Yılmaz ARGÜDEN
Yılmaz ARGÜDEN

Yaşam Kalitesi

1345

Yaşam kalitesi tanımı ve ölçülmesi güç bir kavram. Çünkü birbirinden farklı birçok boyutu içeriyor ve zaman, mekân ve kişiye göre farklılık gösteriyor. Bu nedenle, yaşam kalitesi göreceli, öznel bir kavramdır. Ancak, yaşam kalitesini “insanların birey ve topluluk olarak özlemlediklerini gerçekleştirebilmeleri” olarak tanımlamak bu dinamikliği, göreceliliği ve öznelliği de içinde barındırıyor. Çünkü, insanoğlunun belki de en önemli özelliklerinden birisi bulduğunla yetinmeyip, her zaman daha iyisine özlem duymasıdır. Gelişmenin temeli, bu daha iyiyi arama dürtüsüdür.

Bu nedenle yaşamda kaliteyi yakalama çabası, insanın her zaman daha iyiyi arama güdüsünü karşılama çabasıdır. Peki, insan yaşamda neleri arar? İşte bu sorunun cevabı binlerce yıldır, filozofları, bilim adamlarını, devlet adamlarını uğraştıran, her insanın kendisine zaman zaman sorduğu, ancak tek bir cevabı olmayan bir soru.  Hatta farklı dini inançların bile ‘nirvana’ için farklı tanımları var. Zaten yaşamı tanımlayan da bir çok boyut var: insanın (i) yemek, su, barınma, uyku, sex gibi biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarının karşılanması, (ii) güvenlik, tehlikelerden korunma ihtiyaçlarının karşılanması, (iii) bir gruba ait olma, aile, ilişki kurabilme, sevgi görme ihtyaçlarının karşılanması, (iv) bağımsız davranabilme, toplumda saygın bir konum elde edebilme, başarılı olabilme ihtiyaçlarının karşılanması, (v) bilgi ve deneyimini geliştirme, yaşamda anlam bulabilme gibi zihinsel ihtiyaçlarının karşılanması, (vi) güzellik, sanatsal zenginlik gibi estetik ihtiyaçlarının karşılanması, (vii) kendini geliştirme, farklı deneyimler edinebilme gibi güdülerinin karşılanması, (viii) başkalarının kendilerini geliştirebilmelerine yardımcı olabilme güdülerinin karşılanması gibi.

Bu nedenle, bir toplumdaki yaşam kalitesinden bahsedilirken sadece yaşam süresinin uzunluğu veya gelir düzeyinin yüksekliği değil, tüm bu boyutlardaki çeşitliliğin ve elde edilen düzeyin de ifade edilmesi gerekiyor. Üstelik, bir toplumdan bahsederken sadece en iyilerin ulaştıkları seviye değil, aynı zamanda ortalama insanın ulaştığı seviye ve en mahrum konumda olanların durumlarını da değerlendirmek gerekiyor. 

Yaşam kalitesini ölçmeye çalışan uluslararası kuruluşlar temel boyutları;

1) uzun ve sağlıklı ömür,
2) bilgi ve eğitim düzeyi, ve
3) kişi başına gelir düzeyi olarak belirliyorlar.

Ancak, bu boyutlara önemli birkaç kavramın daha dahil edilmesi gerekir.  Örneğin, yaşam kalitesinin önemli bir boyutu da güvenliktir. Güvenlik kavramını sadece ulusal güvenlik veya asayişi korumak olarak değil, aynı zamanda insanların incinme, kaza, afet, açlık, işsizlik, hastalık ve şiddetten korunması olarak da değerlendirmek gerekir.  Nitekim, ulusal tehditler açısından çok güvenli bir ülkede pek çok güvensiz insan bulunabilir. Bu nedenle, yaşam kalitesinin önemli bir boyutu da yaşam güvenliğini içeren yeni ve genişletilmiş bir güvenlik ortamı oluşturulmasıdır.

Yaşam kalitesini belirleyen önemli boyutlardan birisi de adil bir ortamda yaşayabilmektir. Adalet, insanın en köklü ihtiyaçlarından biridir. Haksızlığa uğradığımız duygusuna bir kere kapıldık mı, yaşamımıza kalite katan hiçbir şey zevk vermez olur. Adalet her bireyin, toplumun ve devletin saygı göstermesi gereken bir ilkedir. Adalet yalnızca eşit haklar veya yasaların herkese aynı şekilde uygulanması değildir, aynı zamanda gerçek fırsat eşitliği demektir.

Yaşam kalitesini belirleyen boyutlardan birisi de insan haklarına saygıdır. Geleneksel olarak insan hakları, hiç kimsenin cins, renk, ırk, dil, din, sosyal sınıf ya da politik inançlarından ötürü ayrımcılığa uğramaması temel ilkesine dayanır. Demokrasi de genel olarak oy verme hakkı, düşüncesini ifade etme özgürlüğü ve benzeri haklarla tanımlanır. Oysa artık insan hakları da, demokrasi de bunların ötesine geçiyor. Artık esas olan, insanların geleceklerini biçimlendirmede söz sahibi olmasıdır, kendilerini ilgilendiren konularda karar alma süreçlerine katılabilmesidir. Modern çağın insan hakları ve demokrasi kavramlarının içeriği budur. Yönetim kavramından, katılımı ve karşılıklığı ifade eden “yönetişim” kavramına geçişin temelinde de bu dönüşüm vardır. 

Ancak, toplumsal açıdan yaşam kalitesini değerlendirirken sadece belli bir zaman kesitindeki durumu değil, aynı zamanda gelecek nesiller için nasıl bir ortam hazırlandığı konusu da değerlendirilmelidir. Zenginliğini sadece zevk ve sefa için kullanıp, gelecek nesillerin yetiştirilmesine yeterli kaynak ayırmayan veya bugünkü zenginlik için çevreyi kirletmekten çekinmeyip gelecek nesillere çözülmesi güç sorunlar bırakan toplumların da yaşam kalitesinin iyi olduğu söylenebilir mi?  Bu nedenle, yaşam kalitesinin en temel boyutlarından birisi de sürdürülebilirliktir.

Yaşam kalitesini belirleyen bir boyut da sorumluluk üstlenerek başkaları için faydalı olabilmektir. Çünkü, paylaşma ve yardım davranışları ve bu davranışların sonucunda kişinin hissettiği manevi tatmin duygusu yaşam kalitesini arttırır. 

Bu nedenle, yaşam kalitesini artırabilmek yaşamın her alanını içeren bir toplumsal hareketi gerektirir. Bir yandan her günün bir öncekinden daha iyi geçebilmesi için gerekli adımların toplumun her kesimi tarafından atılması sağlanırken, diğer taraftan da gerçekçi ama zorlayıcı beklentilerin oluşturulmasına önem verilmesi hem toplumsal gelişim hızının artırılmasına, hem de bu gelişim süreci içerisinde toplumsal mutluluk düzeyinin ve motivasyonun yüksek tutulmasına yardımcı olur.

YASAL UYARI : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları yazara aittir. Yazar adı ve "vergialgi.net" internet sitesi adı kullanılmadan alıntı yapılamaz.