Hasan Halil GÖNÜL
Hasan Halil GÖNÜL

Emlak Vergileri Artırılmalı mıdır?

1639

Bilindiği üzere ülkemizde binalar, arsalar ve araziler Emlak Vergisi Kanunu uyarınca emlak vergisine (aslında bina ve arazi vergilerine) tabidirler. Bu vergiler vergi daireleri tarafından toplanırken 1986 yılından itibaren belediyeler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilmeye başlanmıştır. Böylece belediyelere doğrudan kaynak yaratılmak istenmiştir. Ancak emlak vergisi gelirleri halen belediyelerin gelirleri için de önemli bir yer oluşturmamaktadır. Buna karşın genel bütçe vergi gelirlerinden belediyelere aktarılan payların belediye gelirleri içindeki payı, belediye türlerine göre değişmekle birlikte, %50’ler dolayında bulunmaktadır. Yani yerel yönetimlerin en önemli unsuru olan belediyeler büyük oranda merkezden aktarılan paylara bağımlıdırlar.

Emlak vergisi, vergi türü olarak “mülkiyet üzerinden alınan vergiler” kapsamında değerlendirilmektedir. Ülkemizde bu türdeki diğer vergilere örnek olarak motorlu taşıtlar vergisi ve veraset ve intikal vergisi sayılabilir. Bu nitelendirmeler -mükellefler bakımından pratik bir önemi bulunmamakla birlikte- vergi politikalarının belirlenmesi bakımından önemli siyasi tercihlere işaret etmektedir. İhtiyatlı olunması gerekmekle birlikte servet üzerinden alınan vergilerin daha adil olduğu ve gelir dağılımının düzeltilmesine katkı sağladığı kabul edilmektedir.

Vergi politikalarının amacı
Vergi politikaları ile ulaşılmak istenen bir çok amaç olabilmektedir. Başta bütçeye gelir elde etmek olmak üzere bunların en önemlileri arasında; gelir dağılımını düzenlemek, çeşitli faaliyetleri, kişi gruplarını veya sektörleri teşvik etmek ve tüketimi yönlendirmek sayılabilir. Bu alanda yapılan tercihlerin çoğunluğu siyasi iktidarın genel politikasını yansıtmaktadır.

Ancak bir ülkenin vergi sistemi, sadece siyasi tercihlerle açıklanabilecek kadar basit de değildir ve başta ekonomi olmak üzere bir çok değişkene bağlı olarak zaman içinde değişime uğramakta ya da gelişmelerden etkilenmektedir.

Vergi ve ekonomik büyüme

Örneğin, 2008 yılında başlayan kriz sonrasında, vergi sisteminin ekonomik büyüme ile olan ilişkisi daha da ilgi çekmeye başlamıştır. Çeşitli çalışmalarda vergilerin ekonomik büyümeye katkı mı yaptıkları yoksa engelleyici bir unsur mu oldukları incelenmiştir. Aslında krizin başlamasından önce yapılan ve sıkça atıf yapılan önemli bir çalışma OECD tarafından 2008 yılında yayınlanmış olan “Vergi ve Ekonomik Büyüme” adlı çalışmadır. Bu çalışma daha sonra 2010 yılında yine OECD tarafından yayınlanan “Vergi Politikası Reformu ve Ekonomik Büyüme” adlı kitapta da yer almıştır.

Söz konusu çalışmada varılan sonuçlar aşağıda özetlenmiştir:

  • Elde edilen toplam vergi tutarını değiştirmeyecek şekilde, gelir üzerinden alınan vergilerin bir kısmının büyüme bakımından “saptırıcı etkisi” az olan vergilere kaydırılması gerekmektedir.
  • Bu saptırıcı etkisi az olan vergilerin başında -özellikle konutlardan- alınan emlak vergisi gelmektedir. Buradaki varsayım yatırım amaçlı konut alımını zorlaştırmak ve büyümeye katkısı daha fazla olan diğer alanlara yatırımı teşvik etmektir. Bu nedenle benzer şekilde yatırım amaçlı gayrimenkul alım-satımında uygulanan işlem vergileri de (tapu harçları) artırılabilir.
  • Daha pratik ve kolay olan ise gelir üzerinden alınan vergilerin bir kısmının tüketim vergilerine doğru kaydırılmasıdır.
  • Ancak bu durumda da tüketim vergilerinin “artan oranlılık” niteliği gündeme gelmektedir. Tüketim vergileri, -indirimli oranda KDV uygulamasının varlığına karşın- gelir vergisinde olduğu gibi gelir düzeyine bağlı olarak artış göstermemektedir. Bu da büyüme ile gelir dağılımı arasında bir tercih yapılmasını gerektirmektedir.
  • Büyümeye etkisi bakımından gelir üzerinden alınan vergilerden kurumlar vergisi, (kişisel) gelir vergisine göre daha saptırıcı bir vergidir çünkü büyümeyi asıl etkileyen şirketlerin faaliyetleridir. Ayrıca bazı sektörlere/faaliyetlere sağlanan teşvikler de şirketleri büyümeye daha fazla katkı yapabilecekleri alanlardan uzaklaştırmaktadır.
  • Bütün bunlara karşın vergi gelirlerinin yapısının değiştirilmesi, bir vergi sisteminin tümden geliştirilmesinin alternatifi de değildir.

Görüldüğü üzere büyümeye karşı en az saptırıcı etki bakımından yapılan değerlendirmeye göre en “iyi” vergi emlak vergisidir. Bunu tüketim vergileri izlemektedir. Kurumlar vergisi ve gelir vergisi büyümeye olumsuz etki yapmaktadır.

Yukarıda değinilen çalışmanın konusu gereği emlak vergilerinin büyümeye olan katkılarına vurgu yapılmış olmakla birlikte, bu husus ülkemiz açısından değerlendirildiğinde; belediyelerin sağlam gelir kaynaklarına kavuşmaları, yerel hesap verilebilirliğin artırılması ve mülkiyet üzerinden alınan vergilerin toplam vergiler içindeki payının artırılması gibi farklı yönlerden de etkisi olabileceği ortadadır.

Ancak yazımızı, raporun sonunda da değinildiği gibi “Bütün bunlara karşın vergi gelirlerinin yapısının değiştirilmesi, bir vergi sisteminin tümden geliştirilmesinin alternatifi değildir” uyarısıyla bitirmekte yarar görüyoruz.


http://www.oecd.org/tax/tax-policy/41000592.pdf

http://www.keepeek.com/Digital-Asset-Management/oecd/taxation/tax-policy-reform-and-economic-growth_9789264091085-en#page1

YASAL UYARI : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları yazara aittir. Yazar adı ve "vergialgi.net" internet sitesi adı kullanılmadan alıntı yapılamaz.