkelerde yerleşik gerçek veya tüzel kişilere çeşitli adlar altında yapılacak ödemelerin, Türkiye'deki vergi matrahlarını azaltmak amacıyla kullanılmasının önüne geçmeyi amaçlayan düzenlemenin iki alanda uygulaması bulunuyordu.

  • Bu ülkelerde veya bölgelerde bulunan kişilerle yapılmış tüm işlemler transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımında ilişkili kişi tanımına giren kişilerle yapılan işlem olarak değerlendirilecek ve bu yolla Türkiye’deki gelir ya da kurumlar vergisi beyanlarının aşındırılması önlenecek (KVK, Md-13/2).

  • Bu ülkelerde yerleşik olan veya faaliyette bulunan kurumlara (Türkiye’deki tam mükellef kurumların bu ülkelerde bulunan iş yerleri dahil) nakden veya hesaben yapılan veya tahakkuk ettirilen her türlü ödemeler üzerinden, bu ödemelerin verginin konusuna girip girmediğine veya ödeme yapılan kurumun mükellef olup olmadığına bakılmaksızın % 30 oranında vergi kesintisi yapılacaktır (KVK, Md- 30/7).

Her iki düzenleme de, Türkiye’de vergilendirilmesi gereken bir kazancın, zararlı vergi rekabeti sonucunda düşük vergili ya da vergisiz bir ülkeye aktarılarak vergi kaybına yol açılmasını önlemek için getirilmişti.

Türk halkına aktarılması gereken kaynakların vergisiz ya da düşük vergili ülkelere (vergi cennetlerine) aktarılması ancak bu kazancın elde edilmesine ilişkin her türlü çevre kirliliği, doğal kaynak tüketimi ve diğer maliyetlerin Türkiye’ye bırakılması kabul edilebilir bir durum değildir. Nitekim kanun koyucu (TBMM) bu durumun önüne geçmek için, yerinde bir yaklaşımla, yeni Kurumlar Vergisi Kanunu’nda bu düzenlemeleri getirmişti.

Yaklaşık 8 yıldır belirlenemeyen “vergi cennetleri”

Bakanlar Kurulu’nca vergi cenneti ülkelerin belirlenmesi sonucunda, “Double Irish Cream”in Türkçe versiyonu olan “Çifte kavrulmuş Türk lokumu” yöntemiyle yurt dışına aktarılan kaynaklar yurdumuzda kalmış olacaktır.

Ne dersiniz; dolaylı vergiler nedeniyle Türkiye’nin gerçek vergi rekortmeni olan halkımız, bir an önce ülke kaynaklarının ülkemizde kalması için bu belirlemenin yapılmasını beklemiyor mu?

YASAL UYARI : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları yazara aittir. Yazar adı ve "vergialgi.net" internet sitesi adı kullanılmadan alıntı yapılamaz.